Kitabın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. Bu söz, sadece bir giriş cümlesi değil; varlığın anlamını, yeryüzündeki dengenin kaynağını ve insanın yeryüzündeki konumunu belirleyen ilahi bir bildiridir. Her şeyin merkezine insanı koyan modern yaklaşımın aksine, Kur’an insanın kâinat içinde bir yere sahip olduğunu ama merkez olmadığını, Allah’ın ayetlerini okuyarak, aklıyla ve vicdanıyla sorumlu bir şekilde yürütmesi gereken bir varlık olduğunu bildirir.
Kâinat-Sessiz Tanık, Gür Sesli Ayetler
"Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için nice deliller vardır." Ayetin bu ilk uyarısı, gözümüzü göklere ve yeryüzüne çevirme çağrısıdır. Modern insanın yıldızlara bakarken ki hayranlığı, teknolojiyle kurduğu bağlantı, bilimle çözülen galaksiler, karadelikler bile aslında iman edenler için birer ayettir. Fakat bu ayetler, ancak bakmasını bilenin gözüne, dinlemesini bilenin kalbine hitap eder.
Göklere bakalım: Her biri yüz milyarlarca yıldız barındıran galaksiler, sürekli hareket halinde olan gök cisimleri... İnsan soruyor: Bu kusursuz uyum kendiliğinden mi meydana geldi? Termodinamiğin ikinci yasasını bilen bir fizikçi, entropi artarken bu sistemin nasıl korunabildiğini açıklayabilir mi? Hayır! Bu ancak bir kudretin, ilahi bir denetimin işaretidir.
Yeryüzü de öyle... Her canlının ihtiyacına göre yaratılmış bir sistem. Toprağa ne eksen bitiyor. Hayvanlara yem oluyor. Hayvan, insana et oluyor, süt oluyor. Döngü devam ediyor. Fakat insan, bu döngüyü kendi menfaati için bozuyor. Plastik atıklar denizleri tıkayıp balıkların nefesini keserken, ormanlar rant için yakılırken bu ayetlerin üzerine perde çekiliyor. Bu sadece bir doğa katli değildir, ilahi ayetlere kör olmaktır.
İnsan-En Şerefli Mi, En Nankör Mü?
"Şüphesiz sizin yaratılışınızda ve Allah’ın yaydığı her bir canlıda kesin olarak inanan bir toplum için nice deliller vardır."
Bunu duyan bir insan, ilk olarak kendi yaratılışına bakmalıdır. Bir damla sudan, kandan, ilikten, sinirden, ruhla buluşan kandan meydana getirilen bir bedenin sırrı nedir? Kalp kendi kendine mi atar, beyin elektrik sinyallerini kendi iradesiyle mi yönlendirir? Bu yaratılış, gökten inen bir yazı gibidir. Ama insan ne zaman ki kendi varlığını sahiplenir, üzerinde tasarruf sahibi olduğunu sanır, işte o zaman azar.
Yaratılan her canlı, tıpkı birer satır gibi, ilahi kudretin harfidir. Karasinekten aslana, bakteriden balinaya kadar her biri, "Ben tesadüfen var olmadım" diye haykırır. Ama insan, bu sesi duymazdan gelir. Onlara deney laboratuvarlarında işkence eder, genleriyle oynar, nesillerini tüketir. Sonra da bu yüzden dünya üzerinde çıkan salgınlara şaşırır.
Gece-Gündüz-Zamanda Yüzen Ayetler
"Geceyle gündüzün ardı ardına gelişinde... deliller vardır."
Zamanın akışı, modern dünya için sadece bir takvim meselesi olabilir. Fakat Kur’an gece ve gündüzü, hayatla ölüm gibi birbirini tamamlayan birer ayet olarak sunar. Gündüz çalışma, gece dinlenme vakti... Ama bugün İnsan geceyi de gündüz gibi kullanarak bu dengeyi bozar. 24 saat çalışan sistemler, robot gibi yaşayan insanlar meydana getirir. Uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete, uyumadığı geceyle, doğru düşünemez hale gelen gündüzle iç içe geçer.
Yağmur-Rızık Sebebi, Dirilişin Mucizesi
Allah’ın gökten rızık indirmesi... Şairane bir anlatım gibi dursa da bilimsel olarak da bir gerçektir. Bulutların oluşması, su buharının yoğunlaşması, damlanın düşüş hızı bile hesaplanmıştır. Fazla düşse ezip geçer, az düşse toprağı yeşertmez. Bu hassas dengenin sahibi kimdir? Doğada mı, tesadüfte mi, yoksa Rahman'da mı?
Yağmurla canlanan toprak gibi, insan da Allah’ın vahyiyle can bulur. Kalp kuruduysa, vahiy yağmuru lazımdır. Ama bugün bu yağmura şemsiye tutan, hatta ona karşı baraj ören insanlar var. Kur’an’dan uzaklaşan kalpler, ölü toprak gibi verimsiz ve sert olur.
Rüzgârlar-Emre Ram Olmuş Hava Ordusu
Rüzgârların yönlendirilmesi, sadece meteorolojinin konusu değildir. Bu, Allah’ın emrine boyun eğmiş hava zerrelerinin dansıdır. Tohum taşırlar, bulut sürüklerler, okyanusların yüzey sıcaklığını dengelerler. Rüzgarın kör gözle görülmez olması gibi, Allah’ın kudreti de zahirde gözükmez ama etkisi her yerdedir.
Ama ya insan? İnsan bu rüzgârları sanayide kullanır, elektrik üretir ama yine de şükretmez. Yönlendirilen rüzgârda hikmeti görmez, sadece menfaati görür.
Ayetlerden Sonra Hangi Söze İnanacaksın?
"İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?"
Bu soruya verilecek cevap, bir insanın hayat istikametini belirler. Ayetleri gördükten sonra, şirk sözlerine mi inanacaksın? Piyasa ahlakına mı, dijital tanrılara mı, sahte kurtarıcılara mı? Yoksa bu ilahi çığırışa kulak verip gerçek söze mi yöneleceksin?
Bugün insanlar söze inanıyor ama ayete değil. Sosyal medyada dolanan bir görseli, bir söylentiyi hemen kabul ederken, Kur’an ayetleri ya görmezden geliniyor ya da manipüle ediliyor. Bu, sadece bir gaflet hali değil; bu, ahiret yurdunu inkâr eden bir zihnin ürünüdür.
Aklın Varsa Anla!
Bu ayetlerin tamamı, aklını kullanan bir toplumu hedef alır. Demek ki iman, sadece kalple değil, akılla da olur. Göz, kalp ve akıl birleşirse insan gerçeği bulur. Aksi takdirde, hayatın içinde akılsız bir seyirci olur.
Ey insan! Her zerrede bir ayet gizli. Gözle gör, kalple hisset, akılla kavra. Ki bu kainat sana, sana Rabbini anlatsın.
Erol Kekeç/24.03.2025/Sancaktepe/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder