21 Mayıs 2025 Çarşamba

Bir Çocuk Bir Sucuk Bir Ülkenin Vicdanı



Bugün hastanede  küçük bir operasyonun ardından eşimle eve dönerken bir marketin önünden geçtik. Ufak tefek birkaç eksik için durduk. Eşim, "Birkaç şey daha lazım, bekle sen ben hemen alıp geleyim" dedi. Markete girdi, biraz sonra elinde poşetlerle geri geldi. Poşetleri bagaja koyduk, arabaya bindik ve evin yoluna koyulduk. Ama yüzü asıktı, sessizdi. Bir süre sonra dayanamadım ve "Hayır ola, neden moralin bozuldu?" dedim. "Boşver" dedi kısa ve kırkık bir sesle.

İçim daraldı, "Haydi söyle, seni bu kadar sarsan ne oldu?" dedim. Gözleri doldu, sesi titredi.

Ve anlattı:

"Et reyonunun önünden geçerken dört yaşlarında minicik bir kız çocuğu annesine 'Anne bunlar çucuk mu?' dedi. Annesi 'Evet kızım sucuk' diye cevap verdi. 'Peki ondan alacak mıyız?' diye sordu kızı. Annesi mahcup bir tebessümle 'Yok, alamayız' dedi. Ama kız çocuğu çok merak ediyordu; İçi gidiyordu belli ki, 'Anne, ben tadını çok merak ediyorum, nasıl bir şey?' diye ısrar etti. Annesi elinden tuttu ve 'Paramız çok olunca alırız kızım' diyerek yürüdüler."

Bu sözler yüreğimi dağladı. İçime bir yumruk oturdu. Çaresizlikle, "Peki sen alıp verseydin?" dedim. Gözleri yere indi, "O kadar gücüm yoktu" dedi.

O an, eşimle birlikte o acıya ben de ortak oldum. O minicik kızın hayalinde sadece bir dilim sucuk tadı varken, bizim gerçekliğimiz tok karınla yapılan israf sofraları.

Evet, ülkenin gerçeği bu. Kimse inkâr edemez. Ama gelin görün ki, ülkenin başındakiler sorulduğunda, "Vatandaşımızın alım gücü yerinde, refah seviyesi artıyor, herkes memnun" diyorlar. Kimi verilerle oynamayla gerçeği örtmeye çalışıyor.

Ama sokak başka bir şey söylüyor. Market reyonlarında bakıp da alamayan, fiyat etiketiyle hayalleri arasında kaybolan anne babalar, "tadı nasıl acaba?" diye sormaya cesaret eden ama cevap alamayan çocuklar var bu ülkede.

Ben şahsen iki yıldır bir dönercide oturup et döner yemedim. Oysa dört yıl öncesine kadar misafirim geldiğinde tereddütsüz ikram edebilecek bir konumdaydım. Artık evimize giren et ayda bir bile olmuyor. O da bütçeyi zorluyor, bir çok şeyden kısıp alıyoruz.

Ama devlete bakıyorsun, "İtibardan tasarruf olmaz" diyor. Makam arabaları, protokol sofraları, yurtdışı gezilerinde 5 yıldızlı oteller, her şey lüks, her şey ihtişam. Yani halk, sucuğun tadını hayal ederken onlar bilmem hangi ülkede hangi markanın 60 yıllık içeceğinin tadını çıkarıyorlar.

Yoksulluk bu ülkede sadece sayılarla ifade edilmiyor, çocukların ruhunda yaşanıyor. "Annem sucuk alacak mı?" diye merak eden minik kalplerin, "Hayır kızım, alamayız" cevabıyla sönen ümitleriyle büyüyor bu milletin geleceği.

Ve biz, "Neden sesi çıkmaz halkın?" diye soruyoruz. Çünkü yoksulluğu kanıksamışız. Yoksulluk sırf fiziksel bir eksiklik değil; ahlaki, vicdani ve insani bir çöküşün sembolü haline geldi.

Yine de bunları gündem yapmıyoruz. Konuşursak "ajitasyon" diyorlar. Oysa bu bir haykırış. Bu bir vicdanın çığlığı.

Buradan, sadece yetkililere değil, her birimize sesleniyorum:

Bir çocuğun sucuk hayalini umursamayan bir toplum geleceğini kaybetmiştir.

Bu bir yazı değil, bu bir hesaplaşmadır. Bu halkla, kendimle ve sizi halktan ayıran kibirli duvarlarla hesaplaşmadır.

Ben bu çocukların hakkını size helal etmiyorum.

Bunun bir "geçiş dönemi" olduğuna inanmanızı isteyenler olabilir. Ama ben biliyorum, bu düzensizlik düzeni olmuş. Ve siz bu düzeni sürdürebilmek için her gün yeni bir masal anlatıyorsunuz.

Ama ben de size bir gerçek anlatayım:

Vicdanın yalana, ahlakın ihaleye, merhametin reklama kurban edildiği bir ülkede yaşanmaz.

Ben bu düzene ses çıkarmadığım her gün kendime ihanet etmiş olurum. Bugün belki elimde o çocuğa sucuk alacak para yoktu ama yüreğimde o çocuğun çığlığına ortak olacak kadar çok acı vardı.

Ve biliyorum: Allah adildir.

Ben sizi, o et reyonunun önünde eli boş kalan çocuklara reva gördüğünüz hayat için Rabbime havale ettim.

O hesabı çok iyi tutar.

Ve o gün geldiğinde, her sucuk etiketi kadar değerli gördüğünüz itibar masalları, boynunuza dolanan zincir olacak.

Çünkü öğüt, ancak iman edenlere fayda verir...

Ve ben iman ettim:

Bir çocuğun çığlığı, bir milletin suskunluğundan daha gürdür.

Erol Kekeç/21.05.22025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...