Yıkılışın Aynasında Kibrin Sureti
"Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine? Yüksek binalarla dolu İrem’e?" (Fecr Suresi/6-7)
Bu Kur’ânî sesleniş, sadece geçmişin kavimlerine yönelmiş bir kıssa değildir; her çağda kendine benzer kibir abideleri diken, yeryüzünü yurt değil ganimet gören, halkları kul değil köle sayan zalim düzenlere bir uyarıdır. Bugün yaşadığımız çağda da bu seslenişin gölgesi yakınımızdadır; sadece çölün İrem’inde değil, betonun İrem’inde, gökdelenlerin gölgesine sığınmış şehirlerde, sistematikleştirilmiş zulmün saray koridorlarında yankılanmaktadır.
Âd, Semûd ve Firavun'un İzinde Yürüyen Modern Zalimler
Kur’an, Âd kavminin kibirle yükselttiği binalardan bahsederken, Semûd’un taşlara işlediği sanatla övünmesinden söz ederken ve Firavun’un mutlak iktidar tutkusu ile her şeyi kendine kul etmek istemesinden bahsederken, aslında bize bir zihinsel arketip çizer: güç sarhoşu olanların ortak kaderi.
Bugün bu zihinsel arketipi aynen sürdürenler var. Betonlaştıkça çürüyen şehirler, akıl yerine sermayeyi merkeze koymuş mega projeler, halkı hiçe sayarak yapılan yerinden etmeler, yağmalanan tabiat, susturulan hakikat ve tek sesli medya imparatorlukları... Bunların her biri çağdaş bir Firavun’un, modern bir Âd kavminin ve yeni bir Semûd’un nişaneleri.
Özellikle Türkiye gibi coğrafyalarda, Fatih’in torunu olduğunu iddia eden yönetimlerin; hakkı, hukuku ve adaleti hiçe sayarak halkın olanı zümrelere aktardığı, doğayı talan ederek geleceği heba ettiği, inanç adına kurulan yapıları ranta çevirdiği her alan, Kur’an’da çizilen bu arketipin birebir yansımasıdır.
Yüksek Binalar, Yüksek Kibirlere Dönüştü
“İrem gibi şehirler inşa ettik.” deniyor günümüzde. Ancak bu yeni “İrem”ler neye hizmet ediyor? Toplumun huzuruna mı, yoksa bir avuç seçkinin şatafatına mı? İstanbul’un silueti gibi vicdanı da yavaş yavaş silinmiyor mu? Skolastik dogmalardan kaçıp İstanbul’a sığınan düşünürlerin, bu şehrin modern hâlinden tiksinip gidişini izliyoruz. Çünkü medeniyetin özgürlükle, bilgiyle, merhametle inşa edildiği yerler artık AVM’ler ve lüks rezidanslarla dolduruldu.
Zulmün Kamçısı-Allah’ın Gözünden Kaçmaz
Fecr suresinin bu ayetleri bir şeyi çok net ortaya koyar: Azgınlık ve taşkınlık arttığında, bunun karşılığı “azap kamçıları”dır. Yani ilahi düzen, ne kadar gecikmiş görünse de, mazlumun ahını asla karşılıksız bırakmaz. Bugün masumların üzerine yağan bombalar, rızkı elinden alınan yoksullar, doğası elinden alınan çocuklar, hepsi ilahi bir deftere kaydedilmiştir.
"Çünkü Rabbin, kullarını devamlı surette gözetlemektedir." (Fecr Suresi/14)
Bu ayet, zannetmeyin ki yaptıklarınızın hiçbir karşılığı olmayacak diyor. Kamera önünde yapılan göstermelik dualar, yardımlar ya da sosyal medyada linç edilen muhalif sesler Allah’ın gözetleyiciliği karşısında bir anlam taşımaz. O, içimizi bilir.
İlahi Adaletin Anlayışıyla Modern Toplumu Tartmak
Ayetlerin ortasında bir kırılma noktası gelir: “İnsan, Rabbi onu varlıkla sınayıp da…” diye başlayan kısımla birlikte, artık sadece yönetenler değil, yönetilenler de mercek altına alınır. İnsanlar, Allah’ın verdiği nimetleri bir şeref payesi sanarak kibirleniyor, darlık gelince isyan ediyor. Oysa her ikisi de birer imtihandır.
Yetimlere değer verilmez, açlar doyurulmaz, miras adaleti yoktur, mal sevgisi sınırsızdır. Bugünün toplumuna bir bakın. Yetim, medya gündemi bile olmadan yok sayılıyor. Muhtaçlar, “tembellikle yaftalanıyor. Miraslar hukuken bile korunmazken, ahlaki yıkım tavan yapıyor.
İlahi Sarsıntı- O Büyük Yıkılış Gününe Doğru
“Hayır! Böyle yapmayın! Yeryüzü birbiri ardınca şiddetle sarsılıp toz-toprak, dümdüz olduğu zaman…” (Fecr Suresi/21)
Bu, yalnızca kıyametin değil, aynı zamanda sistemlerin çöküşünün ayetidir. Her sistem ki adaleti unutur, her iktidar ki mazlumu ezer, her zenginlik ki helal ve meşru olandan koparsa; sarsılmaya mahkûmdur. Bu sarsıntı sadece deprem değil, toplumsal ve siyasi bir çöküştür.
“O Gün'e Hazır Olmak
Fecr Suresi'nin son ayetleri, aslında bütün bu düzenin nihai akıbetini verir: “İnsan o gün, tüm yaptıklarını birer birer hatırlar; ama bu hatırlamanın ona ne faydası olur ki?” (Fecr Suresi/23)
Bugün yapılan her zulüm, her inkâr, her kibirli susuş ve her sinsice plan; o gün açığa çıkacak. O gün, ekranlarda yüceltilen değil, ilahi terazide tartılan hayatlar önem kazanacak.
Çağrı-Dua, Tevbe ve İsyan Etmeden Direniş
Bu ayetlerin çağrısı, sadece öfke değil, aynı zamanda tevbe ve duadır. Dua, sadece gözyaşı dökmek değil, yüreğin sarsılmasıdır. Tevbe, sadece dilde değil, yaşamın her alanında yeni bir yöneliştir.
Ve en önemlisi: Zulme karşı isyan etmeden, direnmeden, hesap sormadan yapılan dualar eksiktir. Direniş, ibadetin bir şeklidir.
Unutmayın: Fecr Suresi’nin seslenişi bugün bizimle. Her zamanın Firavun’una karşı bir Musa, her çağın zalimine karşı bir Yusuf, her inkârın karşısına dikilen bir Muhammed gereklidir.
Ve bu mücadele, zulümle kirletilmiş her yapının yerine adaletin ihya edileceği güne dek sürecektir.
"Ey huzura ermiş nefis! Rabbin senden razı, sen de O'ndan razı olarak dön O'na!" (Fecr/27-28)
Erol Kekeç/13.04.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder