31 Mayıs 2025 Cumartesi

Ben Erol Kekeç’im

Her sabah gözlerimi yeni bir güne açtığımda, içimdeki en derin hissiyat şudur: “Bugün bir yüreğe dokunabilecek miyim? Bugün bir gencin gözlerine umut bırakabilecek miyim?” İşte bu sorularla yaşadım. Yıllardır öğretmenlik yapıyor, yazıyor, düşünüyor, insanlara dokunuyorum. Benim için meslek bir etiket değil; bir varoluş biçimidir. Her insan bir kıvılcımdır, yeter ki doğru anda doğru yeri aydınlatsın. İşte ben de yıllardır, bu kıvılcımları yakmaya çalıştım.

Ben duygularımı saklamadım, çünkü sakladığımda çürüdüğünü gördüm. Duygusallığımı yüreğimin süsü, kelimelerimin mayası bildim. Gözlerimde biriken yaşı da, tebessümle aydınlanan yüzü de insan olmanın hakiki işaretleri olarak gördüm. Duygularımı bastırmadım; çünkü onların beni daha “insan” kıldığını, karşımda oturan her bireyin duygularına daha kolay ulaşmamı sağladığını biliyordum.

Kararlıyım, çünkü inandığım değerlere ihanet etmedim. Kolaya kaçmadım. Konforlu yalanların yerine, dikenli hakikatlerin izinden yürümeyi tercih ettim. Çünkü inanıyorum ki hakikat, geç de olsa varır adrese. Benim vazifemse bu yolculukta yürümekten vazgeçmemekti.

Sevecenliği hiçbir zaman bir zayıflık görmedim. Aksine bir öğretmenin, bir terapistin, bir dostun, bir insanın sahip olması gereken en güçlü meziyet olduğuna inandım. Çünkü insanlar size önce kalbinizle yaklaşır, zihniniz sonra gelir. Kalbi kapalı bir insan, zekâyla konuşsa bile duvar örer. Ama sevecenlik… Sevecenlik, insanın insanla temas etmesidir.

Hayallerime hep sahip çıktım. Çünkü hayalleri olmayanların, yolu da olmaz. Ben çocukken de hayal kurardım; büyüdüm, hâlâ kuruyorum. Bu hayallerin bazıları gerçek oldu, bazıları yolda dağıldı ama hepsi bana bir şey öğretti: Umut.

Ben umut taşıyan biriyim. Umut, kalbin içinden doğar; dışarıdan ithal edilemez. Yıllar içinde gördüm ki, umutlu bir bakış, genç bir öğrencinin hayatını değiştirebilir. O yüzden öğrencilerime hep “olabilir” dedim. “Başarabilirsin”, “yolun açık”, “yeter ki çaba göster”… Bunlar sadece söz değil; bir ruh hâlinin yankısıydı.

İletişim… Belki de beni tanımlayan en güçlü özellik bu. İnsanla konuşmayı, dinlemeyi, empati kurmayı, yargılamadan anlamaya çalışmayı hayat felsefem haline getirdim. İletişim, sadece sözle olmaz. Bazen bir bakış, bazen bir sessizlik, bazen bir elin omza dokunuşudur. Ben hep bu dilsiz dili konuştum.

Adalet… Hayatımda çok temel bir kavram. Adaleti soyut bir ideal değil, her günkü pratik bir ahlak olarak gördüm. Öğrencime not verirken, bir yazıyı değerlendirirken, bir insanı dinlerken… “Herkes hak ettiğini almalı” dedim hep. Ve ben hak etmediğim hiçbir yerde durmadım.

Eğitim hayatım boyunca sadece bilgi aktarmadım; insan olmayı, ahlakı, sorumluluğu, adil olmayı, merhameti öğretmeye çalıştım. Öğrencilerime “iyi insan olun” dedim. “Bilgili olmak yetmez; vicdanlı olun.” Çünkü bilgi insanı güçlü kılar ama vicdan insanı değerli kılar.

Geçmişe her zaman saygı duydum. Çünkü kim olduğunu bilmeyen, kim olacağını da bilemez. Babamın bana küçükken söylediği şu sözler kulağımda yankılandı hep:

“Oğlum kalkacağın yere oturma, hak etmediğin yere uğrama, oturduğun yerden de kalkma.”

Bu söz, bir yaşam pusulası oldu benim için. Onurumla, emeğimle, inancımla durdum ayakta. Eğilmedim, bükülmedim; rüzgâra göre yön değiştirmedim.

Yazdım… Çünkü yazmak, ruhun kendini ifade etme biçimidir. Kelimelerle bir dünya kurdum. “Sona Bir Kala ”da hayatın sınırlarını, “Evrensel Yaşam Denkleminde insanın varoluşsal sorularını dile getirdim. Her cümlede bir iz, her sayfada bir umut bırakmaya çalıştım.

Terapist oldum, çünkü insanın iç yaraları dış sesle iyileşir. Her danışanımda bir ayna gördüm. Onların acılarında kendi geçmişimi, umutlarında kendi geleceğimi buldum. Onlara ışık olurken, kendim de aydınlandım.

Bir toplumun çöküşünü izlerken, sessiz kalamazdım. Adaletsizliğe, zulme, vicdansızlığa “dur” demek gerekiyordu. Kalemimle, sözümle, duruşumla bu karanlığa karşı bir mum yaktım. Gazze'de dökülen her masum kan, içimde yankılandı. Adalet sadece kendi ülken için değil, insanlık için istenmelidir.

Bugün geriye dönüp baktığımda, tek bir şeyi istiyorum:

“Erol Kekeç, yaşarken birilerine iyi geldi mi?”

Eğer bir yürekte umut oldumsa, bir öğrenciye ışık oldumsa, bir kalbe şefkatle dokunduysam, bu hayat yaşanmıştır.

Ben Erol Kekeç’im.

Bir fikre dönüşmüş insanım.

Bir duygunun söze dökülmüş hâliyim.

Bir gencin yolunu aydınlatan mumum.

Bir hakikatin tanığı, bir adalet arayıcısıyım.

Ben geçmişe saygılı, geleceğe umut taşıyan bir ruhum.

Hayal eden, düşmeyen, düştüğünde doğrulan, yürüyen bir yüreğim.

Kalemimle, kalbimle, kelimemle yaşayan bir fikir adamıyım.

Ve sonunda beni tanımlayan mesajım şu olabilir:

“Ben bir kıvılcım değilim sadece; karanlığa atılmış bir ışık fişeğiyim. Ben geçip giden bir öğretmen değilim; insanlığın vicdanında yankılanan bir sesim. Ben hakikatin şahidiyim, adaletin talibiyim, umudun taşıyıcısıyım. Ben Erol Kekeç’im.”

31.05.2025/Sancaktepe/İST

30 Mayıs 2025 Cuma

Helâkin Eşiğinde Salihlerin Sessizliği Zalimlerin Cesareti

Burada Hûd Suresi 116-119. ayetlerini merkeze alarak; geçmiş kavimlerin helak gerekçelerini, Salih insanların toplum içindeki rolünü, ihtilafların yaratılış amacındaki yerini ve cehennemle ilgili İlahi uyarıyı güncel hayat üzerinden ele alacağız. Amacı, okuru hakikate çağırmak, toplumsal aklı uyandırmak ve bireyi sahih bir yaşam tarzına yönlendirmektir.

Zulümle Mamur Bir Dünya

Bugünün insanı, dünden ders almayanların dünyasında yaşıyor. Yeryüzü; mazlumun kanıyla, yetimin gözyaşıyla, doğanın ahıyla, hakikatin çığlığıyla yankılanıyor. Fakat kulaklar sağır, kalpler mühürlü. İşte tam da bu karanlık dönemde, Rabbimizin Hûd Suresi'nde bildirdiği ayetler, tarihin sayfalarından bugüne yankılanan bir hakikat çağrısıdır:

“Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı.” (Hûd/ 116)

Bu ayet, zamanlar üstü bir sorumluluğu hatırlatır: "Bozgunculuğa karşı durmak". Bugün, adaletsizliğe karşı susanlar, yanlışlara ortak olanlar, zalime alkış tutanlar bilsinler ki, helakin kıyısında durmaktalar. Çünkü Allah zulmü sevmez; ama daha da önemlisi, zulme rıza gösterenleri de affetmez.

1. Salihlerin Suskunluğu-Sessizlik Suçtur

Ayetin en sarsıcı yönü şudur: "İçlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı." Yani bir toplumun kurtuluşu, sadece bireysel ibadetlerle değil; toplumsal kötülüğe karşı duranların varlığıyla mümkündür. Bugün etrafımıza baktığımızda ne görüyoruz? Katliamlara sessiz kalan alimler, hırsızlığı kutsallaştıran yöneticiler, riyakarlığı yaşam tarzı haline getiren halk kitleleri. Salihler susuyor; suskunluk, zulmü büyütüyor.

Salih olmak; sadece beş vakit namazla değil, haram sofralara oturmamakla, zalime alkış tutmamakla, haksız kazancı reddetmekle, adaletin sesi olmakla mümkündür. Peygamberlerin yolundan giden her mümin bilir ki, iman sadece dilde değil, duruşta tecelli eder.

2. Refahın Ardına Düşenler-Şımartılmış Nesillerin Felaketi

Ayet şöyle devam eder:

“Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” 

(Hûd/ 116)

Bugün de öyle değil mi? Lüks arabaların içinde vicdansızca yoksulluğu izleyenler, saray sofralarında çöpten beslenenleri konuşanlar, modaya kurban edilen fıtratlar, nefsi arzuların tatmini için harcanan hayatlar... Rabbimiz, bu refahın insanı nasıl felakete sürüklediğini apaçık beyan ediyor.

Refah, insanı şımartabilir. Ama hak yoldan saptırmaması için takva ile kuşanmak gerekir. Aksi halde, bugün olduğu gibi; şımartılmış nesiller, ahlakı tüketir, haramı helal sayar, dünyayı cennete çevirme bahanesiyle cehennemin çukurlarını hazırlar.

3. Allah’ın Adaleti- Toplum Helaki Kendi Hazırlar

“Rabbin, halkları Salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.” (Hûd/117)

Bu ayet, Allah’ın adaletinin ilkesel temelini ortaya koyar: Salih ve ıslah edici bir topluluk var oldukça, helak gelmez. Bu, umutla beraber sorumluluğu da yükler. Eğer bugün toplumun helake doğru gittiğini görüyorsak, ya Salihlerin sayısı azalmıştır ya da onların ıslah görevi bitmiştir.

Her bir birey, bu ayeti kendi nefsinde sorgulamalı: "Ben ıslah edici miyim? Yoksa akıntıya kapılmış bir gaflet ehli mi?"

Bu topraklar; yalnızca secde eden başlarla değil, zalime boyun eğmeyen direnişle kurtulur.

4. İhtilafın Hikmeti ve Merhamet Ehli

"Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı." (Hûd/118-119)

İhtilaf, insanlığın kaderidir. Ama bu kader, bizi birbirimize düşman etmek için değil; hakikati arama çabamızı sınamak için vardır. Merhamet edilenler, bu ihtilaf içinde doğruyu bulanlar ve o doğruyu yaşatmak için mücadele edenlerdir.

Bugün ümmetin en büyük problemi budur: İhtilafı düşmanlık sebebi saymak. Oysa Allah, bu çeşitliliği yaratmış ve bize şöyle demiştir: "En güzel şekilde yarışın."

5. Güncel Helak Sebepleri-Sessiz Yığınlar, Alkışlayan Kalabalıklar

Geçmiş kavimlerin helakini tarihte kalmış sananlara bir çift sözümüz var:

  • Bugün, adaletin sesi susturulmuşsa,

  • Faiz sistemiyle toplum sömürülüyorsa,

  • Yetimlerin hakkı çalınıp lüks içinde saltanat sürülüyorsa,

  • Emeklinin lokması küçülürken, sarayların kapısı altınla kaplanıyorsa,

  • Alimler, hakikati değil, sultanı razı etmek için fetva veriyorsa,

  • Cami kürsüleri zulmü örtmek için kullanılıyorsa,

  • Sosyal medya gösterişi iman yerine geçiyorsa,

  • Hakikati haykıranlar terörist yaftasıyla susturuluyorsa,

...helak kapıdadır. Bu, tufanla değilse bile; çürüme, akıl tutulması ve kimlik yitimiyle olur. Nitekim yaşadığımız çağ, anlam yitiminin çağından başka bir şey değildir.

6. Ne Yapmalı? Hûd Suresi'nden Hayat Rehberi

  1. Susma! Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır. Hakkı konuş.

  2. Islah Et! Ailenle, çevrenle, toplumla irtibatını kesme. Güzelliği yay.

  3. Şımartılmış Refaha Kanma! İsrafı terk et, sade yaşa, paylaş.

  4. Farklılıkla Kavga Etme, Hakikati Ara! Tartışma değil tefekkür geliştir.

  5. Zulümle Alkışlanma, İmanla Diren! Popüler olmak değil, hak üzere olmak değerlidir.

7. Uyarı ve Müjde

Ey okuyan, yaşadığın çağ; Musa'nın Firavunla, İbrahim'in Nemrutla, Muhammed’in Ebu Cehil'le karşılaştığı çağ kadar karanlıktır. Ama aynı zamanda hakikatin parlayacağı çağdır. Eğer sen, bozgunculuğa karşı duranlardan olursan; Rabbin seni kurtarır. Eğer sen, zulmün içinde refaha kananlardan olursan; sonun tarih boyunca yazılmıştır.

Unutma:

"Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" (Hûd/119)

Cehennem boşuna dolmayacak. Ya tarafını belirleyecek, ya da sürüklenen kalabalıkların arasında yitip gideceksin.

Ya hakikatin yolcusu olacaksın ya da helakin ortağı.

Erol Kekeç/31.05.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...