Dün kandırılmış, bugün uyutulmuş insanlar arasında yola çıkıyorum, keskin kılıçların üzerinde bir yolculuğa adım atıyorum. Bu tehlikeli bir iş, kabul ediyorum. Ama şunu da biliyorum ki, tehlikeye atılmayanlar asla güvende olma hakkına sahip değildir. Güven ne demek? Kılıçların üzerinde yürüyen biri, belki de en güvende olandır. Zira her adımı bilincindedir, her anı farkındadır. Ben de öyle değil miyim? Hayatını uyandırmaya ve uyarmaya adamış biri olarak, kapitalizmin şatafatlı ama boş vaatlerini elinin tersiyle itmiş, yalnızca hakikatin yoluna baş koymuş bir adam güvende olmamalı mı?
Dünya artık bir yanılgılar ve çelişkiler sahnesi. İnsanlar her şeyin cevabını zihinlerinde bulduklarını sanarak yaşamaya devam ediyorlar, ama bu cevaplar, kendilerine bile ait değil. İsimlerini bildikleri, ama anlamını hiç sorgulamadıkları kavramların kölesi olmuşlar. Tüketim dünyasının şatafatı, onlar için gerçeklerin üzerine örttüğü bir örtüden başka bir şey değil. Düşünceler kısır, ruhlar uykuda. Bu uykuyu bölmek, bu kalın perdeyi aralamak benim görevim. Sırf doğruyu söylemek, insanlara gözlerini açtırmak için bile bu kılıçların üstünde yürümek, bir nevi bu tehlikeli yolculuğa çıkmak zorundayım.
Peki ya güven? Güvenlik mi arıyoruz yoksa farkındalık mı? Güvenli mi bu yolculuk? Kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı olan, onları sorgulamaya bile tenezzül etmeyenler için mi güvenli olmak istiyorum? Hayır. Ben hakikatin izini süren biriyim. Benim için güven, tehlikenin bilincinde olmaktır. Benim güvenliğim, adımlarımı titizlikle atmamda saklıdır. Zira biliyorum ki, kılıçların keskinliğini hissetmek, birini uykusundan kaldırmak için yeterli değilse, o zaman hiçbir şey değildir.
Bana "delilik" diyecekler. Kimse güvenli olanı bırakıp bu yolu seçmez derler. Ama kimse de kılıçların üstünde yürümeye cesaret etmezse, değişim nasıl gelecek? Kendi rahat alanlarını terk etmeyenler, tehlikeye atılmaktan korkanlar, sadece güvenin maskesini takarak yaşar. Ama ben o maskeyi reddediyorum. O maskeyle ne içsel huzura ne de gerçekliğe ulaşabilirim.
Kapitalizmin bize dayattığı ‘güvenli’ yaşamların hiçbir gerçekliği yok. Yalnızca bizi uyutmak için kurulmuş bir hayal dünyasında yaşıyoruz. Onların gözünde ‘başarı’ ya da ‘mutluluk’ diye adlandırılan şeyler, aslında sürekli bir tüketim döngüsünün içinde körelmiş zihinlere ait. Maddiyatın sonsuz bir arayışı içindeki bu kitle, ne kadar daha çok şeye sahip olursa olsun, gerçekte asla güvende değil. Çünkü asıl güven, özdeki hakikati anlamakta saklıdır, dünyaya köle olmamaktadır. Kapitalizmin çarkları arasında sıkışmış bu insanlar, tıpkı dev bir oyunun içinde rollerini oynayan oyuncular gibiler. Ne mutlu olabiliyorlar ne de huzur bulabiliyorlar.
Evet, haklısınız. Bu yolculuk tehlikeli. Kılıçların üstünde yürümek her zaman risklidir. Ancak risk almadan, insanlığın en temel sorularına cevap aramadan, yalnızca dünyayı ve ona ait olanları seyre dalarak, hiçbir yere varamazsınız. Benim yolum doğruyu bulmak, hakikati görmek ve anlatmaktır. Bu yol, sessiz bir kabullenişin, rahat bir yaşamın getirdiği ‘güvenli’ sulardan çok uzak. Ama asıl güvende olanlar, bu kılıçların üzerinde yürüme cesareti gösterenlerdir. Hakikati bulanlar ve onu koruyanlar...
Bahadır Hataylı/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder