21 Temmuz 2025 Pazartesi

Her Günahkâr Yalancının Vay Hâline!

"Her günahkâr yalancının vay hâline! Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!"

Casiye/7-8

Ey insan!
Duyuyorsun değil mi bu sözleri? Duyuyorsun ama işitmez gibi yapıyorsun. Gözlerin açık ama görmüyorsun. Kalbin atıyor ama artık titremiyor. Çünkü sen, her günahı alışkanlığa dönüştürdün, her yalanı hakikatin yerine koydun. Her uyarıya sustun, her ayeti küçümsedin. Ve şimdi, seni bekleyen şey sadece elem dolu bir azap. Bu bir tehdit değil, bu bir uyarıdır. Bu bir gazap haberi değil, bu bir hakikat çağrısıdır.

Kur’an’ın ayetleri kulaklarına defalarca okundu. Nice hatipler, nice alimler, nice hikmet sahipleri seni uyardı. Ama sen ne yaptın?
Büyüklük tasladın.
Kibrine sarıldın.
Kendini dokunulmaz sandın.
Öyle ki, Allah’ın kelamı sana ulaştığında bile "sanki hiç duymamışsın gibi" davrandın.
Yüz çevirdin.
Ayetleri hafife aldın.
Hakkı susturmak için gürültü çıkardın.
Kalbini katılaştırdın, kulaklarını tıkadın.

Şimdi ben sana konuşuyorum!
Senin yalanlarına alışmış bu çağda, doğrularını yüzüne tokat gibi indiriyorum.
Dinle!
Kaçabileceğin hiçbir yer kalmadı artık.

Sen Kimsin ki Allah’ın Ayetini Hafife Alırsın?

Senin elindekiler, Allah’ın kelamından daha mı güçlü sanırsın? Paranın, mevkiinin, takipçilerinin, ünvanlarının seni kurtaracağını mı sandın?
Allah’ın ayetleri sana ulaştığında sadece göz ucuyla baktın.
Hükmü duyduğunda başını başka tarafa çevirdin.
"Bu devirde mi hâlâ böyle şeylere inanılır?" dedin.
"Ben modernim, akıllıyım, sorgulayıcıyım" dedin.
Ama aslında sen ne yaptığını iyi biliyorsun.
Hakikatten kaçıyorsun.
Çünkü biliyorsun: Eğer kabul edersen değişmen gerekecek.
Eğer iman edersen, hayatının yönünü değiştirmek zorunda kalacaksın.

Ama sen konforunu, inkârınla korumayı seçtin.
Kurtuluşunu, bataklıkta kalmakta aradın.
İşte bu yüzden “Her günahkâr yalancının vay haline!”
Çünkü o hem yalancıdır hem de günahında ısrarlıdır.
Yalan söyler, hakikati çarpıtır, sonra da pişmanlık duymaz.
Tövbe etmez.
Yüzü kızarmaz.
Vicdanı sızlamaz.
İşte Allah’ın azabı da bu yüzden yakındır!

Kibir Seni Yakar, Dünyanı da Yakınlarını da

Ey kendini bir şey sanan insan!
Senin neyin var?
Bedenin mi güçlü?
Ecel geldiğinde bir nefes alabilir misin?
Malın mı çok?
Tabuta kaç lira sığar?
Mevkiin mi büyük?
Mezarlıkta makam soran yok!
O hâlde neden böylesin?
Kiminle yarışıyorsun?

Kibir, seni fark ettirmeden helâke götüren bir yılandır.
Seni övüp pohpohlayan kalabalıklar, aslında uçurumun kenarında alkışlıyor seni.
Sen onların sesine aldandın.
Ama unutma: O kalabalıkların hiçbiri senin yerine hesap vermez!
Hiçbiri seninle mezara girmez.
Hiçbiri senin yerine dirilmez!

Allah’ın Ayetlerini İşitip de Direnenlere Ne Olacak?

Cevap açık: “İşte onu elem dolu bir azapla müjdele!”
Evet, azap bir müjde gibi veriliyor.
Çünkü sen müjdeyi sadece iyilikte arıyorsun.
Oysa senin için iyilik, azapla sarsılmaktır artık.
Senin için şifa, yanarak uyanmaktır.
Senin için uyarı, ancak acıyla anlaşılır olmuş!

Sana gönderilen Kur’an seni yüceltmek içindi.
Ama sen onunla dalga geçtin.
Sana sunulan hakikat, karanlığını aydınlatsın diyeydi.
Ama sen lambayı söndürdün.
Sana söylenen sözler, kalbine işlesin diyeydi.
Ama sen kalbini taşlaştırdın!

Şimdi söyle:
Nasıl olur da bu hâlde Allah’ın rahmetini umarsın?
Nasıl olur da Allah’ın gazabını önemsemezsin?

Her Ayet Bir Ferman, Her Uyarı Bir İkaz

Sen, sana uzatılan kurtuluş ipine "eski kafalı" dedin.
Sana sunulan hakikate "ortaçağ masalı" dedin.
Ama şimdi ne olacak?
Zaman tükendi.
Söz bitti.
Hüküm indi.

Bu sözler sana ferman gibi ulaşsın

  • Ya ayağa kalkıp tevbe edersin,

  • Ya da küfründe boğulursun!

Bu kadar net!

Ayetler seni eğlendirsin diye okunmaz!
Bu kelam, tiyatro oyunu değil!
Bu uyarılar, gündelik gafletin süsü değil!
Bu sözler, seni sarhoş etsin diye değil, seni sarssın diyedir!
O yüzden, bu kelimeleri işitip geçme!

DİRENME ARTIK!
Allah’a karşı direnmek ne büyük ahmaklıktır!
Kibir seni kurtarmaz.
İnkar seni rahatlatmaz.
Vicdanını susturmak seni özgür kılmaz.
Sen, günahınla iftihar ettikçe aslında cehennemin davetlisisin.

Elem Dolu Azap- Ne Demek Biliyor Musun?

Elem dolu bir azap!
Bu sadece ateş değil.
Bu sadece fiziksel yanma değil.
Bu, ruhun kıvranması.
Bu, pişmanlığın sonsuzluğu.
Bu, bir daha asla geri dönemeyecek olmanın çaresizliği!
Bu, sonsuza kadar Allah’tan uzak kalmak demek.
Ve bil ki Allah’tan uzak olmak, cehennemlerin en koyusudur.

Cehennem, sadece ateş değildir!
Cehennem, hakikate yüz çevirmiş kalbin azabıdır!
Cehennem, "keşke" diye haykırıp da hiçbir şey düzeltememektir!
Cehennem, Allah’ın rahmetinden kopmak, artık hiçbir kapının sana açılmamasıdır!

Tevbe Kapısı Açıkken...

Ey kendini akıllı sanan insan!
Ey günahlarına alışmış kardeşim!
Hâlâ vakit varken…
Hâlâ nefesin varken…
Hâlâ kalbin atmaktayken…
Dur! Düşün! Ve DÖN!

Allah seni affetmek için fırsatlar yaratıyor.
Yüzlerce defa ayet gönderiyor.
Binlerce kez işaret veriyor.
Ama sen hâlâ direniyorsan, artık felaket seni bekliyor!

Bugün tevbe eden kurtulur.
Bugün ağlayan affedilir.
Bugün Allah’a sığınan, sonsuz rahmetle kuşatılır.
Ama yarın mı?
Belki yarın yok!
Belki bir sonraki nefesin gelmeyecek!
O hâlde neden erteliyorsun?
Neden hâlâ kalbini taş gibi tutuyorsun?

 Ya Uyan, Ya Yıkıl!

Ey insan!
Bunlar sadece kelime değil.
Bunlar sadece dini nasihat değil.
Bunlar birer hakikat mermisi, birer ilahi ferman, bir son çağrıdır.

Sen hâlâ aldırmıyorsan,
Sen hâlâ uyanmıyorsan,
Sen hâlâ Allah’ın ayetlerine karşı duyarsızsan…

Bil ki seni artık hiçbir şey kurtaramaz!
Ve sana son kez sesleniyorum:

Her günahkâr yalancının vay hâline!
Çünkü ona artık rahmet değil, azap müjdesi vardır.
Ve bu azap ne ertelenir, ne de hafifletilir!
Cehennem, onun yurdudur!
Ve Allah, adalet sahibidir!

Erol Kekeç/19.07.2025/Sancaktepe/İST 

15 Temmuz 2025 Salı

Bülbüllerin kafese tıkandığı iklimin ağıdı

Bülbüllerin kafese tıkandığı bir iklim bu, Gül açmaz, bahar uğramaz, sevda yıkık bir türkü. Göçmen kuşlar terk etmiş semayı, suskun her kanat, Artık dönmeyen yolcular gibi, uzaklara bakar hayat.

Kargalar konmuş leşlere, övgüler dizilir yalanlara, Her çığlıkta bir umut düşer, her sessizlik yeni bir yara. Gökyüzü kararmış, yağmur değil, gazap yağar artık, Toprak değil cennet, mezar kokar; susmak da bir çığlık.

Telefon direklerini döver rüzgar, acı acı bağırır, Ruhsuz şehirlerin kaldırımlarında dert dolaşır. Sazlıklar eğilmiş dere kenarında, baş eğmiş kaderine, Tavşanlar tomsuklarda, titreyişlerini gizler tenine.

Tilkiler delik bulamaz olmuş, çıkmaz yolların dibi, Avcılar işsiz, göz dikmiş postlara; ölüm pusuda gibi. Korku sarar inleri, açlıkla titrer kuyruklar, Her tıkırtı bir kıyamet, her an içeriye çöken kar.

Çocukların sesi kısık, top oynanmaz sokakta, Anne gözyaşı kurumuş, dua taş olmuş dudakta. Yastıklar dualarla ıslanır, rüyalar kabusa döner, Sevgiye duvar ören fakirlik, kalpleri zamla örter.

Genç kızlar bir düşte sever, ama kavuşamaz, Erkekler yorgun, umutları bile borçlanmış yalnızlığa. Bir evlenme yüzüğü lüks, bir nişan çiçeği yasak, Hayaller gri, sevdalar gurbette bir mezar taşına yasak.

Babaların ahı dağlara çarpar, yankısı aslanları ürkütür, Ama zalimler, tokmak ellerinde, örste insan döver gülerek. Her sabah yeni bir nutuk, her akşam başka bir kandırmaca, Her umut bir zılgıtla kırılır, her çocuk bir çığlıkla yaşlanır.

Gök yüzü değil artık sema, altında cefa saklı, Güneş doğmaz tam, ışıklar bile titrek ve saklı. Bir ülke, yorgun bir annenin karnında ölü taşı gibi, Her sabah bir sancıyla uyanır, her akşam mezar gibi.

Bayramlar unutulmuş, tatlar tuzlanmış acıyla, Mutfakta kaynayan tencere değil, derttir buharıyla. Fırınlar un değil, bekleyiş pişirir ocaklarda, Simit bile paylaşılmaz olmuş, düşmanlık sokaklarda.

Adalet terazisi eğilmiş, vicdan paslanmış terazide, Hak aranmaz, hak dilenilir artık bu kalın cezaevinde. Mahkemeler dosya yığar, ama adalet mi?—o bir efsane, Bir masal gibi anlatılır çocuklara, ama gerçeğe ulaşmaz ki.

Mazlum susar, susunca suçlu olur, Zalim bağırır, bağırdıkça kahraman olur. Böyle bir terslik iklimi, akla ziyan bir çark, Gözyaşı akar kurur, ama zulüm asla ıslanmaz.

İnsanlar gülmeyi unutmuş, tebessüm bir lüks olmuş, Konuşmak risk, susmak mecburiyet, yaşamak ise borç. Kiralanmış umutlar, ipotekli duygular içindeyiz, Nefes bile kira, sevinçler haciz altında gizli gizli.

Köyler yıkık, şehirler gürültüyle harabe, İnşaatlar yükselir, ama yıkılır insanın içindeki ev. Bir baba çocuğuna bir çikolata alırken ter döker, Çünkü her fiyat etiketi, bir ömrün kefaretidir artık.

Dostluklar menfaatle sınanır, merhamet ekranda olur, Gerçekte herkes yalnız, ama herkesin sosyal medyada dostu çok. Bir beğeniyle yaşar duygular, ama dokunmaz kimse kimseye, Bir elin uzandığı, bir gözün dolduğu o eski dünyayı özler yüreğimiz.

Ne kaldı ki? Birkaç hatıra fotoğrafı, bir iki sararmış mektup, Geri kalan her şey dijitalleşmiş acıların kopyası. Ama ben umut ederim hâlâ, Çünkü zulüm ile abat olanın sonu her daim berbat ola.

Bir gün bu fırtına diner, Bülbüller öter yeniden, sazlıklar başını kaldırır, Çocuklar oyun kurar, analar dua eder gözyaşıyla değil, Gökyüzü gülümser, yağmur değil, rahmet iner semadan.

İşte o zaman, Ben bu karanlıkların son dizesine "Işık" yazarım. Ve o ışık, Bir halkın yeniden doğuşudur.

Karanlıkta yazdım bu satırları, Ama her harfine bir mum diktim, Her kelimesine bir dua ekledim, Ve her dizesine umutla mühür bastım.

Çünkü ben, Bu ülkenin unutulmuş çocuklarından biriyim, Suskun değil, haykıran, Yıkık değil, dirilen, Batan değil, doğacak olan güneşim!

Erol Kekeç/26.06.2025/Sancakteepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...