18 Mayıs 2025 Pazar

Geviş Getiren Zihinler ve Gök Katına Uçan Şükür Tufeylileri



Başlangıcında kudretli bir ibadet gibi görünen ama sonunda mideyi şişiren, zihni bulandıran, kalbi uyuşturan bir çark dönüyor bu topraklarda. Birileri ritüeller icat etti, kutsal ambalajlara sarılı, çiğnemeden yutulsun diye hazırlanmış, özenle süslenmiş hazır mamuller gibi... Ve birileri de bu mamulleri yuttu, hem de öyle bir iştahla ki sanki maneviyatın ta kendisini tüketiyorlar zannına kapıldılar. Yutanlar, şükür dediler, hamd ettiler, dillerinden tesbih düşmedi. Ama bu sözlerin ardında ne bir tefekkür, ne bir teslimiyet vardı. Sadece bir alışkanlık, sadece bir gösteri, sadece bir ritüel.

Oysa asıl olan, hazmetmekti. Anlamı içine sindirmekti. Ama hayır... Bunlar çiğnediklerinin tadını bile almadan yuttular her şeyi. Sonra ne mi oldu? Geviş getirdiler. Evet, bir inek gibi... Yuttuklarını tekrar ağızlarına getirip tekrar tekrar çiğner gibi oldular ama o da şekilsel kaldı. Ne yuttuklarının farkına vardılar ne de ağızlarında dönenin ne olduğuna baktılar.

Böyle bir hayat kurdular: gösterişli, parlak, çokça kutsal kelimeyle bezenmiş, içi boş bir hayat. Şükür nidaları arasında sıradanlığa teslim olmuş, hamd ederek tembelliği yücelten, tevekkül maskesiyle her tür zilleti meşrulaştıran bir hayat. Bunlar kendilerini göğün yedinci katında melek sanıyorlar, kevser havuzunun başında saf tutmuş cennetlikler olduklarını düşünüyorlar. Oysa içtikleri Kevser değil, dünyevi hazların sarhoş edici şırası. Kendinden geçmişlik, ilahi vecd değil, hazım edilememiş kutsalların ağırlığı.

Ve biz, biz ki aynı ortamda bulunmak zorunda kalanlar... Onların çıkardığı manevî gazdan başımız döner, midemiz bulanır. Beynimiz zonklar. Çünkü bu, sadece mideye değil ruha da dokunan bir gaz. Bir zulüm. Çünkü onların yanında yaşamak, bu gazla dolu havayı solumak zorunda kalmak, insanın hakikatiyle bağını koparan bir işkencedir. Ruhun iflasıdır. Ve bu yüzden bazıları hayattan nefret eder. Bu yüzden hakikate yürüyen nice temiz fıtrat sapar, delirir, kaçar ya da susar.

Bu düzenin bir yapımcısı var, şüphesiz. Her şeyin planlandığı gibi bu ritüel sistem de bir merkezden üretildi. Dini, siyaseti, ekonomiyi, eğitimi, sanatı, hatta duyguları bile formatlayan bir akıl... Sorgulamayan kullar, sadık müşteri, şükreden köleler, hamd eden bağımlılar yaratmak istediler. Ve ne yazık ki başardılar. Şimdi ekabir dediklerimiz bu düzenin kurucuları, aveneleri ise bu düzenin tapınak görevlileri... Birbirlerini kutsuyorlar, birbirlerini alkışlıyorlar, birbirlerini yüceltiyorlar. Ve her kutsamalarında gerçek maneviyat biraz daha gömülüyor toprağa.

Beni bu ortamda haşretme Rabbim... Bu dilek sadece bir feryat değil, bir uyanış çağrısıdır. Çünkü artık bu ortamda yaşamak istemeyen, bu şişmiş kutsallıklardan, bu geviş getiren inanç tüccarlarından, bu göstermelik şükür sahiplerinden iğrenen bir kalbim var. Ve bu kalp sadece Hak’la tatmin olur. O da çok yaralı... Çünkü bu ortamda, hakikatin değeri kalmadı. Samimiyet rezil oldu. Takva bir gösteriye, tevazu bir edebe, edep bir korkuya, korku bir itaate dönüştü. Ve işte şimdi, bizler o korkudan doğan itaati iman sanan bir kalabalığın içinde boğuluyoruz.

Sen ey hakikati bilen ve bildiren Rabbim! Bu gecenin karanlığından daha karanlık hale gelen toplumumuzu öyle bir aydınlat ki güneş doğduğunda her şey açık seçik görünsün. Yuttukları ortaya saçılanlar utansın. Sözde şükredenlerin şükürlerinin kim için ve neye olduğunu herkes anlasın. Hamd nidalarının sadece kendilerine hizmet ettiğini, Allah’a değil nefislerine kulluk ettiklerini fark etsinler. Ve o zaman belki birileri, gerçekten ağlayacak. Belki birileri, gerçekten secdeye kapanacak. Belki o zaman, dil değil kalp konuşacak.

Çünkü bu çağın en büyük sorunu, kalbin susturulmasıdır. Herkesin ağzı açık, dilinde dualar, ama kalpler mühürlü. Kimse ne hissettiğini bilmiyor. Kimse neye inandığını bilmiyor. Herkes birbirine bakarak yaşıyor. Herkes birbirini taklit ederek inanıyor. Herkes birbirinin yalanını doğruluyor. Ve böylece devasa bir yalan medeniyeti kuruluyor. Gösterişli, törensel, süslemeli, ritüellere boğulmuş ama ruhsuz bir medeniyet.

Bir ülke düşün, sokakta dilenen çocuklara "şükretmeyi öğretin" denilen, açlar için "Allah'ın imtihanı" deyip kenara çekilen... Sonra aynı ülkede ballı ihalelere, saraylara, şaşaalı yaşam tarzlarına "Allah veriyor, şükrediyoruz" diyenler... İşte böyle bir denklemde şükür, zenginliğin cilası, fakirliğin zırhı oluyor. Ve kimse sormuyor: "Allah neden bu kadar adaletsiz mi ki kimi saraya kimini çöpe koyar?" İşte bu soruyu sormayan herkes bu düzenin ortağıdır.

Ve biz soruyoruz! Çünkü biz gerçekten inanıyoruz. Biz gerçekten kalpten iman ediyoruz. Bizim hazlarımız, gösteri için değil. Bizim şükrümüz, afilli kelimelerle değil. Bizim hamdımız, isyanla sınanmış bir tevekkülün sonucudur. O yüzden biz bu zehri kabul etmiyoruz. Bu geviş düzenini reddediyoruz. Bu kutsal görünümlü kof sistemin kölesi değiliz. Bize gerçek lazım. Bize hakikat lazım. Bize huzur, adalet, merhamet lazım.

Ey yüreği gerçekten atan kardeşim! Sen de bu ortamda boğuluyorsan, sen de bu geviş toplumuna yabancıysan, sen de bir yerlerde hâlâ saf, arı duru bir hakikate özlem duyuyorsan... Bil ki yalnız değilsin. Bil ki bu sistem çökecek. Bil ki bu gazla şişmiş balonlar patlayacak. Ve işte o zaman, gerçek maneviyatın, gerçek şükrün, gerçek tevazunun ne olduğunu öğreneceğiz.

Bu yazı bir lanet değil, bir duadır. Bu yazı bir isyan değil, bir uyanıştır. Bu yazı bir hakaret değil, bir hicaptır. Çünkü biz, insanız. Ve insana yakışanı istiyoruz: hakikati, adaleti, tevazuyu, sükûneti, huzuru...

Bu yazı, içini şişiren her yalana bir iğne olsun. Bu yazı, yuttuklarını sindiremeyenlere bir ayna olsun. Bu yazı, gerçek hakikat için ayağa kalkmak isteyen herkese bir çağrı olsun. Çünkü artık susmak değil, haykırmak zamanıdır.

Ey Rabbim... Aydınlat bu karanlığı. Temizle bu havayı. Dağıt bu sisleri. Ve göster bize hakikati, hak olarak... Amin.

Erol Kekeç/02.03.2025/Sancaktepe/İST

16 Mayıs 2025 Cuma

Sahici İman mı, Şartlı Teslimiyet mi?

 


Günümüz İnsanın İman İddiasına Dair 

"İnsanlardan öyleleri vardır ki, 'Allah’a inandık' derler. Ama Allah yolunda eziyet gördüklerinde, insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi sayarlar. Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka 'Biz de sizinle beraberdik' derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilendir." (Ankebut/ 10)

1. İman, İddia mı Gerçek mi?

