23 Temmuz 2025 Çarşamba

Yalan Üzerine Kurulu Hayatların Son Günü

Bu iki ayet (Ahkâf Suresi 34-35), Kur’an’ın hem kıyamet gerçeğini, hem de azaba uğrayacak inkârcı toplumların psikolojisini, hem de peygamberlerin ve davet erlerinin duruşunu özetleyen çok sarsıcı, derin ve çağlar üstü ayetlerdir. Bu ayetler sadece geçmişteki inkârcılara değil, özellikle bugünün dünya düzenine, hakikate kulağını tıkayanlara, zalimlere ve sahtekar sistemlere, hatta hak yolda olduğunu iddia ettiği halde sabırsız ve sebat etmeyen Müslümanlara da doğrudan seslenir.

“İnkâr edenlere ateşe sunuldukları gün, ‘Bu gerçek değil miymiş?’ denir. Onlar, ‘Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş’ derler. Allah, ‘Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!’ der.” (Ahkâf 4/34)

Modern Çağda Ayetin Gerçekliği:

Bugün “gerçek” dediğimiz şeyler medya eliyle şekillendirilmiş, postmodern kabullerle örtülmüştür. Hakikat neredeyse görünmez hâle getirilmiş; eğlence, ideoloji, çıkar, statü gibi kavramlar ilahlaştırılmıştır. Fakat bu ayet, her şeyin çöktüğü bir anda, inkârcının yüzüne çarpılan çıplak hakikati anlatır.

 "Bu gerçek değil miymiş?" sorusu neden soruluyor?

Çünkü inkârcı, dünyada yaşarken:

  • Kur’an’ı bir efsane olarak görmüştür,

  • Ahiret hayatını “abartı” zannetmiştir,

  • Peygamberlerin uyarılarını “geçmiş masalı” gibi algılamıştır,

  • Ölümden sonrası için hiçbir hazırlık yapmamıştır.

Bugün de aynı inkâr türleri hayatın her alanında görülüyor:

Günümüzden Canlı Örnekler

Seküler Düzenler

  • “Din vicdanlara hapsedilmeli” deyip toplumu Allah’tan koparan yönetimler,

  • Ahireti hiçe sayan hukuk sistemleri,

  • Helali-haramı tanımayan ekonomi modelleri...

Azapla yüzleştiklerinde "Bu gerçekmiş!" diyecekler. Çünkü çürümüş düzenlerin üzerine ateşin gölgesi düşmeye başlayacak.

Bilimci ve Teknoloji Tapıcılığı

  • “Bilimsel değilse yoktur” diyen, metafiziği inkâr eden zihinler,

  • Teknolojiyle dünyayı yönetmeye çalışan ama kalbini yönetemeyen insanlar,

  • Ölüm, hastalık, zelzele geldiğinde bile Allah’ı anmayan kibirli toplumlar...

Bir gün teknolojinin susup, gerçeklerin konuştuğu gün geldiğinde, hepsi “Gerçekmiş!” diyecek.

Müslüman Görünümlü İnkârcılık

  • "Ben Allah’a inanıyorum" deyip O’nu hayatın hiçbir alanına karıştırmayanlar,

  • İslam’ı sadece kimlik, gelenek ya da aidiyet olarak kullananlar,

  • Sözde inançlı olup zulme sessiz kalanlar...

Ateşin içine sunulduklarında, inandıkları şeyin sadece dilde kalmış bir yalandan ibaret olduğunu görecekler.

Cevap: “Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş.”

Bu söz, pişmanlığın zirvesidir. Artık hiçbir mazeret yoktur. Gözler gerçeği görmüş, ama iş işten geçmiştir.

Allah der ki: "Tadın!"

Bu söz,

  • Ne bir öğüt,

  • Ne bir ikaz,

  • Ne de bir davettir artık.

Bu, kararın uygulama anıdır. Bu cümle, inkârın son sahnesidir.

“O hâlde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.”(Ahkaf/35)

Bu Ayet Kime Hitap Ediyor?

Öncelikle Peygamberimize (s.a.v.)

Ama aynı zamanda:

  • Hakkı haykıran her bireye,

  • Davet sorumluluğunu taşıyanlara,

  • Zorbalık karşısında sabredenlere,

  • Fitneye karşı dimdik duranlara da...

Sabır, ama nasıl bir sabır?

“Ulul azm” peygamberler gibi sabır,

  • Nuh gibi 950 yıl anlatmak ama vazgeçmemek.

  • İbrahim gibi ateşe atılsa da davasından dönmemek.

  • Musa gibi Firavun’un sarayında hakikati haykırmak.

  • İsa gibi yalanlandığı, kovalandığı halde mücadeleye devam etmek.

  • Muhammed (s.a.v.) gibi hem taşlanmak hem de affetmek…

Bugün Gazze’de sabreden çocuklar, Yemen’de açlığa direnen insanlar, adaletsizlik karşısında yalnız kalan müminler için bu sabır emri doğrudan geçerlidir.

Onlar için acele etme…”

Bugün birçok Müslüman, zalimin hemen çökmesini istiyor. Ama Allah diyor ki:

“Bekle. Ben süreci yönetiyorum.”

Çünkü helâk, hikmetle gelir, öfkeyle değil.

Sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar.”

Bu, zamanın göreceliğini ve dünya hayatının ne kadar kısa olduğunu anlatır.

  • Bugün mal biriktirenler,

  • Saraylar dikenler,

  • Mazlumu ezenler,

  • Ölümsüz gibi yaşayanlar…

O gün geldiğinde anlayacaklar ki:

“Bu dünya sadece birkaç dakikalık bir imtihanmış.”

“Bu bir duyurudur.”

Bu ayetler;

  • Haber değildir,

  • Hikâye hiç değildir,

  • Birer duyuru, yani resmî bir ilahi bildirimdir.

Son Uyarı “Ancak yoldan çıkmış topluluk helak edilir.”

  • Helak bir gazap değildir; bir adaletin sonucudur.

  • Helak, Allah’ın öfkesi değil; kulun haddi aşmasının doğal neticesidir.

  • Ve bu helak sadece eski kavimlere değil, bugünün sapmış toplumlarına da yazılmıştır.

Günümüz Gerçeğiyle Ayetlerin Maksadı

Ayet            Günümüz Yorumu
“Bu gerçek değil miymiş?”       
             Bugün ateizme, materyalizme, sekülerizme tapan herkes için o an                      gelecek.
“Gerçekmiş…”
            İş işten geçince gelen faydasız pişmanlık.
“Tadın azabı!”        
            Tüm inkârın, zulmün ve nankörlüğün karşılığı.
“Sabret!”        
            Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Afrika’da ve içi yanmış vicdanlarda                 yankılanan sabır çağrısı.
“Acele etme!”        
          Allah’ın takvimi bizim sabrımızdan daha geniştir. Zalimlerin mühleti                 sınırlıdır.
“Gündüzün bir anı kadar…”        
            Dünya, göz açıp kapayıncaya kadar bitecek. Gerçek hayat ahirette                     başlayacak.
“Bu bir duyurudur.”        
                Reklam değil, hakikat çağrısı. Göz ardı eden, helakı hak eder.

Ayetle Gelen Gerçeklik

Bugün:

  • Mazlumu küçümseyenler,

  • Zalimle iş tutanlar,

  • Müminlere karşı kibirlenenler,

  • Hakikati alaya alanlar…

Yarın o “sunulma anı” geldiğinde sadece şunu söyleyebilecek:

“Evet, gerçekmiş…”

Ama Allah’ın sözü net:

“O halde tadın!”

Ve ey dava ehli:

“Ulul azm peygamberler gibi sabret!”

Erol Kekeç/11.06.2025/Sancaktepe/İST 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...