Gazze Üzerinden İnsanlığa Çağrı
"(Onlar), kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri için, ‘Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi...’"
(Âl-i İmran/ 168)
Bu ayet, sadece Uhud’un sonrasındaki münafıkların sözü değil, her çağda ve her savaşta aynı karanlık dili konuşanların ortak vicdansızlığıdır. Bugün Gazze’de oluk oluk akan kan, sadece siyonist kurşunların değil, sessiz kalan ümmetin taş kesilmiş yüreklerinin eseridir. Modern çağın hendekleri Gazze’nin sokaklarında, enkazların altında, kundakta öldürülen bebeklerin mezarında kazıldı. Ve bu çağın “hendek sahipleri” tıpkı Kur’an’da anlatıldığı gibi, iman edenleri ateşlere atarken sadece ateşi harlamadılar; aynı zamanda insanlığın vicdanını da yaktılar.
1. Gazze-Direnişin Ateşi, Vicdanın Aynası
Gazze, sadece Filistin’in bir şehri değil; insanlığın imtihan tahtasıdır. Bir yanda tüm imkânsızlıklara rağmen inancıyla ayakta duran, çocuğunu toprağa gömerken bile “Allah büyüktür” diyebilen bir halk; diğer yanda onu “ne yapalım, dua ediyoruz” diyerek rafa kaldıran konfor dinine tapan kalabalıklar.
Sormak gerekiyor: Dua mı, suskunluk mu? Sabır mı, pasiflik mi? Neden Gazze halkı gibi direnişi seçmediniz? Çünkü siz âyette anlatılanlar gibi kendi koltuklarınızda otururken, “bize uysalardı öldürülmezlerdi” diyerek onların onurlu direnişini küçümsediniz. Siz, “İsrail çok güçlü, biz onunla baş edemeyiz, zaten bizim gücümüz yok” diyerek aslında kendinizi temize çekiyorsunuz. Oysa bilmelisiniz ki, Allah mazlumları savunmak için güce değil, teslimiyete bakar.
2. Hicretin Sahibini Anlamayanlar, Gazze’nin Direnişini De Anlamaz
Bugün “hicret” söylemiyle halkı göçe zorlayanlar, aslında direnişin ruhunu hiç anlamamışlardır. Hicret, korkup kaçmak değil, yeni bir adım atarak direnişi başka zemine taşımaktı. Resulullah, hicretle Medine’yi bir üs haline getirirken, Mekke'yi terk etmenin acısını kalbinde taşıyordu. Ama bugün, Gazze halkına “hicret edin, kaçın, bırakın” diyenler aslında onlara “teslim olun, direnmeyin” diyorlar. Oysa hicretin ruhu bu değildi. Siz, Hicret'i “rahatınıza göre fetva” olarak kullanıyorsunuz. Bu, tarihin en büyük inkârıdır.
3. Ashab-ı Uhdud ve Gazze-Aynı Ateş, Aynı İman
Kur’an’da anlatılan hendek sahipleri (Ashab-ı Uhdud), sadece bir kıssanın parçası değil, bugünün ruh haliyle doğrudan ilintilidir:
“İnananları sırf Rablerine iman ettikleri için ateş dolu hendeklere attılar.” (Buruc/ 4-8)
Bugün siyonist uçakların bombalarıyla Gazze'de parçalanan her beden, aynı hendeklere atılan müminler gibi yanıyor. Ve siz, ekranlarınızın karşısında çayınızı yudumlayarak, “çok üzülüyoruz, ama elimizden bir şey gelmiyor” diyorsunuz. Oysa Allah'ın gazabı sadece o hendekleri kazanlara değil, onları seyrederken susanlara da olmuştu. Çünkü zulüm sadece yapanın değil, sessiz kalanındır da.
4. Dua mı, Eylem mi?
Bugün sosyal medyada dua paylaşıp sonra tatil planı yapan bir ümmetle karşı karşıyayız. Oysa dua, sadece dilde değil, bedende de karşılık bulmalıdır. Duanın ete kemiğe bürünmüş hali, yardımdır, dayanışmadır, boykottur, zalime karşı açık bir duruştur. Dua sadece “Rabbim yardım et” demekle sınırlı değil; “Rabbim ben de senin için buradayım” diyebilmektir. Bugün Gazze’ye dua edenler, bu sözün ardından sorulması gereken soruya da hazır olmalıdır: “Peki sen ne yaptın?”
5. Lüks İçinde Yaşarken Gazze İçin Ağlamak-Samimiyet mi, İkiyüzlülük mü?
Arabasında ısıtmalı koltukta oturup Gazze için gözyaşı dökenler, gerçekten üzülüyorlar mı, yoksa vicdanlarını susturmak için sahte bir merhamet tiyatrosu mu oynuyorlar? Gerçek şu: Eğer Gazze’deki kardeşlerimizle gerçekten bir bağ kurmuş olsaydık, en azından rahatımızdan taviz verirdik. Onların boykot dediği firmaları kullanmazdık, onların düşmanına dost olmazdık. Lüks içinde yaşarken direnişi takdir etmek bir çelişkidir; takdir değil, hakarettir.
6. Din, Bayrak ve Vatan Üçgeniyle Uyutulan Ümmet
Bugün yöneticiler halkları din, bayrak ve vatan gibi kavramlarla uyutuyor. Bu kavramlar yücedir; ama onlar bunları kullanarak mazlumu susturuyorlar. Filistin meselesi bir ümmet meselesidir, sadece bir coğrafya meselesi değil. Ancak ümmet olma iddiasındaki birçok ülke lideri, Siyonist sermayeyle anlaşmalar imzalayıp sonra da halklarına “biz Filistin’in yanındayız” diyor. Siz kimi kandırıyorsunuz?
7. Allah’ın Hesabı Kaçış Yok
Zalimler için tarih boyunca bir kaçış olmamıştır. Firavun nasıl Kızıldeniz’de boğulduysa, bu dönemin firavunları da hesap gününden kaçamayacaklardır. Gazze’nin çocukları şehit düşerken, onların gözlerini kapayanlar, kulaklarını tıkayanlar, dillerini yutanlar da o gün geldiğinde aynı sahnede yargılanacaklar. Allah’ın yasasında bir değişiklik yoktur:
“Biz zalimleri helak ettikçe geridekiler ibret alsın diye onlara azabımızı tattırdık.” (Secde/ 17)
8. Mazlumun Yanında Olmanın Bedeli
Bu yazı, sadece bir feryat değil; bir duruş çağrısıdır. Şunu unutmayın:
Direniş, her zaman güçle değil, inançla kazanılır.
Mazluma susan, zalimin safına geçmiştir.
Hicret, kaçış değil, yeniden doğuştur.
Dua, eylemsizse boştur.
Bugün Gazze için dua etmekle yetinenler, yarın kendi evleri bombalandığında yalnız kalırlarsa şaşırmasınlar. Çünkü suskunluk, bir virüs gibidir; bulaştığı her yüreği öldürür.
Ya Taraf, Ya Seyirci
Bu çağda tarafsız kalmak, zalimin tarafında olmaktır. Artık bir karar verilmelidir:
Ya hendek kazıcılarının safında olacaksınız,
Ya ateşe atılanların yanında, onların duasına ortak olacaksınız.
Ama unutmayın, ateşe atılanlar yanarken, onların yaktığı ışık karanlığınızı da aydınlatabilir. O ışık, insanlığın son kıvılcımıdır. Sönmeden önce, bu kıvılcımı büyütün.
Gazze için, insanlık için, iman için...
Tarafınızı seçin.
Bahadır Hataylı/01.05.2025/Namazgah/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder