20 Ocak 2025 Pazartesi

Kendi Rüzgârını Yaratmak

Martıların çığlıkları, ufukta beliren bir fırtınanın habercisi gibiydi. "Hayat deniz gibidir," diye mırıldandı kendi kendine, dedesinden öğrendiği bir öğüt aklına düştü. "Kimsenin rüzgârına güvenip yelkenlerini açma..."

Efe’nin yaşamı tam anlamıyla bir deniz yolculuğuna benziyordu. Dalgalar bazen onu ileri taşımış, bazen de derinlere çekmişti. Genç adam otuzlu yaşlarını aşmasına rağmen, içinde bitmeyen bir çalkalanma hissi taşıyordu. Üniversiteden mezun olduğu gün kazandığı cesaret, büyük şehre taşındıktan kısa süre sonra yerini hayal kırıklıklarına bırakmıştı. Şimdi, çocukluk kasabasına geri dönerken, o eski sahil kasabasının tuzlu havasını ciğerlerine çekiyor ve neler yapacağını sorguluyordu.

Dede, bilge adam... O küçükken, dede her zaman bir sandalın başına oturur, Efe’yi karşısına alır ve ona hikâyeler anlatırdı. Efe, henüz hayatı anlamlandıramadığı o çocukluk yıllarında, dedesinin denizle olan derin bağını fark ederdi. "Hayat bir denizdir, delikanlı! Bazen sakin, bazen hırçın... Ama asıl mesele, küreği bırakmamakta." Dedenin sözleri, şimdi yaşamı boyunca duyduğu en değerli öğütlerden biri olarak zihninde yankılanıyordu.

Efe, çocukluk evine yaklaştıkça zihninde şiddetlenen bir huzursuzluk vardı. Kasabaya dönmek bir geri adım mıydı, yoksa yeni bir başlangıç mı? Sorular içinde kaybolmuşken, evin önündeki eski dut ağacını gördü. Bu ağaç, adeta bir geçmişin bekçisi gibi sapasağlam duruyordu. O an, çocukken dut ağacına tırmandığı yaz günleri aklına geldi. Evin verandasında oturan annesiyle göz göze geldiğinde, içinde yıllardır birikmiş olan özlem yerini sıcak bir rahatlığa bıraktı.

Bir gün sonra Efe, sahilde dolaşıyordu. Deniz bu kez durgundu. Onu izlerken dedesinin geçmişte anlattığı hikâyeleri anımsadı. Dedesi bir keresinde şöyle demişti: "Bazıları yelken açar, rüzgârı arkasına alır ve yol alır gider. Ama delikanlı, o rüzgâr bir gün diner. İşte o zaman küreğine güvenmeli insan." O dönemde bu sözler küçük Efe için çok soyuttu, ama şimdi bu sözlerin anlamını tam kalbinde hissediyordu. Büyük şehri terk etmek zor olmuştu, fakat dede haklıydı. Kendi rüzgârını yaratamadığın sürece, başkalarının fırtınasında savrulmaktan başka çaren kalmazdı.

Kasaba günleri, Efe’ye her gün bir ders getiriyordu. Sabah erken kalkar, sahilde yürüyüş yapar, kendi içine dönmek için vakit bulurdu. Bir gün, eski arkadaşlarından biriyle karşılaştı: Ada. Ada, Efe gibi şehre gitmiş ancak dönenlerden biri olmuştu. İkisi de farklı hikâyelerin kahramanı olsalar da benzer yaralar taşıyorlardı. Deniz kıyısında birlikte oturduklarında, geçmişlerini anlattılar, hayallerini paylaştılar. Ada bir noktada, "Sana bir sır vereyim mi?" dedi. "Deniz sadece bir ayna değil. Ne verirsen, onu alır ama her zaman büyütüp geri verir. Sen dalgaları kabullenmeyi öğrendiğin an değişiyorsun."

Ada’nın sözleri, Efe'nin kafasında bir ışık yaktı. Kendi hayatını inşa edebilmek için cesaret gerekiyordu. Daha önce büyük şehirde herkesin peşinden koştuğu kariyer yollarını ve hayallerini kendine hedef bellemişti. Ancak belki de bunlar onun "kendi kürekleri" değildi. Deniz kıyısındaki gün batımını izlerken, aslında ihtiyaç duyduğu şeyin kendine ait bir rota çizmek olduğunu fark etti.

Haftalar geçtikçe Efe’nin kasabadaki huzuru kalıcı bir dönüşüm sağladı. Çocukken dut ağacına tırmandığı enerjiyi buldu. Küçük bir tekne satın aldı ve sahilde balıkçılık yapmaya başladı. Bu, başkaları için sıradan görünebilirdi, ama onun için yeni bir başlangıçtı. Geceleri o tekneye bakar, bir gün dedesinin dediği gibi, "Bileğini, küreğinden; umudunu, yüreğinden asla ayırma" sözlerini tekrarlardı.

Bir sabah güneş doğarken Efe, bir martının kanatlarında esen rüzgârın farkına vardı. O an, hayatın gerçek anlamının bu olduğunu anladı. Denizin içinde dalgaların hareket ettiği gibi, o da kendi yolunda hareket etmeliydi. Rüzgâr kimden gelirse gelsin, kendi küreklerine olan inancı her şeyden önemliydi.

""Hayat, engin bir denizdir," diye düşündü Efe bir kez daha. "Ama ancak kendi rüzgârını yaratmayı öğrendiğinde yolculuk gerçekten anlam kazanır.""

Erol Kekeç/19.01.2025/Sancakteepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...