"Her günahkâr yalancının vay hâline! Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!"
Casiye/7-8
Ey insan!
Duyuyorsun değil mi bu sözleri? Duyuyorsun ama işitmez gibi yapıyorsun. Gözlerin açık ama görmüyorsun. Kalbin atıyor ama artık titremiyor. Çünkü sen, her günahı alışkanlığa dönüştürdün, her yalanı hakikatin yerine koydun. Her uyarıya sustun, her ayeti küçümsedin. Ve şimdi, seni bekleyen şey sadece elem dolu bir azap. Bu bir tehdit değil, bu bir uyarıdır. Bu bir gazap haberi değil, bu bir hakikat çağrısıdır.
Kur’an’ın ayetleri kulaklarına defalarca okundu. Nice hatipler, nice alimler, nice hikmet sahipleri seni uyardı. Ama sen ne yaptın?
Büyüklük tasladın.
Kibrine sarıldın.
Kendini dokunulmaz sandın.
Öyle ki, Allah’ın kelamı sana ulaştığında bile "sanki hiç duymamışsın gibi" davrandın.
Yüz çevirdin.
Ayetleri hafife aldın.
Hakkı susturmak için gürültü çıkardın.
Kalbini katılaştırdın, kulaklarını tıkadın.
Şimdi ben sana konuşuyorum!
Senin yalanlarına alışmış bu çağda, doğrularını yüzüne tokat gibi indiriyorum.
Dinle!
Kaçabileceğin hiçbir yer kalmadı artık.
Sen Kimsin ki Allah’ın Ayetini Hafife Alırsın?
Senin elindekiler, Allah’ın kelamından daha mı güçlü sanırsın? Paranın, mevkiinin, takipçilerinin, ünvanlarının seni kurtaracağını mı sandın?
Allah’ın ayetleri sana ulaştığında sadece göz ucuyla baktın.
Hükmü duyduğunda başını başka tarafa çevirdin.
"Bu devirde mi hâlâ böyle şeylere inanılır?" dedin.
"Ben modernim, akıllıyım, sorgulayıcıyım" dedin.
Ama aslında sen ne yaptığını iyi biliyorsun.
Hakikatten kaçıyorsun.
Çünkü biliyorsun: Eğer kabul edersen değişmen gerekecek.
Eğer iman edersen, hayatının yönünü değiştirmek zorunda kalacaksın.
Ama sen konforunu, inkârınla korumayı seçtin.
Kurtuluşunu, bataklıkta kalmakta aradın.
İşte bu yüzden “Her günahkâr yalancının vay haline!”
Çünkü o hem yalancıdır hem de günahında ısrarlıdır.
Yalan söyler, hakikati çarpıtır, sonra da pişmanlık duymaz.
Tövbe etmez.
Yüzü kızarmaz.
Vicdanı sızlamaz.
İşte Allah’ın azabı da bu yüzden yakındır!
Kibir Seni Yakar, Dünyanı da Yakınlarını da
Ey kendini bir şey sanan insan!
Senin neyin var?
Bedenin mi güçlü?
Ecel geldiğinde bir nefes alabilir misin?
Malın mı çok?
Tabuta kaç lira sığar?
Mevkiin mi büyük?
Mezarlıkta makam soran yok!
O hâlde neden böylesin?
Kiminle yarışıyorsun?
Kibir, seni fark ettirmeden helâke götüren bir yılandır.
Seni övüp pohpohlayan kalabalıklar, aslında uçurumun kenarında alkışlıyor seni.
Sen onların sesine aldandın.
Ama unutma: O kalabalıkların hiçbiri senin yerine hesap vermez!
Hiçbiri seninle mezara girmez.
Hiçbiri senin yerine dirilmez!
Allah’ın Ayetlerini İşitip de Direnenlere Ne Olacak?
Cevap açık: “İşte onu elem dolu bir azapla müjdele!”
Evet, azap bir müjde gibi veriliyor.
Çünkü sen müjdeyi sadece iyilikte arıyorsun.
Oysa senin için iyilik, azapla sarsılmaktır artık.
Senin için şifa, yanarak uyanmaktır.
Senin için uyarı, ancak acıyla anlaşılır olmuş!
Sana gönderilen Kur’an seni yüceltmek içindi.
Ama sen onunla dalga geçtin.
Sana sunulan hakikat, karanlığını aydınlatsın diyeydi.
Ama sen lambayı söndürdün.
Sana söylenen sözler, kalbine işlesin diyeydi.
Ama sen kalbini taşlaştırdın!
Şimdi söyle:
Nasıl olur da bu hâlde Allah’ın rahmetini umarsın?
Nasıl olur da Allah’ın gazabını önemsemezsin?
Her Ayet Bir Ferman, Her Uyarı Bir İkaz
Sen, sana uzatılan kurtuluş ipine "eski kafalı" dedin.
Sana sunulan hakikate "ortaçağ masalı" dedin.
Ama şimdi ne olacak?
Zaman tükendi.
Söz bitti.
Hüküm indi.
Bu sözler sana ferman gibi ulaşsın
-
Ya ayağa kalkıp tevbe edersin,
-
Ya da küfründe boğulursun!
Bu kadar net!
Ayetler seni eğlendirsin diye okunmaz!
Bu kelam, tiyatro oyunu değil!
Bu uyarılar, gündelik gafletin süsü değil!
Bu sözler, seni sarhoş etsin diye değil, seni sarssın diyedir!
O yüzden, bu kelimeleri işitip geçme!
DİRENME ARTIK!
Allah’a karşı direnmek ne büyük ahmaklıktır!
Kibir seni kurtarmaz.
İnkar seni rahatlatmaz.
Vicdanını susturmak seni özgür kılmaz.
Sen, günahınla iftihar ettikçe aslında cehennemin davetlisisin.
Elem Dolu Azap- Ne Demek Biliyor Musun?
Elem dolu bir azap!
Bu sadece ateş değil.
Bu sadece fiziksel yanma değil.
Bu, ruhun kıvranması.
Bu, pişmanlığın sonsuzluğu.
Bu, bir daha asla geri dönemeyecek olmanın çaresizliği!
Bu, sonsuza kadar Allah’tan uzak kalmak demek.
Ve bil ki Allah’tan uzak olmak, cehennemlerin en koyusudur.
Cehennem, sadece ateş değildir!
Cehennem, hakikate yüz çevirmiş kalbin azabıdır!
Cehennem, "keşke" diye haykırıp da hiçbir şey düzeltememektir!
Cehennem, Allah’ın rahmetinden kopmak, artık hiçbir kapının sana açılmamasıdır!
Tevbe Kapısı Açıkken...
Ey kendini akıllı sanan insan!
Ey günahlarına alışmış kardeşim!
Hâlâ vakit varken…
Hâlâ nefesin varken…
Hâlâ kalbin atmaktayken…
Dur! Düşün! Ve DÖN!
Allah seni affetmek için fırsatlar yaratıyor.
Yüzlerce defa ayet gönderiyor.
Binlerce kez işaret veriyor.
Ama sen hâlâ direniyorsan, artık felaket seni bekliyor!
Bugün tevbe eden kurtulur.
Bugün ağlayan affedilir.
Bugün Allah’a sığınan, sonsuz rahmetle kuşatılır.
Ama yarın mı?
Belki yarın yok!
Belki bir sonraki nefesin gelmeyecek!
O hâlde neden erteliyorsun?
Neden hâlâ kalbini taş gibi tutuyorsun?
Ya Uyan, Ya Yıkıl!
Ey insan!
Bunlar sadece kelime değil.
Bunlar sadece dini nasihat değil.
Bunlar birer hakikat mermisi, birer ilahi ferman, bir son çağrıdır.
Sen hâlâ aldırmıyorsan,
Sen hâlâ uyanmıyorsan,
Sen hâlâ Allah’ın ayetlerine karşı duyarsızsan…
Bil ki seni artık hiçbir şey kurtaramaz!
Ve sana son kez sesleniyorum:
Her günahkâr yalancının vay hâline!Çünkü ona artık rahmet değil, azap müjdesi vardır.Ve bu azap ne ertelenir, ne de hafifletilir!Cehennem, onun yurdudur!Ve Allah, adalet sahibidir!
Erol Kekeç/19.07.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder