2 Kasım 2024 Cumartesi

Ölüm İçimde Yaşıyor

Gecenin derin sessizliğinde, bir adım ötemde beliren gölgeyle, hayatın acımasız gerçeği ilk kez yüzüme çarptı: Ölüm. Sokak lambasının titrek ışığı altında beklerken, içimde yankılanan o soğuk sessizlik, birdenbire dünyadaki her şeyi susturmuş gibiydi. Gözlerim ölümle buluştuğunda, sanki tüm bildiklerim kırılgan bir sis tabakası gibi dağıldı, yerini derin bir boşluğa bıraktı.

Hayat, bazen ne kadar hızlı akıp gidiyor, değil mi? O gece anladım bunu. Gençliğimin telaşlı anları, peşinden koştuğum başarılar, kırık dökük hayaller… Hepsi bir anda gözümün önüne geldi. Hayatım boyunca değer verdiğim, uğruna mücadele ettiğim onca şey, şimdi sadece uzak birer hatıradan ibaretti. Ölümün yüzüme vurduğu gerçek, varoluşun aslında ne kadar narin olduğunu fısıldıyordu.

O an içimde bir şey kırıldı. Kendime sormaya başladım: Bütün bu koşuşturma, bu çaba, bu kaygılar... Neden? Hangi amaca hizmet ediyordu? Bu sorularla günlerce boğuşurken, fark ettim ki ölüm, içimde kalıcı bir yer edinmişti. Artık her sabah uyandığımda, onun soğuk gölgesini yanı başımda hissediyordum.

İlk başta ondan kaçmaya çalıştım, bu düşünceleri kafamdan atmak istedim. Ancak ölüm, kaçıp saklanabileceğim bir şey değildi. Bir yerden sonra kaçmanın anlamsız olduğunu fark ettim ve bu gerçekle yüzleşmeye karar verdim. İçimde her geçen gün büyüyen bu his, beni geçmişe, yaşadığım anılara götürdü. Bir yolculuk gibiydi bu; çocukluğumun masum anlarından gençliğimin delişmen günlerine, kalbimi kıran aşk hikâyelerine kadar her şey bir bir gözümün önüne geldi.

Ölümün soğuk nefesiyle geçmişe bakmak, bana hayatı bambaşka bir pencereden görme fırsatı sundu. O anların anlamını şimdi daha derin bir kavrayışla incelemeye başladım. Her bir anı, her bir yaşanmışlık, sanki hayatın bana bıraktığı küçük derslerdi. Kaybettiğim dostluklar, yarım kalan hayaller, geçmişte bıraktığım pişmanlıklar... Ölümün soğuk eli omzumda dururken, aslında yaşamın ne kadar değerli olduğunu kavradım.

Zamanla anladım ki ölüm sadece bir son değil; aynı zamanda bize hayatın anlamını öğreten bir rehber. O kaçınılmaz son, bizi durup düşünmeye, yaşamımızı sorgulamaya, eksikliklerimizi kabullenmeye zorluyordu. Ona karşı hissettiğim korku, aslında bana her günün, her nefesin, her sevginin kıymetini bilmem gerektiğini anlatıyordu.

Bir sabah uyandım ve kendimi pencerenin önünde buldum. Dışarıda gökyüzü yeni yeni aydınlanıyordu. Güneşin ilk ışıkları etrafı sararken, o an fark ettim: Hayat, tüm geçiciliğine rağmen muazzam bir güzellik taşıyordu. Ölüm hep oradaydı, bir gölge gibi yanı başımda duruyordu; ama bu, yaşamanın değerini daha da artırıyordu. İçimden bir ses, "Hayat bir armağan," diyordu. "Onu korkuyla değil, sevgiyle, şükranla kucakla."

O gün, ölümle bir tür barış yaptım. Artık ondan kaçmıyordum, ona meydan okumuyordum da... Sadece onun varlığını kabullenmiş, onunla yaşamaya başlamıştım. Bunu yapmak kolay değildi, ama kendimi daha güçlü hissetmiştim. Bu kabulleniş, hayatımı değiştirdi. Artık her sabah uyandığımda, yanı başımda ölümün soğuk nefesini hissetsem bile, kendime hatırlatıyordum: "Bugün, ölümden korkarak yaşayacağım bir gün değil. Bugün, hayatı tüm güzellikleriyle kucaklayacağım bir gün olacak."

O günden sonra her anıma daha bir dikkatle sarılmaya başladım. Sevdiklerime daha sıkı sarıldım, hayallerimi daha cesurca kucakladım, pişmanlıklara daha az yer verdim. Ölüm, içimde yaşayan bir hatırlatıcıydı artık. Beni uyarıyor, uyandırıyor, her gün hayatı dolu dolu yaşamam gerektiğini anlatıyordu.

Ve sonunda, içimde büyüyen bu sessiz barışla, hayata daha farklı bakmaya başladım. Çünkü ölüm, yaşamın en sadık gölgesiydi belki ama aynı zamanda ona en güçlü anlamı katan, onu daha da kıymetli yapan bir gerçeklikti.

Şimdi biliyorum ki bir gün, ölümle son kez yüzleşeceğim. O gün geldiğinde, hayatımı dolu dolu yaşamış, sevdiklerime gereken değeri vermiş, hayallerimin peşinden gitmiş bir insan olarak huzurla ona bakabileceğim. Çünkü artık korkuyla değil, saygıyla karşılamayı öğrenmiştim bu kaçınılmaz gerçeği.

Bu yolculuk, bana yaşamı her anıyla kucaklamam gerektiğini, her nefesin bir hediye olduğunu öğretti. Ve her sabah gözlerimi açtığımda, içimdeki ölümün hatırlattığı bu farkındalıkla, hayatı tüm kalbimle yaşamaya devam ediyorum.

Bahadır Hataylı/02.11.2024/Sancakyepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...