Bir akşam vakti, karanlık yavaşça çökerken yalnızlığın içine doğan garip bir hüzün var. Gökyüzü soluk ve günün telaşından kalan sessizlik, her şeyin üzerini bir örtü gibi kaplamış. Evine dönenlerin ayak sesleri yankılanıyor uzaklarda. Evli evine gitmiş, sofrasına oturmuş, huzur bulmuş. Ama ya garip? Ya sokak lambalarının altında, yüzüne bakan kimseyi bulamayan o yalnız kişi?
Evet, "Bendeki yara sende duvar deliği," diyoruz. Belki her şeyin özeti bu, belki de her insanın içindeki uçsuz bucaksız derinlik. Herkes bir yara taşır, ama o yarayı görecek göz nadirdir. İnsan, bu delikler, bu boşluklarla tamamlanmış değildir; aksine, her biri eksikliği ile var olur, yalnızlığı ile anlam bulur. Ev, sadece dört duvardan ibaret değil; sevginin, sıcaklığın, huzurun olduğu yerdir. İnsan, bazen evine döner ama ruhu o eve ait değildir, çünkü yüreğinde açılmış delikler doldurulmamıştır. Öyleyse diyorum ki, gerçek yuva insanın kendi içinde kurduğu yuvadır; dışarıdaki duvarlar bir sınır değil, bir hatırlatmadır yalnızca.
Hayat, bu hızla akıp giden dünya, çoğu zaman insanı unutur. Herkes kendi yolunda, kendi yolculuğunda. Bir sofranın başına oturmak, bir ekmeği bölüşmek, birbirine bir omuz vermek... bu ritüeller basit gibi görünse de, dünyanın tüm karmaşası içinde insanı ayakta tutan şeylerdir. Belki birçoğumuz bunların değerini göz ardı ediyoruz, çünkü var olduğuna alıştık. Ama unutmayalım ki, gün gelecek, sadece sevgiyle baktığımız insanlar bize eşlik edecek; onların olmadığı bir sofra, soğuk ve kimsesiz kalacaktır. Evine dönene “ne mutlu” derken, o evde huzuru bulan herkesi şanslı sayıyorum. Çünkü günümüz dünyasında, her akşam kapıyı açıp gerçekten ‘dönecek’ bir eve sahip olmak, çoğu insanın rüyasıdır.
Bu yüzden, bu akşamlar bize sadece karanlığı değil, kendi içimize dönmeyi, yaralarımızı fark etmeyi, yalnızlıklarımızı anlamayı da getiriyor. Herkesin gidecek bir evi, paylaşacak bir lokması olması gerektiğini, ama en çok da yaralarını sarmaya cesaret etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya büyük bir koşuşturma içinde, ama insan kendi varlığıyla ne kadar yakın olursa, etrafındaki her şeyde o kadar anlam bulur. "Evin varsa evine git, yemeğin varsa yemeğini ye," çünkü hayatın en değerli anları, en sade olanlardır.
Evin sıcaklığına dönüp, kendimizi bulmak ve o yaralara rağmen ayakta kalmak için, bu akşamları unutmamalıyız.
Bahadır Hataylı/05.08.2024/Sancaktepe/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder