2 Haziran 2025 Pazartesi

Kainat İnsan ve Ayetlerin Şahitliği Aklını Kullanmayanlar İçin Uyarı



Kitabın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. Bu söz, sadece bir giriş cümlesi değil; varlığın anlamını, yeryüzündeki dengenin kaynağını ve insanın yeryüzündeki konumunu belirleyen ilahi bir bildiridir. Her şeyin merkezine insanı koyan modern yaklaşımın aksine, Kur’an insanın kâinat içinde bir yere sahip olduğunu ama merkez olmadığını, Allah’ın ayetlerini okuyarak, aklıyla ve vicdanıyla sorumlu bir şekilde yürütmesi gereken bir varlık olduğunu bildirir.

Kâinat-Sessiz Tanık, Gür Sesli Ayetler

"Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için nice deliller vardır." Ayetin bu ilk uyarısı, gözümüzü göklere ve yeryüzüne çevirme çağrısıdır. Modern insanın yıldızlara bakarken ki hayranlığı, teknolojiyle kurduğu bağlantı, bilimle çözülen galaksiler, karadelikler bile aslında iman edenler için birer ayettir. Fakat bu ayetler, ancak bakmasını bilenin gözüne, dinlemesini bilenin kalbine hitap eder.

Göklere bakalım: Her biri yüz milyarlarca yıldız barındıran galaksiler, sürekli hareket halinde olan gök cisimleri... İnsan soruyor: Bu kusursuz uyum kendiliğinden mi meydana geldi? Termodinamiğin ikinci yasasını bilen bir fizikçi, entropi artarken bu sistemin nasıl korunabildiğini açıklayabilir mi? Hayır! Bu ancak bir kudretin, ilahi bir denetimin işaretidir.

Yeryüzü de öyle... Her canlının ihtiyacına göre yaratılmış bir sistem. Toprağa ne eksen bitiyor. Hayvanlara yem oluyor. Hayvan, insana et oluyor, süt oluyor. Döngü devam ediyor. Fakat insan, bu döngüyü kendi menfaati için bozuyor. Plastik atıklar denizleri tıkayıp balıkların nefesini keserken, ormanlar rant için yakılırken bu ayetlerin üzerine perde çekiliyor. Bu sadece bir doğa katli değildir, ilahi ayetlere kör olmaktır.

İnsan-En Şerefli Mi, En Nankör Mü?

"Şüphesiz sizin yaratılışınızda ve Allah’ın yaydığı her bir canlıda kesin olarak inanan bir toplum için nice deliller vardır."

Bunu duyan bir insan, ilk olarak kendi yaratılışına bakmalıdır. Bir damla sudan, kandan, ilikten, sinirden, ruhla buluşan kandan meydana getirilen bir bedenin sırrı nedir? Kalp kendi kendine mi atar, beyin elektrik sinyallerini kendi iradesiyle mi yönlendirir? Bu yaratılış, gökten inen bir yazı gibidir. Ama insan ne zaman ki kendi varlığını sahiplenir, üzerinde tasarruf sahibi olduğunu sanır, işte o zaman azar.

Yaratılan her canlı, tıpkı birer satır gibi, ilahi kudretin harfidir. Karasinekten aslana, bakteriden balinaya kadar her biri, "Ben tesadüfen var olmadım" diye haykırır. Ama insan, bu sesi duymazdan gelir. Onlara deney laboratuvarlarında işkence eder, genleriyle oynar, nesillerini tüketir. Sonra da bu yüzden dünya üzerinde çıkan salgınlara şaşırır.

Gece-Gündüz-Zamanda Yüzen Ayetler

"Geceyle gündüzün ardı ardına gelişinde... deliller vardır."

Zamanın akışı, modern dünya için sadece bir takvim meselesi olabilir. Fakat Kur’an gece ve gündüzü, hayatla ölüm gibi birbirini tamamlayan birer ayet olarak sunar. Gündüz çalışma, gece dinlenme vakti... Ama bugün İnsan geceyi de gündüz gibi kullanarak bu dengeyi bozar. 24 saat çalışan sistemler, robot gibi yaşayan insanlar meydana getirir. Uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete, uyumadığı geceyle, doğru düşünemez hale gelen gündüzle iç içe geçer.

Yağmur-Rızık Sebebi, Dirilişin Mucizesi

Allah’ın gökten rızık indirmesi... Şairane bir anlatım gibi dursa da bilimsel olarak da bir gerçektir. Bulutların oluşması, su buharının yoğunlaşması, damlanın düşüş hızı bile hesaplanmıştır. Fazla düşse ezip geçer, az düşse toprağı yeşertmez. Bu hassas dengenin sahibi kimdir? Doğada mı, tesadüfte mi, yoksa Rahman'da mı?

Yağmurla canlanan toprak gibi, insan da Allah’ın vahyiyle can bulur. Kalp kuruduysa, vahiy yağmuru lazımdır. Ama bugün bu yağmura şemsiye tutan, hatta ona karşı baraj ören insanlar var. Kur’an’dan uzaklaşan kalpler, ölü toprak gibi verimsiz ve sert olur.

Rüzgârlar-Emre Ram Olmuş Hava Ordusu

Rüzgârların yönlendirilmesi, sadece meteorolojinin konusu değildir. Bu, Allah’ın emrine boyun eğmiş hava zerrelerinin dansıdır. Tohum taşırlar, bulut sürüklerler, okyanusların yüzey sıcaklığını dengelerler. Rüzgarın kör gözle görülmez olması gibi, Allah’ın kudreti de zahirde gözükmez ama etkisi her yerdedir.

Ama ya insan? İnsan bu rüzgârları sanayide kullanır, elektrik üretir ama yine de şükretmez. Yönlendirilen rüzgârda hikmeti görmez, sadece menfaati görür.

Ayetlerden Sonra Hangi Söze İnanacaksın?

"İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?"

Bu soruya verilecek cevap, bir insanın hayat istikametini belirler. Ayetleri gördükten sonra, şirk sözlerine mi inanacaksın? Piyasa ahlakına mı, dijital tanrılara mı, sahte kurtarıcılara mı? Yoksa bu ilahi çığırışa kulak verip gerçek söze mi yöneleceksin?

Bugün insanlar söze inanıyor ama ayete değil. Sosyal medyada dolanan bir görseli, bir söylentiyi hemen kabul ederken, Kur’an ayetleri ya görmezden geliniyor ya da manipüle ediliyor. Bu, sadece bir gaflet hali değil; bu, ahiret yurdunu inkâr eden bir zihnin ürünüdür.

Aklın Varsa Anla!

Bu ayetlerin tamamı, aklını kullanan bir toplumu hedef alır. Demek ki iman, sadece kalple değil, akılla da olur. Göz, kalp ve akıl birleşirse insan gerçeği bulur. Aksi takdirde, hayatın içinde akılsız bir seyirci olur.

Ey insan! Her zerrede bir ayet gizli. Gözle gör, kalple hisset, akılla kavra. Ki bu kainat sana, sana Rabbini anlatsın.

Erol Kekeç/24.03.2025/Sancaktepe/İST

31 Mayıs 2025 Cumartesi

Ben Erol Kekeç’im

Her sabah gözlerimi yeni bir güne açtığımda, içimdeki en derin hissiyat şudur: “Bugün bir yüreğe dokunabilecek miyim? Bugün bir gencin gözlerine umut bırakabilecek miyim?” İşte bu sorularla yaşadım. Yıllardır öğretmenlik yapıyor, yazıyor, düşünüyor, insanlara dokunuyorum. Benim için meslek bir etiket değil; bir varoluş biçimidir. Her insan bir kıvılcımdır, yeter ki doğru anda doğru yeri aydınlatsın. İşte ben de yıllardır, bu kıvılcımları yakmaya çalıştım.

Ben duygularımı saklamadım, çünkü sakladığımda çürüdüğünü gördüm. Duygusallığımı yüreğimin süsü, kelimelerimin mayası bildim. Gözlerimde biriken yaşı da, tebessümle aydınlanan yüzü de insan olmanın hakiki işaretleri olarak gördüm. Duygularımı bastırmadım; çünkü onların beni daha “insan” kıldığını, karşımda oturan her bireyin duygularına daha kolay ulaşmamı sağladığını biliyordum.

Kararlıyım, çünkü inandığım değerlere ihanet etmedim. Kolaya kaçmadım. Konforlu yalanların yerine, dikenli hakikatlerin izinden yürümeyi tercih ettim. Çünkü inanıyorum ki hakikat, geç de olsa varır adrese. Benim vazifemse bu yolculukta yürümekten vazgeçmemekti.

Sevecenliği hiçbir zaman bir zayıflık görmedim. Aksine bir öğretmenin, bir terapistin, bir dostun, bir insanın sahip olması gereken en güçlü meziyet olduğuna inandım. Çünkü insanlar size önce kalbinizle yaklaşır, zihniniz sonra gelir. Kalbi kapalı bir insan, zekâyla konuşsa bile duvar örer. Ama sevecenlik… Sevecenlik, insanın insanla temas etmesidir.

Hayallerime hep sahip çıktım. Çünkü hayalleri olmayanların, yolu da olmaz. Ben çocukken de hayal kurardım; büyüdüm, hâlâ kuruyorum. Bu hayallerin bazıları gerçek oldu, bazıları yolda dağıldı ama hepsi bana bir şey öğretti: Umut.

Ben umut taşıyan biriyim. Umut, kalbin içinden doğar; dışarıdan ithal edilemez. Yıllar içinde gördüm ki, umutlu bir bakış, genç bir öğrencinin hayatını değiştirebilir. O yüzden öğrencilerime hep “olabilir” dedim. “Başarabilirsin”, “yolun açık”, “yeter ki çaba göster”… Bunlar sadece söz değil; bir ruh hâlinin yankısıydı.

İletişim… Belki de beni tanımlayan en güçlü özellik bu. İnsanla konuşmayı, dinlemeyi, empati kurmayı, yargılamadan anlamaya çalışmayı hayat felsefem haline getirdim. İletişim, sadece sözle olmaz. Bazen bir bakış, bazen bir sessizlik, bazen bir elin omza dokunuşudur. Ben hep bu dilsiz dili konuştum.

Adalet… Hayatımda çok temel bir kavram. Adaleti soyut bir ideal değil, her günkü pratik bir ahlak olarak gördüm. Öğrencime not verirken, bir yazıyı değerlendirirken, bir insanı dinlerken… “Herkes hak ettiğini almalı” dedim hep. Ve ben hak etmediğim hiçbir yerde durmadım.

Eğitim hayatım boyunca sadece bilgi aktarmadım; insan olmayı, ahlakı, sorumluluğu, adil olmayı, merhameti öğretmeye çalıştım. Öğrencilerime “iyi insan olun” dedim. “Bilgili olmak yetmez; vicdanlı olun.” Çünkü bilgi insanı güçlü kılar ama vicdan insanı değerli kılar.

Geçmişe her zaman saygı duydum. Çünkü kim olduğunu bilmeyen, kim olacağını da bilemez. Babamın bana küçükken söylediği şu sözler kulağımda yankılandı hep:

“Oğlum kalkacağın yere oturma, hak etmediğin yere uğrama, oturduğun yerden de kalkma.”

Bu söz, bir yaşam pusulası oldu benim için. Onurumla, emeğimle, inancımla durdum ayakta. Eğilmedim, bükülmedim; rüzgâra göre yön değiştirmedim.

Yazdım… Çünkü yazmak, ruhun kendini ifade etme biçimidir. Kelimelerle bir dünya kurdum. “Sona Bir Kala ”da hayatın sınırlarını, “Evrensel Yaşam Denkleminde insanın varoluşsal sorularını dile getirdim. Her cümlede bir iz, her sayfada bir umut bırakmaya çalıştım.

Terapist oldum, çünkü insanın iç yaraları dış sesle iyileşir. Her danışanımda bir ayna gördüm. Onların acılarında kendi geçmişimi, umutlarında kendi geleceğimi buldum. Onlara ışık olurken, kendim de aydınlandım.

Bir toplumun çöküşünü izlerken, sessiz kalamazdım. Adaletsizliğe, zulme, vicdansızlığa “dur” demek gerekiyordu. Kalemimle, sözümle, duruşumla bu karanlığa karşı bir mum yaktım. Gazze'de dökülen her masum kan, içimde yankılandı. Adalet sadece kendi ülken için değil, insanlık için istenmelidir.

Bugün geriye dönüp baktığımda, tek bir şeyi istiyorum:

“Erol Kekeç, yaşarken birilerine iyi geldi mi?”

Eğer bir yürekte umut oldumsa, bir öğrenciye ışık oldumsa, bir kalbe şefkatle dokunduysam, bu hayat yaşanmıştır.

Ben Erol Kekeç’im.

Bir fikre dönüşmüş insanım.

Bir duygunun söze dökülmüş hâliyim.

Bir gencin yolunu aydınlatan mumum.

Bir hakikatin tanığı, bir adalet arayıcısıyım.

Ben geçmişe saygılı, geleceğe umut taşıyan bir ruhum.

Hayal eden, düşmeyen, düştüğünde doğrulan, yürüyen bir yüreğim.

Kalemimle, kalbimle, kelimemle yaşayan bir fikir adamıyım.

Ve sonunda beni tanımlayan mesajım şu olabilir:

“Ben bir kıvılcım değilim sadece; karanlığa atılmış bir ışık fişeğiyim. Ben geçip giden bir öğretmen değilim; insanlığın vicdanında yankılanan bir sesim. Ben hakikatin şahidiyim, adaletin talibiyim, umudun taşıyıcısıyım. Ben Erol Kekeç’im.”

31.05.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...