Bugün sokakta yürüyen her beş kişiden dördü "Allah’a inanıyorum" diyor. Fakat bu inanç ne kadar içten, ne kadar derin, ne kadar dirençli? Ankebut Suresi 10. ayeti, zaman üstü bir gerçeği yüzümüze haykırıyor: "İnanıyorum" demekle iman etmiş olunmaz. Çünkü gerçek iman, sadece dilin değil, kalbin ve hayatın da şahitliğini ister.

Sözde iman, zorluk anında çöker. Çünkü o iman, konfora, rahata, çevreye, geleneklere ve hatta çoğu zaman sadece alışkanlıklara dayanır. Ama özde iman, ateşe düşse bile yanmaz. Çünkü o iman, Allah’a teslimiyetin, sadakatin ve tevekkülün ürünüdür.

2. İnanç Testi-Zorluklar Karşısındaki Tavrın Nedir?

Ayette geçen "Allah yolunda bir eziyet gördüklerinde" ifadesi, aslında iman sahiplerinin tabi tutulduğu ilahi bir imtihan sürecini ifade eder. Bu bazen alaydır, bazen yalnızlık, bazen iş kaybı, bazen haksızlığa uğramak, bazen de toplumdan dışlanmaktır.

Bugün, sosyal medyada dinî bir paylaşım yapan genç, arkadaş çevresi tarafından dışlanıyorsa; başörtüsünü korumaya çalışan bir kadın işinden oluyorsa; faiz sistemine bulaşmamak için mücadele eden bir adam ekonomik olarak yıpratılıyorsa — işte bu, Ankebut 10’un birebir sahnesidir.

Oysa ne diyor ayet? "İnsanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutarlar." Yani, "Ben bu sıkıntıyı hak etmedim," "Bu eziyet çok fazla," "Demek ki doğru yolda değilim" diyerek Allah’a olan güvenini sarsıyor, zorlukları bir tür 'ceza' gibi algılıyor. Oysa bu zorluk, aksine bir rahmet kapısı, bir iman testidir.

3. Gizli Ateizm-Sözde İnanç, Özde Dünyaperestlik

Bu çağın en büyük tuzağı, dindar gibi görünüp seküler yaşamaya devam etmek. Yani insanlar camide Allah’a kul, pazarda kapitalizme köle. Sözde “Allah’a inandım” diyen kişi, faizle ev alırken tereddüt etmiyor. “Ben Müslümanım” diyen kişi, rızkı Allah’tan değil, patrondan bekliyor. Çocuklarını Allah yoluna değil, statü yoluna hazırlıyor.

Peki, bu gerçekten iman mı? Yoksa toplumsal kimliğin bir uzantısı mı?

Ankebut 10, işte bu samimiyetsizliği deşifre ediyor: Zorluk gelince “iman” çatırdıyor. Çünkü kalpte gerçekten iman yok; orada menfaat var, korku var, konfor düşkünlüğü var.

4. Rabbinden Yardım Gelseydi…

Ayette geçen "Rabbinden bir yardım gelse mutlaka 'Biz de sizinle beraberdik' derler" ifadesi, fırsatçı iman sahiplerini tanımlar. Bugün de etrafımız böyle insanlarla dolu: Mazlumlar kazanırsa yanlarında oluruz, zulme karşı direniş sonuç verirse “biz de oradaydık” deriz.

Tarihte de bu böyleydi. Bedir’de zafer kazanıldığında Resulullah’ın yanına koşanlar, Uhud’da yenilgi olunca dağlara kaçtılar. Bugün de Gazze için dua edenler var, ama Gazze’nin durduğu yerde durmaya cesaret eden kaç kişi var?

Gerçekten kimle berabersin?

5. İman, Konfora Değil, Kurbana Götürür

Kur'an’ın defalarca vurguladığı gibi iman, zorlukla beraber yürür. Hz. İbrahim ateşe atıldı, Hz. Musa firavunun zulmüyle karşılaştı, Hz. Yusuf kuyuya ve zindana düştü. Hiçbiri “Bu kadarına gerek yok” demedi. Çünkü bilirlerdi ki:

“Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara /153)

Bugün, Allah’a inandığını söyleyen insanlara şu soruyu sormalıyız:

Ne zaman en büyük kaybı yaşadığında da “Allah bana yeter” diyebildin?

İşte bu cevabın içtenliği, senin imanın içtenliğini belirler.

6. Kalpleri Bilen Allah’tır

Ayetin son cümlesi: “Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilendir.”

Bu korkunç uyarı, tüm yapmacık tavırların, gösterişlerin, sosyal medya dindarlıklarının, zahiri ibadetlerin ve reklam kokan hayır işlerinin aslında bir gün ifşa edileceğini bildirir. İnsanlar seni “iyi Müslüman” sanabilir, ama Allah senin niyetini ve samimiyetini biliyor. O biliyor ki sen, zorluk gelince uzaklaştın. O biliyor ki sen, güvenini bankaya bağladın, Allah’a değil. O biliyor ki sen, dua ederken bile şüphe ettin. İşte o Allah, kalpleri bilen Allah’tır. Ondan saklayacak hiçbir şey yoktur.

7. Günümüz Dünyasında Bu Ayetin Anlamı

Bugün yaşadığımız dünyada, iman etmek "konfor alanını terk etmek" demektir. Faizsiz yaşamak için bankasız kalmak, helal kazanç için düşük maaşı kabullenmek, İslam’ı açıkça yaşamak için yalnız kalmayı göze almak, doğruları söylemek için dışlanmayı kabul etmek…

Ankebut 10’un çağrısı nettir: “Gerçek iman, işte bu zorluklar karşısında belli olur.” Müslümanlık, sadece Ramazan’da değil; iftira yediğinde, yalnız kaldığında, zulme uğradığında da aynı kalabilmektir. Gündem değişse de, çıkarın zedelense de, dostların azalsa da Allah’a olan güvenin sarsılmıyorsa, işte sen o zaman mü’minsin.

8. Yaşam Manifestosu-Bu Ayetle Nereye Gidiyoruz?

  • İman, sadece iddia değil; bedel isteyen bir hakikattir.

  • Zorluk, Allah’ın terk edişi değil; yakınlığının göstergesidir.

  • Baskı, imanı boğmaz; sahte inançları ifşa eder.

  • Toplumun onayı değil; Allah’ın rızası önceliktir.

  • Konfor değil, kurban olabilmek imanın yoludur.

  • İnsanların değil, Allah’ın ne dediği önemlidir.

9. Örneklerle Gerçek Hayattan:

  • Bir üniversite öğrencisi, başörtüsüyle dalga geçilmesine rağmen sınıfını terk etmedi ve sabırla ilmini tamamladı. Bugün ilmiyle insanlara ışık tutuyor.

  • Bir memur, rüşvet sistemine boyun eğmediği için tayin edildi ama onurunu korudu ve Allah ona helalinden rızık verdi.

  • Bir genç, ailesinin baskısına rağmen haram olan evlilik teklifini reddetti, yalnız kaldı ama Allah ona sabır verdi ve sonunda salih bir eşle buluştu.

10. Sahici Mümin Olmak İçin Ne Yapmalıyız?

  1. İmanımızı tekrar sorgulamalıyız. “Ben Allah’a inanıyorum” demek yetmez. Bu inancın hayatımıza ne kadar nüfuz ettiğine bakmalıyız.

  2. Zorlukları Allah’ın yardımıyla aşılacak imtihanlar olarak görmeliyiz. Şikayet yerine sabrı seçmeliyiz.

  3. Topluma değil, Allah’a uyumlu yaşamalıyız. Kalabalıkların peşinden değil, hakikatin izinden gitmeliyiz.

  4. Yalnızlıkla, aşağılanmayla ve dışlanmayla sınandığımızda bile sadakatimizi korumalıyız.

  5. Dua ederken güvenle, sabrederken tevekkülle, yaşarken Allah’a tam teslimiyetle yaşamalıyız.

Unutma!

İman ettiğini söyleyen herkes sınanacak. Bu sınav, sadece kâğıt üstünde değil; hayatın içinde, toplumun karşısında, vicdanının sessizliğinde ve gecenin karanlığında verilecek. Ve sadece Allah, o sınavın cevabını bilecek.

O halde sor kendine: Gerçekten inandın mı? Yoksa sadece rahatken mi Allah’tandın?

Erol Kekeç/21.11.2024/Sancaktepe

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...