I. Duyarsız Dünyada Duyulmayan Uyarılar
Dünya bir pazar yerine döndü. Alıcılar, satıcılar, değerler ve ilkeler yerini arzulara ve sahte vaatlere bıraktı. Bir düdük çalınıyor ama duyan yok. Aynalar uzatılıyor ama bakanlar kör. İşte böyle bir çağda, Kur’an’ın uyarıları adeta geçmişten bugüne yankılanan bir feryat gibi. Zuhruf Suresi’nin 40. ayeti bu sessizlik çağında haykırıyor:
"Yoksa sen mi sağıra duyuracak, köre ve apaçık sapıklıkta olana yol göstereceksin?" (Zuhruf/40)
Bu yazıda hem bu ayetin ruhuna hem de onunla birlikte ele alınması gereken diğer hakikat dolu ayetlere odaklanarak, çağdaş dünyanın körlüğünü, sağırlığını, duyarsızlığını ve bu ortamda hakikatle mücadele edenlerin sorumluluğunu ortaya koyacağız.
II. Hakikatin Yankılanmadığı Kulaklar
Modern dünya, bilgi patlaması çağını yaşarken, hakikat en çok bastırılan ve en az duyulan gerçeklik haline geldi. Bu çağda insanlar çok şey duyar gibi görünür ama aslında en kıymetli olanı ıskalarlar: Allah’ın mesajı.
Televizyonlarda, sosyal medyada, sokaklarda, okullarda, ailelerde her şey konuşuluyor ama Kur’an konuşulmuyor. Bu çağın sağırlığı, duyusal değil; zihinsel ve ruhsal bir sağırlık. Kalpler mühürlenmiş, kulaklar tıkanmış, gözler ise hakikate kör edilmiş durumda.
III. “Vahye Sıkı Tutun” Emri ve Hakikat Yolunda Kararlılık
"Sana vahyedilene sıkı sıkıya tutun. Gerçekten sen, dosdoğru bir yol üzeresin." (Zuhruf /43)
Bu ayet, çağlar üstü bir hakikati ilan ediyor: Vahiy, sapmanın tek panzehiridir. Karanlığın içinde bir nur, gürültünün ortasında berrak bir sestir. İnsanlar gözlerini vahiyden başka yollara çevirdiği zaman, kaçınılmaz olarak karanlığa gömülürler.
Peki hakikatin sesi nasıl duyulur? Dilsiz gibi görünen ama davetini yılmadan sürdüren Musa’nın sesiyle.
IV. Çağdaş Firavunlar ve Medya Nehirleri
"Firavun, kavmi içinde seslendi ve dedi ki: Ey kavmim! Mısır’ın mülkü/egemenliği ve şu altımdan akan nehirler bana ait değil mi? Görmüyor musunuz?" (Zuhruf/51)
Bu ayette Firavun’un kibri, güce ve gösterişli yaşam alanlarına yaslanarak halkını kandırması anlatılır. Bugün de benzer sahneleri televizyon ekranlarında, sosyal medyada, görkemli binalarda, reklamlarda, siyasi propaganda meydanlarında görmekteyiz. “Bu ülke benim”, “Bu servet benim eserim”, “Bu imkanları ben sunuyorum” diyerek kitleleri büyüleyen çağdaş firavunlar, insanları sahte bir mutluluğun esiri yapıyorlar.
"Yoksa ben, şu basit insandan ve neredeyse kendini ifade edemeyenden daha hayırlı değil miyim?" (Zuhruf/52)
Firavun’un Musa’ya hakaretini hatırlayalım. Bugün de hakikati dile getiren mütevazı insanlar, sırf konuşma biçimleri elit olmadıkları için, eğitimleri sistem dışı olduğu için veya güç merkezlerinden uzak oldukları için küçümseniyor. “Kim bu adam?”, “Bunun söylediklerinin ne önemi var?” deniyor.
V. Hakikati Temsil Etmenin Zorluğu
Gerçekleri savunmak tarih boyunca zor olmuştur. Çünkü bu gerçekler, insanlara sadece konforlarını değil, alışkanlıklarını, menfaatlerini ve kimliklerini sorgulatır. Hakikati savunanlar çoğu zaman yalnızdırlar, dışlanırlar, yoksullaştırılırlar. Fakat asla pes etmezler.
Hz. Nuh’un yüzlerce yıl boyunca inatla uyarıda bulunması… Hz. Musa’nın Firavun’un karşısına çıkması… Hz. İbrahim’in putları yıkması… Ve elbette ki Hz. Muhammed’in (sav) tüm Mekke’yi karşısına alarak “Lâ ilâhe illallah” demesi…
Bu örnekler, bugün bizler için birer yol haritası sunmaktadır.
VI. Günümüzün Mücadele Alanları
Bugün çağdaş firavunlara karşı mücadele edilen cepheler şunlardır:
Medya ve manipülasyon: Gerçekleri çarpıtan, ahlaki yozlaşmayı normalleştiren yayınlar.
Tüketim kültürü: İnsanları yalnızca bedenlerine, arzularına ve geçici hazlara indirgeyen sistem.
Eğitim sistemi: Hakikati değil, itaati ve kalıpları öğreten kurumlar.
Siyaset: İlkeyi değil, çıkarı önceleyen bir yönelim.
Bu alanlarda mücadele eden hakikat temsilcileri, aynı Musa gibi, önce kendi nefislerinde devrim yapmalı, ardından cesurca sözlerini duyurmalıdırlar.
VII. Hakikatin Yayılma Yolu- Basiret, Sabır ve Strateji
Basiret: Her Müslüman doğruyu batıldan ayırma yetisine sahip olmalıdır. Ayetleri sadece ezberlemek değil, yaşamak gerekir.
Sabır: Zorluklar karşısında yılmamak, tıpkı peygamberler gibi dirençli olmak gerekir.
Strateji: Hitabetin, sanatın, yazının, görsel medyanın gücünden faydalanarak kitlelere ulaşmak gerekir.
VIII. Hakikate Davet
Yukarıda ele aldığımız ayetler birer tarihi kesit değil, her çağın içinden konuşan canlı gerçeklerdir. Bugün, Firavun ’un sarayları gökdelenler, nehirleri medya kanalları, büyücüleri algı mühendisleri olmuştur. Musa ise hâlâ bir çobandır ama asası Allah’ın yardımıyla denizleri yarmaktadır.
"Onlar doğru yolda olduklarını sanırlar..." (Zuhruf/37)
İşte bu en büyük trajedidir. Kendi yıkımına giden yolları ‘ilerleme’, ‘özgürlük’, ‘çağdaşlık’ sanan bir toplumu uyandırmak, Musa gibi sabırla ve kararlılıkla mümkündür.
"Sana vahyedilene sıkı sıkıya tutun. Gerçekten sen, dosdoğru bir yol üzeresin." (Zuhruf/43)
O halde biz de bu dosdoğru yolda sebat edelim. Dilsiz sanılanın dili, kör sanılanın gözü, sağır sanılanın kulağı Allah’ın izniyle açılabilir. Yeter ki biz hakikatin davetçileri olmayı bırakmayalım.
Hakikat yolcularına selam olsun.
Erol Kekeç/07.05.2025/Sancaktepe/İST
.png)
