14 Temmuz 2025 Pazartesi

VAZGEÇİLEN DEĞİL YÜZ ÇEVRİLEN OLSUN HAYATIMIZ


Kıymetli Kardeşlerim, 

“Onlar, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler.”
(el-Mü’minûn, 23/3)

Cenab-ı Hak, müminleri tarif ederken onların sadece namaz kılan, zekât veren değil; aynı zamanda boş şeylerden yüz çeviren insanlar olduğunu bildiriyor. Bu ayet bize gösteriyor ki, müminin hayatı sadece ibadetle değil, neyle meşgul olmadığıyla da şekillenir. Çünkü vakit, bir kere verilir; nasıl harcandığı da sorulur.

NEYİN PEŞİNDEYİZ?
Kıymetli kardeşlerim,

Zamanın içinde savrulurken hepimiz bir şeyler yapıyoruz. Koşturuyoruz, toplantılara giriyoruz, ekranlarda görünüyoruz, birilerinin yanında yer alıyoruz. Lakin bir durup düşünelim: Bunca şey gerçekten anlamlı mı?

Günümüzde maalesef “bir şey yapıyor görünmek”, “meşgul görünmek” neredeyse imanın yerine konuldu. Ne kadar çok ortama girersen, ne kadar çok isim verirsen, ne kadar görünürsen o kadar muteber sayılıyorsun. Ama hakikatte bu gösterişin içi çoğu zaman boş. Bu duruma bir isim verdik: “Tungurti hastalığı”. Yani: Nerede kalabalık, orada bulunmak. Nerede kamera, oraya koşmak. Nerede reklam, orada olmak.

Ama bizler biliriz ki, hakikat yalnızdır. Hakkı savunmak çoğu zaman ıssız kalmaktır. Hakkın dostu az, ama Allah katındaki değeri çoktur.

DAVAYI AĞZINDA TAŞIYANLAR, KALBİNDE TAŞIYARAK YAŞAYANLARA RAKİP OLDU
Aziz kardeşlerim,

Bugün ‘dava’ kelimesi, öyle çok ağıza pelesenk oldu ki, içi boşaldı. Artık birileri, kendi konumunu korumak, başkasını susturmak, hatta hakikati manipüle etmek için “dava” kelimesini kullanıyor. Oysa dava; pazarlık yapılmaz, rol kesilmez, reklam yapılmaz. Dava, fedakârlıktır, sessizliktir, sabırdır.

Birisi bir mecliste yüksek sesle konuşuyor, “Ben dava adamıyım!” diyor. Ama o meclisteki bir gariban, evine helal ekmek götürmenin derdiyle oturmuş. Hangisi gerçekten dertli? Hangisi dava ehli?

Unutmayalım ki, hakikat, kimsenin tekelinde değildir. Dava, sadece konuşulmaz; yaşanır. Ve dava adamı olmak, insanların alkışlarıyla değil, Allah’ın rızasıyla ölçülür. Allah için yapılan, gösterilmez. Gösterilen ise çoğu zaman Allah için yapılmaz.
HESAP GÜNÜNÜ DÜNYADAN ÖNCE DÜŞÜNENLER.....
Değerli KARDEŞLERİM...

Birileri var… Kalabalıkta gözükmüyorlar ama dua ediyorlar. Kimse onları tanımıyor ama onlar Allah’ı biliyor. Kimse onlara teşekkür etmiyor ama onlar Rablerine şükrediyor.

Bir işçi, gün sonunda alnının teriyle evine dönerken, “Bu lokma helal mi?” diye düşünüyor.

Bir anne, çocuğunun ağzına haram lokma girmesin diye kendi yemeğinden vazgeçiyor.

Bir genç, çevresi “herkes böyle yapıyor” dese de, yanlışın içine düşmemek için direniyor.

İşte boş şeylerden yüz çeviren müminler, bunlardır.

Görünmeden yürüyenler…
Alkışa ihtiyaç duymadan çalışanlar…
Duruşunu insanların değil, Allah’ın görmesini isteyenler…

Onlar bilir ki, hesap günü çok yakın. O gün ne rozet, ne makam, ne alkış konuşur. O gün sadece samimiyet konuşur.

Kardeşlerim,

Hakikatin izinden yürümek kolay değildir. Çünkü hakikat, rahat alanlar istemez. Hakikat; konforu, gösterişi, şovu, manipülasyonu sevmez.

Bazı hakikat adamları vardır; adı duyulmaz ama dualarda yer alır. Bazı hakikat kadınları vardır; adı okunmaz ama melekler onun kapısını çalar. İşte Allah katında makbul olanlar, bunlardır.

Bugün bu toplumun ihtiyacı, dertli, içi dolu, suskun ama sorumlu insanlar. Namazda gözyaşıyla Allah’a dökülen, sokakta kimseye çaktırmadan iyilik yapan, gece duasında sadece Allah’a açılan yüreklerdir.

Aziz kardeşlerim,

Bazı şeylerden vazgeçmeyin,Doğruluktan, adaletten, merhametten, namazdan, kul hakkından...

Ama bazı şeylerden yüz çevirin,Gösterişten, kibirden, dedikodudan, reklamdan, boşa geçen sözden ve zamandan...

Zira Rabbimiz buyuruyor ki;

“Onlar, boş şeylerden yüz çevirirler.”

Yüz çevirmek; geri çekilmek değil, yönünü değiştirmektir. Hakkı görünce koşmak, batılı görünce uzak durmaktır.

GÖZLERİ DEĞİL, GÖNÜLLERİ UYANDIRALIM
Kıymetli Dostlar,

Davamızın yükü ağır, sorumluluğumuz büyük. Her birimiz bu dünyadan giderken ardımızda iz değil, örnek bırakmalıyız. Ne yaptığımız değil, ne için yaptığımız sorulacak bize.

Öyleyse:

Her günümüzü “Allah bu günümü nasıl görür?” diye yaşamalıyız.

Her adımımızda “Bugün kimin duasında yer aldım?” diye sormalıyız.

Her sözümüzden önce “Bu söz kıyamet gününde karşıma çıkar mı?” diye düşünmeliyiz.

DUA
Allah'ım...
Bizi boş işlerden yüz çeviren, hakka yönelen kullarından eyle.
Davanı reklam malzemesi yapanlardan değil, gizlice yaşayanlardan eyle.
İçimizdeki gösterişi sil, samimiyeti çoğalt.
Adımız değil, amelimiz konuşulsun Ya Rabbi.
Alkışlar değil, secdelerimiz artsın.
Gösteriş değil, ihlas nasip et bizlere.

Amin…

Bahadır Hataylı/18.03.2025/Sancaktepe

Durma! Hayat Bitmeden İman Yorulmaz



Bir İşi Bitirince Diğerine Koyul" - Emek, Sabır ve İnsanın Tefekkür Yolculuğu

1.Tembellik Zamanının Fitnesi

İnsanlık tarihi boyunca zaman, en değerli nimetlerden biri olmuştur. Allah Teâlâ, zamanın önemini Kur'an'ın pek çok yerinde vurgular. Asr Suresi'nde zamana yemin edilerek başlanması, bu nimetin ne kadar kıymetli olduğunun bir işaretidir. Ancak bugün, zamanı tüketme biçimimiz, şuursuz, dağınık ve emekten uzak bir hâle gelmiştir. Tüm bunlar, özellikle yeni kuşaklar üzerinde derin bir yozlaşmanın habercisidir.

Böylesi bir ortamda İnşirah Suresi'nden gelen şu ayetler kulaklarımızda yankılanmalı:

"Öyleyse bir işi bitirince diğerine koyul." (94/7)

"Ve ancak Rabbine yönel." (94/8)

Bu iki ayet, sırf bireysel bir tavsiye ya da sadece zaman yönetimi önerisi değil, hayatın anlam ve gayesiyle ilgili bütüncül bir bakıştır. Modern çağda "hazır kazanma" çılgınlığıyla hayatın her alanında kolaya kaçan, yük almaktan kaçan, sorumluluktan sıyrılan bir anlayış yayılmakta. Bu yazıda, bu ayetlerin ne demek istediğini, bu anlayışın karşısına nasıl dikildiğini ve günümüzde ne gibi sorumluluklar doğurduğunu birlikte tefekkür edelim...

2. Ayetin Temel Manası, Emek ve Süreklilik İlkesi

"Öyleyse bir işi bitirince diğerine koyul" ayeti, İslam'ın emek temelli yaşama verdiği önemi çok çarpıcı bir şekilde yansıtır. Buradaki "feragat" kelimesi, bir işi tamamlayıp boşalış anlamına gelir. Ancak ayetin devamlılık arz eden yapısı, çalışmanın, çabanın ve sorumluluğun sona ermeyeceğini, her işin ardından başka bir işin bizi beklediğini ortaya koyar.

Kur'an'da zamanın boş geçirilmesi şiddetle eleştirilir. Boş işlerle oyalanan insanlar, gerçek anlamda bir hayatın izinden gitmezler. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

"İki nimet vardır ki, insanların çoğu onlar konusunda aldanmıştır: Sıhhat ve boş zaman."

3. Günümüz Gençliği ve "Emeksiz İstemek" Algısı

Bugün bir nesil yetişiyor ki, emek vermeden sonuca ulaşmak istiyor. YouTube videolarıyla milyoner olmak, 30 saniyelik videolarla fenomen olup "hayatı yaşamak" istiyor. Çalışmak, terlemek, çabalamak "eski moda" gibi görülüyor. Bu algı, sadece bireylerin geleceğini değil, toplumun temelini sarsıyor.

