"Eğer siz Allah'a (dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar." (Muhammed Suresi/7)
Bugün Gazze'de taşın altında kalmış bir çocuk ağladığında, yalnızca annesi değil, arş-ı âlâ sarsılır. Çünkü o çocuk yalnız bir bedenden ibaret değildir; o çocuk, bir ümmetin sabrı, bir çağın sınavı, bir zalimin sonu ve bir kudretin şafağıdır.
Bu bir yazı değil. Bu, bir yakarıştır. Bu, bir haykırıştır. Bu, taşlanmış peygamberlerin, aç susuz kalmış mücahitlerin, zindanda Kur'an ezberleyen mazlumların dilinden Allah'a yükselen bir çağrıdır.
Artık apaçık görülmelidir ki; Allah'ın yardımı ne silahın büyüklüğüne, ne orduların sayısına, ne de diplomasinin cilasına bakar. Allah'ın yardımı sadakate, teslimiyete ve kulluğun ihlasına iner. Ve bugün eğer bir coğrafyada bu üçü bir aradaysa, o da Gazzeli müminlerin yüreğindedir.
Sadakatin Bedeli, Tevekkülün Gücü
İslam tarihi boyunca nice az topluluklar, nice devleri yerle yeksan etmiştir. Bedir’de 313 kişi, bin kişilik müşrik ordusunu darmadağın ettiğinde, ellerinde kılıçtan çok dua, zırhtan çok iman vardı.
Ve Allah, şöyle buyurdu:
"Nice az topluluklar vardır ki, Allah'ın izniyle çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara/249)
Bugün Gazze’de, taşla tankı durduran bir çocuk, Batı'nın çelik zırhlı zihniyetine tokat gibi inmektedir. Çünkü onun sadakati, ölümle pazarlık yapmaz. Çünkü onun tevekkülü, gıdası yokken bile Allah’ın ona gökten yardım indireceğine iman eder.
Biz ne yazık ki bugünün şehirli Müslümanları olarak sabrın bile markette satılan bir şey olduğunu sandık. Duanın bir alışveriş yöntemi, ibadetin bir alışkanlık, imanın ise sadece bir kimlik kartı olduğunu zannettik. Oysa Gazze, bize tekrar hatırlattı:
İman, yalnızken Allah’tan yana olmaktır.
İman, herkes susarken hakikati haykırmaktır.
İman, suyun yokken abdest, ekmeğin yokken oruç, canın pahasına secdedir.
Zulmün Mühendisi Emperyalizm ve Siyonizm
Yüz yıl önce ümmeti böldüler. Sınırlar çizdiler, diller böldüler, mezhepler üzerinden kin ektirdiler. Emperyalizmin kanlı kalemiyle çizilen bu haritalar hâlâ kan akıtıyor. Her taşın altında bir Mossad izi, her yıkımın ardında Batı aklı, her gözyaşının arkasında Birleşmiş Milletler sessizliği vardır.
Gazze’de 6 yaşındaki bir çocuk ölünce New York’ta bir ışık bile sönmüyor. Ama o çocuğun adını bilmeyenler, onun mücadelesiyle uyandıkları sabahlarda kendilerinden utanacaklar. Çünkü Gazze, yalnızca bir coğrafya değil, insanlığın vicdan testidir.
Ve bu testte Müslüman liderler sınıfta kalmıştır.
Yöneticilere Serzeniş ve Mazlumlara Dua
Ey koltuklarında rahatça oturup sadece kınamakla yetinen yöneticiler!
Bu çocuklar sizin itibarınızla değil, Allah’ın yardımıyla yaşıyor!
Onlara bir koridor bile açmayan, bir ambargoyu bile kıramayan, sadece nutuk atan ve ekranlarda timsah gözyaşları döken yöneticiler… Allah size değil, o çocuklara yardım ediyor. Çünkü onlar gerçek Müslümanlığı canlarıyla ispatlıyorlar.
“Ey Rabbimiz! Bizi zalim kavme karşı muzaffer kıl.” (Bakara/286)
Bu dua yalnızca bir temenni değil, bir mücadelenin niyazıdır.
Bugün bir şey yapamamanın utancı içinde diz çöküyoruz ama Allah’a da yakarıyoruz:
“Allah’ım, bizler elimizden geleni yapamamanın ıstırabıyla kavruluyoruz. Bizleri, bu etkisiz ve yetkisiz olan, yalnızca bahane üreten yöneticiler yüzünden helak etme!”
Gazze-Kur’an’ın Yaşayan Sayfası
Gazze’nin her sokağı, bir sahabenin izini taşıyor. Her enkaz, bir ayetin yeryüzüne düşen haykırışı gibidir.
"Onlar, kendilerine zulmedenlerle karşılaştıklarında, 'Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir topluluğa karşı bize yardım et!' derler." (Bakara/250)
Bugün bu dua, çocukların ağzında. Kadınların feryadında. Yıkıntılar altındaki bebeklerin hâl diliyle Rabbine yükseliyor.
Bizler dışarıdan izlerken, onlar Kur’an’ın yaşayan muhatapları olmuşlardır. Çünkü hayat, onları ayet ayet pişirmiştir.
Ve unutmayalım:
Kur’an sadece okunan değil, yaşanan bir kitaptır. Ve Gazze’de her ayet yaşanıyor.
Mutlak Kurtuluşun Anahtarı-İman ve Direniş
Dünya değişiyor. Ordular çöküyor. Sistemler iflas ediyor. Ama direniş hâlâ ayakta. Çünkü hak yıkılmaz. Ve iman yıkılmaz.
Mazlumlar yeryüzünün gerçek efendisidir. Çünkü onların yüreğinde Allah vardır.
"Zulmedenler nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara/227)
Ve o gün yakındır.
Mazlumlar ağlıyor, evet. Ama gözyaşları dua oluyor. O dualar arşa yükseliyor. O arş, zalimlerin üzerine devrilecek.
Bir Uyanış Çağrısı-Sözde Değil Özde Müslümanlık
Ey Müslümanlar!
Artık süslü camilerde hutbe dinlemekle değil, Gazze’nin enkazından gelen feryatla uyanmak zorundayız. Müslümanlık, yalnızca bir aidiyet değil, bir eylemdir.
Eğer sadakat yoksa, yardım da yoktur.
Eğer tevekkül yoksa, istikamet de kaybolur.
Eğer gerçek iman yoksa, zulüm galip gelir gibi görünür.
Ama görünene aldanmayın:
Allah’ın vaadi haktır. Zalimler mutlaka kaybedecek.
Mazlumlar mutlaka dirilecek.
Ve bu çağın Musa’ları, bu çağın Firavunlarını denizde boğacak.
Ya Direnerek Yaşarsın Ya Zilletle Ölürsün
Gazze bugün hepimize Kur’an’dan haykırıyor:
“Ya Allah’tan yana ol, ya sus ve utan!”
Çünkü artık tarafsızlık, zulmün ortağı olmaktır.
Çünkü artık susmak, namuslu olmanın değil, korkaklığın ifadesidir.
Ve Allah korkakları sevmez.
"Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vererek satın almıştır." (Tevbe/111)
Gazze, bu alışverişi yaptı.
Peki ya biz?
Ey Rabbimiz! Bizi utandırma, bizi iman edenlerle birlikte yaz!
Erol Kekeç/09.05.2025/Sancaktepe/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder