14 Mayıs 2025 Çarşamba

Yankısız Bir Çığlık-Duyarsız dünyada duyulmayan uyarılar


"Yoksa sen mi sağıra duyuracak, köre ve apaçık sapıklıkta olana yol göstereceksin?" (Zuhruf/40)

Dünya, gözü olanın görmediği, kulağı olanın duymadığı, kalbi olanın hissetmediği bir pazar yerine döndü. Her şeyin alınıp satıldığı, vicdanların kuruduğu, insanlığın utançla yüz çevirdiği bir çağdayız. Kur’an’ın her bir ayeti birer uyarıdır. Bu ayetler çağlar üstü hakikatlerin beyanıdır. Ama ne zaman ki insanlar bu uyarılara kulaklarını tıkadılar, işte o zaman karanlık bir çağ başladı. Zuhruf Suresi’nin 40. ayeti tam da bu çağın fotoğrafını çeker: Sağırlara seslenemezsin, köre yön gösteremezsin, apaçık sapkınlık içinde olanı kurtaramazsın…

Bu ayet, sadece bir tarihsel hatırlatma değil, aynı zamanda çağımıza keskin bir ayna. Günümüzde insanlar yalnızca gözleriyle görmüyor, ekranlarla yönlendiriliyor. Kendi iradesiyle yaşamıyor, algoritmalarla yaşatılıyor. Kalabalıklar halinde eğlenceye, hırsa, tüketime, boşluğa sürükleniyorlar. Her biri kendini "en doğru yolda" zannederken, aslında şeytanın kolunda birer zincirli köle gibi yaşıyorlar.

Modern körlük ve sağırlık 

Modern çağın körü, yalnızca gözleri görmeyen kişi değildir. Hakikat, gözünün önünde duran ama onu inkâr eden herkes, Kur’an’ın ifadesiyle "kördür". Çağın sağırı ise sadece kulağı işitmeyen değil, hakikati duymak istemeyen, duysa bile onu yok sayan kişidir. İşte bu nedenle, bu ayet sıradan bir mecaz değildir; çağdaş insanın ruhsal körlüğünü ve sağırlaşmasını tasvir eder.

Bugün televizyonlarda, sosyal medyada, siyasette, sanatta ve sokakta hakikatin sesi boğulmuştur. Doğru söz, ya dalga geçilir ya yok sayılır. Vicdan, en çok bastırılan duygudur. Geriye kalan, gösterişli bir yalanlar dünyasıdır. Tıpkı Kur’an’da anlatıldığı gibi, insanlar hakikatten yüz çevirdiklerinde Allah onlara birer şeytanı dost kılar. Artık şeytan, onların rehberi olur. (Bkz: Zuhruf, 36-38)

Zikirden yüz çevirmenin bedeli 

Zikir, Allah’ı hatırlamak ve hayatı Onunla anlamlandırmaktır. Zikri terk eden bir toplum, ahlakı da terk eder. Zikri unutan bir birey, kendini unutur. Bugün yaşadığımız şey tam olarak budur. İnsanlar hayatlarının merkezinden Allah’ı çıkardılar, yerine parayı, şehveti, başarıyı, şöhreti koydular. Bu yeni putlar, onları içten içe çürüttü.

Zikirden yüz çevirmek, sadece ibadeti terk etmek değildir. Hakikatin hatırlatıcısı olan her sesi susturmaktır. Bu susturma, bazen ekranlarda iftirayla, bazen kürsülerde sahte sözlerle, bazen kitaplarda hakikati eğip bükmekle yapılır. Ve sonuçta ortaya çıkan tablo: hakikate düşman bir insanlık ve şeytanları dost edinmiş bir toplum.

Kurtuluş için ne yapmalı?

Kendimizi Yeniden İnşa Etmeliyiz: Her birey, iç dünyasında hakikatle buluşmalı. Kalbini, kulağını, gözünü arındırmalı. "Ben neyi izliyorum? Neye gülüyorum? Neye öfkeleniyorum?" gibi sorularla iç denetim yapmalı.

  1. Zikri Hayatın Merkezine Almalıyız: Allah'ı anmak sadece tesbih değil, hayatı O’nun rızası çerçevesinde yaşamak demektir. İşimizde, evimizde, sokakta ve hatta sosyal medyada bu şuurla hareket etmeliyiz.

  2. Şeytanî Sistemlere Karşı Direnmeliyiz: Tüketim odaklı yaşam tarzlarına, bireyciliği kutsayan sistemlere, aileyi yıkan medyaya karşı bilinçli bir duruş sergilemeliyiz.

  3. Toplumsal Uyanışa Katkı Vermeliyiz: Sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır. Hakikati bilen kişi, susmamalı. Yazmalı, anlatmalı, uyarmalı. Bu uyarılar, belki birçok kişiye ulaşmaz ama bir kişiye bile ulaşsa büyük kazançtır.

Bir uyanışa davet 

Bu dünya gerçekten bir pazar yerine döndü. Ama bu pazarda satılan şeyler, domates, elma, telefon değil. Vicdanlar, değerler, iman satılıyor. Körler ayna satın alıyor, sağırlar düdük. Ve herkes, bu çürümüşlüğü normal sanıyor.

Kur’an’ın ayetleri, her çağda yeniden okunmalı, yeniden yaşanmalı. Zuhruf Suresi 40. ayet, bize şunu söylüyor: Herkes uyuyor olabilir, herkes gülüyor olabilir, herkes yolundaymış gibi davranabilir. Ama sen sakın aldanma! Gerçek yol, kalbi diri olanların yoludur. O kalbi diri olanlar, sağıra da duyması için yalvarır, köre de görmesi için dua eder. Ve bilirler ki, bu uyarılar bazen karşılık bulmaz ama sorumluluk taşımak için yeterlidir.

Ey insan! Eğer bu sözleri duyuyorsan, henüz sağırlaşmamışsındır. Eğer gözlerin bu satırları görüyorsa, henüz kör olmamışsındır. Eğer kalbin sızlıyorsa, sen hâlâ kurtulabilenlerdensin.

O hâlde Allah’a yönel. Zikre tutun. Hakikate kulak ver. Ve unutma:

"Kim de Er-Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir şeytan bağlarız da (hep) onunla beraber olur." (Zuhruf/36)

"Hiç şüphesiz o (şeytanlar), onları yoldan alıkoyar, onlarsa doğru yolda olduklarını sanırlar." (Zuhruf/37)

"Sonunda bize geldikleri zaman (şeytana) der ki: 'Keşke benimle senin aranda, doğuyla batı arası kadar mesafe olsaydı. Ne kötü arkadaşsın.'" (Zuhruf/38)

Ve sonunda, her nefis yaptığıyla yüzleşecektir. Ve o gün, kimsenin sağır, kör ve sapkın olduğunu inkâr etmeye mecali kalmayacaktır.

Şimdi sor: Ben hangi yoldayım?

Erol Kekeç/05.05.2025/Sancaktepe/İST

Şeytanla Yaşamak-Sahte Doğruların Karanlığında Kaybolan İnsanlık

         Zuhruf Suresi 36-38’in Gölgesinde Yaşamı Yeniden Sorgulamak

"Kim de Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir şeytan bağlarız da hep onunla beraber olur."
(Zuhruf/36)

 1.Zikirden yüz çeviren bir çağın içinde 

Zikirden, yani Rahman'ın hatırlanmasından, ilahi gerçeklikten ve hayatın anlamını veren merkezden yüz çevirmiş bir çağın içindeyiz. İnsanlar ekranların ışığında, algoritmaların yönlendirmesiyle, sistematik bir şekilde "unutmaya" programlanıyor. Zikir unutuldu, hatırlamak ise suç haline geldi. Çünkü zikir, hayatın gerçek özünü hatırlamaktır; Rahman'ı, yani merhametin kaynağını merkeze almak ve O’nu rehber edinmektir. Fakat bugün insanlar, ne yazık ki bu hatırlamayı “gericilik”, bu bağlılığı “çağ dışı”, bu sadakati ise “radikalizm” olarak görüyorlar. Ve böylece zikirden yüz çeviren her bireyin yanına bir şeytan bağlanıyor… Sessiz, sinsi, akıllı ve ikna edici…

1. Şeytanın sistematik kuşatması 

Ayette geçen "ona bir şeytan bağlarız" ifadesi, sadece metafiziksel bir bağ değil, aynı zamanda sistematik bir kuşatmadır. Günümüzde şeytan, sadece görünmeyen bir varlık değil; sistemin her hücresine işlemiş bir akıl, bir ideoloji, bir yaşam tarzıdır. Bu şeytanî kuşatma; müzikle, diziyle, gündüz kuşağı programlarıyla, moda akımlarıyla, sosyal medya trendleriyle, eğitim müfredatıyla, psikolojik yönlendirmelerle insanın çevresine ağ gibi örülür.

Bugün gençlerin hayalini kurduğu yaşamlar, ilahi bir ideal değil, influencer'ların reklam yüzü olduğu ürünlerin bir vitrini haline gelmiştir. Aileler parçalanırken insanlar hâlâ 'mutluluğun sırrı' başlıklı videolar izlemekte, çocuklar Kur’an’ın hikmetleriyle değil TikTok filtreleriyle büyümekte, sevgi yerini 'takipçi sayısına', saygı ise 'marka değerine' bırakmaktadır.

2. "Bizce doğru " Kendini doğru yolda sanma illüzyonu 

"Hiç şüphesiz o (şeytanlar), onları yoldan alıkoyar, onlarsa doğru yolda olduklarını sanırlar."
(Zuhruf/37)

En sarsıcı tehlike de burada yatıyor: İnsan doğru yolda olmadığını bilse, pişmanlık duyabilir. Fakat şeytan öyle bir ustalıkla çalışıyor ki, insanı hem yoldan saptırıyor hem de hâlâ doğru yolda olduğunu düşündürüyor. Bugün insanlar, ahlaksızlığı "özgürlük", isyanı "bireysel farkındalık", dini değersizleştirmeyi "çağdaşlık", materyalizmi "başarı" zannediyor. Oysa bu zannetmeler, insanı cehennem uçurumuna sürükleyen sahte tabelalardan başka bir şey değildir.

Bir baba evladına, "Oğlum namaz kıl" dediğinde geri kafalı sayılıyor ama aynı baba, oğluna "Dişlerini fırçala" dediğinde modern bir ebeveyn oluyor. İnsanlar maddi hijyene gösterdiği özeni manevi temizliğe göstermiyor. Çünkü şeytanın yönlendirdiği toplumlarda pislik görünmez hale getirilmiştir.

3. Ne kötü yol arkadaşı doğu ile batı arası kadar mesafe 

"Sonunda bize geldikleri zaman (şeytana) der ki: “Keşke benimle senin aranda, doğuyla batı arası kadar mesafe olsaydı. Ne kötü arkadaşsın.”
(Zuhruf/38)

Sonunda herkes gerçeği görecek. Fakat bu hakikatle yüzleşme, ölümle ve hesapla birlikte gelecek. O an, artık geriye dönüş yok. Şeytanla geçirilen ömür için duyulan pişmanlık, artık sadece bir haykırıştır. Ama geri dönüşsüz...

Bu âyet, bize çok açık bir uyarı sunuyor: Her kim Rahmân’ın zikrinden uzaksa, ona bir "kötü yoldaş" bağlanır. Ve insan ömrü boyunca onunla beraber yaşar, onunla karar alır, onunla yön belirler. Modern çağın şeytanı, bazen bir reklamda karşımıza çıkar, bazen bir arkadaş sohbetinde, bazen bir uygulama indirme ekranında...

Ne acıdır ki, insanlar en büyük düşmanıyla hayat boyu birlikte yaşadıklarını fark etmezler. Fark ettiklerinde ise artık çok geçtir.

4. Günümüzde şeytanlaşmış yaşamlar 

Bugün insanların çevresine baktığımızda, şeytani aklın eserleri her yerdedir:

  • Aile kurumunun çöküşü: Ahlaksız dizilerde sadakatsizlik övülmekte, mahremiyet küçümsenmektedir.

  • Sistemin merkezinde para: Zekât verene değil, kripto yatırımı yapana hayranlık duyulmakta.

  • Kadın onurunun pazarlanması: Kadının bedeni özgürlük adına pazarlanmaktadır.

  • Ebeveynliğin metalaştırılması: Anne-baba sevgisi değil, "oyuncak alınmış mı?" kriteri öne çıkmaktadır.

  • Gençliğin çürütülmesi: Anlam arayışları yerine 'trend' takipçiliği, öğrenme yerine 'challenge' yarışları konulmuştur.

Her bir birey, şeytanla birlikte karar verir hale gelmiştir. Ve ne yazık ki bunu bir "özgürlük" sanmaktadır.

5. Dini algoritmaya boğmak

Şeytanın modern hamlesi, dini değerleri de sahte formatlarla paketleyip pazarlamaktır. Dua, artık “beğeni” toplamak için story’de paylaşılıyor. Hac, bir sosyal medya içeriği gibi gösteriliyor. Sadaka, reklam kokan bir “yardım kampanyasına” dönüşüyor. Ve insanlar bu şekliyle dindar olduklarını sanıyor.

Oysa Allah’ın zikri, algoritmalara değil kalplere hitap eder. Samimiyetin, gösterişe değil, teslimiyete dayalı olması gerekir. Şeytanın öyle bir tuzağı var ki; insanları sahte dindarlıklarla uyutup hem dünyalarını hem ahiretlerini yıkıyor.

6. Pişmanlığın fayda etmediği an 

Zuhruf 38. ayette, pişmanlık sahnesi dramatik şekilde resmedilir: İnsan şeytana, "Keşke seninle benim aramda doğuyla batı arası kadar mesafe olsaydı" der. Ama bu sadece bir hayıftır. Çünkü yaşanmış bir ömür vardır. Ve o ömür şeytanla geçirilmiştir.

Bugün, birçoğumuz o pişmanlığı yaşamadan önce fark etmeliyiz. Şeytanla aramıza mesafe koymalıyız. O mesafe, bazen bir diziye “hayır” demekle başlar, bazen bir cuma vaktini boş geçirmemekle, bazen de secdeye daha çok kapanmakla...

7. Ne yapmalıyız?

Bu kuşatmayı kırmak, hem bireysel hem toplumsal bir uyanışla mümkündür:

  • Zikri hayata hâkim kılmak: Sabah akşam Rahmân’ı hatırlayan, hayatını O’nun rızasına göre inşa eden insanlar yetiştirmeliyiz.

  • Şeytani kuşatmaları ifşa etmek: Medyada, kültürde, eğitimde, sosyal ağlarda gizlenmiş tuzakları açığa çıkarmalıyız.

  • Gerçek dindarlığı yeniden tanımlamak: Dindarlık, forma değil ruha dayalıdır. Gösteriş değil samimiyet esastır.

  • Toplumsal bağları yeniden örmek: Aile, komşuluk, mahalle kültürü, cemaat bilinci gibi bağları yeniden canlandırmalıyız.

  • Zamanın şerrine karşı uyanık olmak: Herkesin hakikatle bağ kuracağı bir duruş, bir irade, bir bilinç inşa edilmelidir.

 Artık susmak yok 

Bu ayetler, çağımıza inen bir tokat gibidir. Modern insanın gözlerinin içine bakarak, “Sen doğru yolda mısın gerçekten?” diye sorar. Ve bir başka ses yankılanır içimizde: "Keşke benimle senin aranda doğuyla batı arası kadar mesafe olsaydı..."

O pişmanlığı yaşamamak için bugün şeytanla aramıza gerçek mesafeler koymalıyız. Bizi zikre, secdeye, hakikate bağlayan ne varsa sımsıkı sarılmalı, bu sahte ve süslü yollardan uzaklaşmalıyız.

Bu bir uyarıdır. Bu bir çağrıdır. Zikirden yüz çevirmeyin. Çünkü kalbinizi boş bırakırsanız, şeytan onu mutlaka doldurur.

Ve unutmayın:

"Zikir, Allah’tandır. Vesvese, şeytandandır. Yol ayrımındasın. Tercihin kalbini belirler."


Erol Kekeç/03.05.2025/Sancaktepe/İST 

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...