Sınava çalışmadan kazanmak isteyen, işe gitmeden maaş hayali kuran, evlenmeden "konforlu aile hayatı" isteyen bir zihin yapısı, Kur'an'ın "bir işi bitirince diğerine koyul" anlayışıyla tamamen zıttır. Bu sadece bireysel tembellik değil, toplumsal bir yozlaşmadır.

4. İslam'da Çalışma Ahlakı, Peygamberlerin Mirası

Hz. Nuh'un (a.s) gemiyi elleriyle yapması, Hz. Musa'nın çobanlık yapması, Hz. Muhammed'in (s.a.v) ticaretle uğraşması ve savaşlara bizzat katılması bize şunu öğretiyor:

"Hiçbir İlahi misyon, tembellik üzerine inşa edilmemiştir."

Peygamberler, emek veren, çalışan, sırtlayan insanlardı. Bugün çalışmadan nimet isteyen bir anlayış varsa, bu Allah'ın sistemine karşı bir kibirdir.

5. Sosyal Medya Zamanın Yeni Soyguncusu

Gençliğin büyük bir kısmı, günlük 4-5 saatini sosyal medya akışlarında tüketiyor. Tik Tok, Instagram Reels gibi platformlar, dikkat sürelerini kısaltıyor; sabrı, beklemeyi ve adanmayı anlamsızlaştırıyor. Oysa ki Kur'an bize sabrı, emekle yoğrulmuş bir hayata yönelmeyi öğretiyor.

Bir işi bitirmeden diğerine koşmak yerine, o işte sebat etmek; sonra da boşa düşmeyip yeni bir hayra sarılmak esastır. Bugün ise insanlar bir işi bitirince "tüm günü dinlenmeye" harcamayı hak sayıyor.

6. Ayetin Ruhu, Sorumluluğun Sürekliliği

Bu ayet bize şunu söyler:

"Dinlenen beden de, tefekküre dalan kalp de bir ibadettir. Ama boşluk, ibadetin zıddıdır."

İnsan, bu dünyaya yatmaya, durmaya ya da sadece zevk almaya gelmedi. İnsan, bu dünyaya yük almaya, sorumluluk taşımaya ve ardında bir ışık bırakmaya geldi. Çocuk yetiştirirken de, kitap okurken de, hasta bakarken de Allah'ın rızasına yöneldiğimizde her an ibadete dönüşür.

7. "Ve Ancak Rabbine Yönel" - Yönelişin Zirvesi

Ayetin devamı olan "Ve ancak Rabbine yönel" ifadesi, çabamızın boş olmadığını; her çabanın bir gayesi olması gerektiğini bildirir. Hayatta koşturduğumuz tüm işlerin bir nihaî hedefi olmalı: Allah'ın rızası.

Sadece dünyevi başarılar için çalışırsak, çok kazanabiliriz ama "gerçek anlamda kazanmayı" çekemez hale geliriz. Bu nedenle "her işin ardından Rabbine yönel" uyarısı, hem nefsi durultur hem niyeti berraklaştırır.

8. Bugün Ne Yapmalıyız?

  • Zamanı planlamalıyız. Her boş vaktin hesabı var.

  • Sosyal medyayı amaca hizmet edecek şekilde kullanmalıyız.

  • Sürekli bir şeyler öğrenmeli, yeni bir işe, yeni bir sorumluluğa yönelmeliyiz.

  • Gençlerimizi "bir iş bitince yeni bir hedefe yönel" ahlakıyla yetiştirmeliyiz.

  • Ve nihayetinde, yaptığımız her işte Rabbimizin rızasını aramalıyız.

9. İşin Bittikten Sonra Asla Bitmeyen Yolculuk

Hayat, "bir işi tamamlayıp emekli olmak "la sona ermez. Gerçek bir kul için, yeni bir sorumluluk her zaman vardır. Yeni bir insan yetiştirilir, yeni bir hayra öncülük edilir, yeni bir dua dilenir.

Bu yüzden İnşirah Suresi'ndeki o çarpıcı mesaj kulağımızda çınlamaya devam etmeli:

"Bir işi bitirince, diğerine koyul. Ve ancak Rabbine yönel."

Bu, sadece bir emir değil, bir hayat felsefesidir. Hayatın anlamıdır. Kurtuluşun anahtarıdır.

10. Dua ile...

Allah bizleri tembelliğe gömülmüşlerden değil, her işi bir ibadet gibi yapanlardan eylesin. Bitirdiği her hayrın ardından yeni bir iyiliğe sarılan, yorulsa da Rabbine dayanan, ve her şeyin sonunda Yüce Kudret'e yönelen kullarından eylesin.

Âmin.

Erol Kekeç/12.02.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...