15 Temmuz 2025 Salı

Bülbüllerin kafese tıkandığı iklimin ağıdı

Bülbüllerin kafese tıkandığı bir iklim bu, Gül açmaz, bahar uğramaz, sevda yıkık bir türkü. Göçmen kuşlar terk etmiş semayı, suskun her kanat, Artık dönmeyen yolcular gibi, uzaklara bakar hayat.

Kargalar konmuş leşlere, övgüler dizilir yalanlara, Her çığlıkta bir umut düşer, her sessizlik yeni bir yara. Gökyüzü kararmış, yağmur değil, gazap yağar artık, Toprak değil cennet, mezar kokar; susmak da bir çığlık.

Telefon direklerini döver rüzgar, acı acı bağırır, Ruhsuz şehirlerin kaldırımlarında dert dolaşır. Sazlıklar eğilmiş dere kenarında, baş eğmiş kaderine, Tavşanlar tomsuklarda, titreyişlerini gizler tenine.

Tilkiler delik bulamaz olmuş, çıkmaz yolların dibi, Avcılar işsiz, göz dikmiş postlara; ölüm pusuda gibi. Korku sarar inleri, açlıkla titrer kuyruklar, Her tıkırtı bir kıyamet, her an içeriye çöken kar.

Çocukların sesi kısık, top oynanmaz sokakta, Anne gözyaşı kurumuş, dua taş olmuş dudakta. Yastıklar dualarla ıslanır, rüyalar kabusa döner, Sevgiye duvar ören fakirlik, kalpleri zamla örter.

Genç kızlar bir düşte sever, ama kavuşamaz, Erkekler yorgun, umutları bile borçlanmış yalnızlığa. Bir evlenme yüzüğü lüks, bir nişan çiçeği yasak, Hayaller gri, sevdalar gurbette bir mezar taşına yasak.

Babaların ahı dağlara çarpar, yankısı aslanları ürkütür, Ama zalimler, tokmak ellerinde, örste insan döver gülerek. Her sabah yeni bir nutuk, her akşam başka bir kandırmaca, Her umut bir zılgıtla kırılır, her çocuk bir çığlıkla yaşlanır.

Gök yüzü değil artık sema, altında cefa saklı, Güneş doğmaz tam, ışıklar bile titrek ve saklı. Bir ülke, yorgun bir annenin karnında ölü taşı gibi, Her sabah bir sancıyla uyanır, her akşam mezar gibi.

Bayramlar unutulmuş, tatlar tuzlanmış acıyla, Mutfakta kaynayan tencere değil, derttir buharıyla. Fırınlar un değil, bekleyiş pişirir ocaklarda, Simit bile paylaşılmaz olmuş, düşmanlık sokaklarda.

Adalet terazisi eğilmiş, vicdan paslanmış terazide, Hak aranmaz, hak dilenilir artık bu kalın cezaevinde. Mahkemeler dosya yığar, ama adalet mi?—o bir efsane, Bir masal gibi anlatılır çocuklara, ama gerçeğe ulaşmaz ki.

Mazlum susar, susunca suçlu olur, Zalim bağırır, bağırdıkça kahraman olur. Böyle bir terslik iklimi, akla ziyan bir çark, Gözyaşı akar kurur, ama zulüm asla ıslanmaz.

İnsanlar gülmeyi unutmuş, tebessüm bir lüks olmuş, Konuşmak risk, susmak mecburiyet, yaşamak ise borç. Kiralanmış umutlar, ipotekli duygular içindeyiz, Nefes bile kira, sevinçler haciz altında gizli gizli.

Köyler yıkık, şehirler gürültüyle harabe, İnşaatlar yükselir, ama yıkılır insanın içindeki ev. Bir baba çocuğuna bir çikolata alırken ter döker, Çünkü her fiyat etiketi, bir ömrün kefaretidir artık.

Dostluklar menfaatle sınanır, merhamet ekranda olur, Gerçekte herkes yalnız, ama herkesin sosyal medyada dostu çok. Bir beğeniyle yaşar duygular, ama dokunmaz kimse kimseye, Bir elin uzandığı, bir gözün dolduğu o eski dünyayı özler yüreğimiz.

Ne kaldı ki? Birkaç hatıra fotoğrafı, bir iki sararmış mektup, Geri kalan her şey dijitalleşmiş acıların kopyası. Ama ben umut ederim hâlâ, Çünkü zulüm ile abat olanın sonu her daim berbat ola.

Bir gün bu fırtına diner, Bülbüller öter yeniden, sazlıklar başını kaldırır, Çocuklar oyun kurar, analar dua eder gözyaşıyla değil, Gökyüzü gülümser, yağmur değil, rahmet iner semadan.

İşte o zaman, Ben bu karanlıkların son dizesine "Işık" yazarım. Ve o ışık, Bir halkın yeniden doğuşudur.

Karanlıkta yazdım bu satırları, Ama her harfine bir mum diktim, Her kelimesine bir dua ekledim, Ve her dizesine umutla mühür bastım.

Çünkü ben, Bu ülkenin unutulmuş çocuklarından biriyim, Suskun değil, haykıran, Yıkık değil, dirilen, Batan değil, doğacak olan güneşim!

Erol Kekeç/26.06.2025/Sancakteepe/İST

14 Temmuz 2025 Pazartesi

VAZGEÇİLEN DEĞİL YÜZ ÇEVRİLEN OLSUN HAYATIMIZ


Kıymetli Kardeşlerim, 

“Onlar, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler.”
(el-Mü’minûn, 23/3)

Cenab-ı Hak, müminleri tarif ederken onların sadece namaz kılan, zekât veren değil; aynı zamanda boş şeylerden yüz çeviren insanlar olduğunu bildiriyor. Bu ayet bize gösteriyor ki, müminin hayatı sadece ibadetle değil, neyle meşgul olmadığıyla da şekillenir. Çünkü vakit, bir kere verilir; nasıl harcandığı da sorulur.

NEYİN PEŞİNDEYİZ?
Kıymetli kardeşlerim,

Zamanın içinde savrulurken hepimiz bir şeyler yapıyoruz. Koşturuyoruz, toplantılara giriyoruz, ekranlarda görünüyoruz, birilerinin yanında yer alıyoruz. Lakin bir durup düşünelim: Bunca şey gerçekten anlamlı mı?

Günümüzde maalesef “bir şey yapıyor görünmek”, “meşgul görünmek” neredeyse imanın yerine konuldu. Ne kadar çok ortama girersen, ne kadar çok isim verirsen, ne kadar görünürsen o kadar muteber sayılıyorsun. Ama hakikatte bu gösterişin içi çoğu zaman boş. Bu duruma bir isim verdik: “Tungurti hastalığı”. Yani: Nerede kalabalık, orada bulunmak. Nerede kamera, oraya koşmak. Nerede reklam, orada olmak.

Ama bizler biliriz ki, hakikat yalnızdır. Hakkı savunmak çoğu zaman ıssız kalmaktır. Hakkın dostu az, ama Allah katındaki değeri çoktur.

DAVAYI AĞZINDA TAŞIYANLAR, KALBİNDE TAŞIYARAK YAŞAYANLARA RAKİP OLDU
Aziz kardeşlerim,

Bugün ‘dava’ kelimesi, öyle çok ağıza pelesenk oldu ki, içi boşaldı. Artık birileri, kendi konumunu korumak, başkasını susturmak, hatta hakikati manipüle etmek için “dava” kelimesini kullanıyor. Oysa dava; pazarlık yapılmaz, rol kesilmez, reklam yapılmaz. Dava, fedakârlıktır, sessizliktir, sabırdır.

Birisi bir mecliste yüksek sesle konuşuyor, “Ben dava adamıyım!” diyor. Ama o meclisteki bir gariban, evine helal ekmek götürmenin derdiyle oturmuş. Hangisi gerçekten dertli? Hangisi dava ehli?

Unutmayalım ki, hakikat, kimsenin tekelinde değildir. Dava, sadece konuşulmaz; yaşanır. Ve dava adamı olmak, insanların alkışlarıyla değil, Allah’ın rızasıyla ölçülür. Allah için yapılan, gösterilmez. Gösterilen ise çoğu zaman Allah için yapılmaz.
HESAP GÜNÜNÜ DÜNYADAN ÖNCE DÜŞÜNENLER.....
Değerli KARDEŞLERİM...

Birileri var… Kalabalıkta gözükmüyorlar ama dua ediyorlar. Kimse onları tanımıyor ama onlar Allah’ı biliyor. Kimse onlara teşekkür etmiyor ama onlar Rablerine şükrediyor.

Bir işçi, gün sonunda alnının teriyle evine dönerken, “Bu lokma helal mi?” diye düşünüyor.

Bir anne, çocuğunun ağzına haram lokma girmesin diye kendi yemeğinden vazgeçiyor.

Bir genç, çevresi “herkes böyle yapıyor” dese de, yanlışın içine düşmemek için direniyor.

İşte boş şeylerden yüz çeviren müminler, bunlardır.

Görünmeden yürüyenler…
Alkışa ihtiyaç duymadan çalışanlar…
Duruşunu insanların değil, Allah’ın görmesini isteyenler…

Onlar bilir ki, hesap günü çok yakın. O gün ne rozet, ne makam, ne alkış konuşur. O gün sadece samimiyet konuşur.

Kardeşlerim,

Hakikatin izinden yürümek kolay değildir. Çünkü hakikat, rahat alanlar istemez. Hakikat; konforu, gösterişi, şovu, manipülasyonu sevmez.

Bazı hakikat adamları vardır; adı duyulmaz ama dualarda yer alır. Bazı hakikat kadınları vardır; adı okunmaz ama melekler onun kapısını çalar. İşte Allah katında makbul olanlar, bunlardır.

Bugün bu toplumun ihtiyacı, dertli, içi dolu, suskun ama sorumlu insanlar. Namazda gözyaşıyla Allah’a dökülen, sokakta kimseye çaktırmadan iyilik yapan, gece duasında sadece Allah’a açılan yüreklerdir.

Aziz kardeşlerim,

Bazı şeylerden vazgeçmeyin,Doğruluktan, adaletten, merhametten, namazdan, kul hakkından...

Ama bazı şeylerden yüz çevirin,Gösterişten, kibirden, dedikodudan, reklamdan, boşa geçen sözden ve zamandan...

Zira Rabbimiz buyuruyor ki;

“Onlar, boş şeylerden yüz çevirirler.”

Yüz çevirmek; geri çekilmek değil, yönünü değiştirmektir. Hakkı görünce koşmak, batılı görünce uzak durmaktır.

GÖZLERİ DEĞİL, GÖNÜLLERİ UYANDIRALIM
Kıymetli Dostlar,

Davamızın yükü ağır, sorumluluğumuz büyük. Her birimiz bu dünyadan giderken ardımızda iz değil, örnek bırakmalıyız. Ne yaptığımız değil, ne için yaptığımız sorulacak bize.

Öyleyse:

Her günümüzü “Allah bu günümü nasıl görür?” diye yaşamalıyız.

Her adımımızda “Bugün kimin duasında yer aldım?” diye sormalıyız.

Her sözümüzden önce “Bu söz kıyamet gününde karşıma çıkar mı?” diye düşünmeliyiz.

DUA
Allah'ım...
Bizi boş işlerden yüz çeviren, hakka yönelen kullarından eyle.
Davanı reklam malzemesi yapanlardan değil, gizlice yaşayanlardan eyle.
İçimizdeki gösterişi sil, samimiyeti çoğalt.
Adımız değil, amelimiz konuşulsun Ya Rabbi.
Alkışlar değil, secdelerimiz artsın.
Gösteriş değil, ihlas nasip et bizlere.

Amin…

Bahadır Hataylı/18.03.2025/Sancaktepe

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...