Sevgili Nihat,
Zamanın ellerinden kayıp giden onca yıla inat, seninle geçirdiğimiz günler hâlâ dün gibi hafızamda. İnsan, dostunu bir kere buldu mu, o dostluk sıradan bir bağ olmaktan çıkar. Öyle bir dostluk ki bizimkisi; sessiz köşelerde saklı, kahve kokularına, çay demliklerine, eski sokakların taşlarına kazınmış bir hikâye gibi. Yıllar sonra aklıma her geldiğinde, yüzümde tebessüm, kalbimde hafif bir sızı bırakıyorsun. Ne çok şey sığdırmışız hayatımıza ve ne çok anıyı bugünlere taşıdım seninle…
Nihat, seninle oturup koyu sohbetlere daldığımız o eski çay evi hâlâ gözümün önünde. O taş duvarların arasına işleyen kahkahalarımız, ömrümüzü gençleştiren o sohbetler... O masalar, muhabbetlerimizle dolardı; biz dostluğu kahkahalarımızla bezerdik. Site iş hanının arkasında bizim o minik dünyamız vardı, seninle yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Çay evinin sahibi Palulu Mahmut Ağa da bize katılmaz mıydı? Yetmiş yaşına merdiven dayamış, ama ruhu hâlâ genç bir dost gibi bizimle eğlenirdi. Onun sohbeti bile başka bir tat bırakırdı o eski çayların deminde.
Bir gün, "Harput’ta bir eğlence mi kursak," diye gülerek söylemesiyle, çocuklar gibi heyecanlanmamız hâlâ aklımda. Biliyor musun, bazen insanın sevdiği bir şeyin içinde başka anlamlar bulması gibi, seninle geçen o anlar bile birer anlama dönüştü hayatımda. Dost dediğin, insanın hayatına dokunur, iz bırakır ve sen iz bırakacak çok şey yaşattın bana. Şimdi uzaklardasın ama o eski günlerin sıcaklığı hâlâ içimde.
Ortaokulda yaşadığımız bir olay vardı hatırlıyor musun? Tüm sınıf sana karşı çıkmış, onlarca kişi üstüne gelmişti. Seninle o anı yaşarken, yanındaydım, seni savunuyordum. Senin o koca yürekli halin, o güçlü duruşun hafızama kazındı. Gençlik enerjinle, inatçı ve direngen bir şekilde herkese karşı koymuştun. Biz o zaman dostluk nedir, bir arada durmak ne demek öğrendik. Kimse sana laf geçirmezdi, sözünden dönmezdin, seni bu yönünle severdim. Çünkü sana güvenirdim, seninle yan yana olmanın verdiği güç başka bir his verirdi.
Almanya’dan geldiğin o son gün de aklımdan çıkmıyor. O günden beri bekliyorum seni, belki yine eski günlerdeki gibi buluşuruz diye… Fotoğraflara bakarken her seferinde o anlara dalıp gidiyorum. Dost dediğin unutulmuyor, Nihat, hele ki böyle dolu dolu yaşanmışlıklar varsa. Albümler dolusu anımız var ama insan sevdiğini bir albüme sığdıramıyor, bir fotoğraf karesine de… O yüzden bugün de yazıyorum sana; içimde sana dair hatırladığım her anıyı yeniden yaşamak istercesine, belki geri dönersin, belki o eski sıcaklığı bir daha yakalarız diye…
Seninle geçirdiğim zamanlar, kahkaha dolu akşamlar, çayların demine karışan muhabbetler, yaşanmışlıkların kıymetiyle bir başka şimdi. "Ulan Nihat, keşke şu zamanın bir köşesinden bir yer bulup sana tekrar sarılabilsem, yüzüne tüm bunları söyleyebilsem," diyorum. Şimdi yazarken bile gözlerim doluyor. Belki bu satırları okurken "Ne gerek vardı tüm bunları anlatmaya?" dersin. Ama bir dost olarak bilmeni isterim ki, seninle yaşadığımız her şey benim hayatımda derin izler bıraktı.
Sen belki çok uzaklardasın, belki bu satırlara cevap bile vermeyeceksin. Ama bil ki dostluk kolay kolay unutulmaz, hele ki gönülden paylaşılan bir dostluk ise. İnsan bir kere dostunu buldu mu, o dostluk kolay kolay silinmez. İşte bu yüzden seni unutmadım ve seninle geçirdiğimiz o günlerin hatırasını hep yaşatıyorum. Bir gün yine karşı karşıya gelip, “Ulan Nihat, nerede kaldın bunca zaman?” diye sitem ederim belki…
Şimdi bu yazıyı bıraktım sana, kalbimden gelen tüm anıları, sevgiyi ve dostluğu katarak. Umarım bir gün bu satırlar sana ulaşır ve sen de o eski dostluğumuzu hatırlarsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder