13 Mayıs 2025 Salı

Pili Bitmesin Diye Kapatılan Sessizlik

Rüzgâr, yaşlı adamın sakallarında usulca dolanıyordu. İstanbul’un bir sonbahar sabahında, sahil kenarındaki bankta oturuyordu. Yanında bir çanta, çantanın üzerinde eski bir radyonun anteni kıpırdıyordu. Martılar ötüyordu, ama o, gözlerini ufka dikmiş, uzaklardan gelen bir hayalin içindeydi.

Adı Sami idi. 83 yaşında, yedi çocuk babası, yirmi iki torun sahibiydi. Ama torunlarından sadece biri, dedesine "Gerçekten anlatacak neyin var?" diye sormuştu: Yusuf.

Yusuf, yirmili yaşlarında bir gençti. Üniversiteyi bitirmiş, büyük şehrin hengâmesi içinde ruhunu yitirmiş, "gürültüye teslim olmuş" bir neslin temsilcisiydi. Gözleri sürekli telefondaydı, kulakları başkalarının onayına açtı kendini; ama kalbi sessizdi, çok sessiz.

Bir gün, dedesinin yanına oturmaya karar verdi. Hiçbir şey konuşmadan birkaç dakika geçirdiler. Dedesi hafifçe kulağındaki işitme cihazını çıkardı ve cebine koydu. Yusuf şaşırdı.

“Dedeciğim, bir şey mi oldu? Neden çıkardın cihazını?”

Sami Dede gözlerini kapatıp gülümsedi. Sonra konuştu:

“Evladım… İşitme cihazının pili kolay kolay bitmez. Ama kalbimin pili zayıf. Kimi insanlar var, onların sözleriyle kalbim yoruluyor. O yüzden duymazdan gelmeyi öğreneli çok oldu.”

Yusuf, ilk defa duyduğu bu sözü anlamaya çalıştı.

Yusuf o gün eve döndüğünde, dedesinin sözleri kulaklarında çınlıyordu:

“Evladım… Kimi insanlar var, onların sözleriyle kalbim yoruluyor…”

Şehrin sokaklarında yürürken her şey daha çok gözüne batmaya başladı. Reklam panoları bağırıyor, insanlar telefon ekranlarında boğuluyor, sosyal medyada herkes konuşuyordu ama kimse kimseyi duymuyordu. Gürültü, sadece kulakta değil, kalpteydi. Kalabalık içinde büyüyen yalnızlık, Yusuf’un ruhunu içten içe tüketiyordu.

O akşam arkadaşlarıyla bir kafede buluştu. Herkes bir şeyler anlatıyor ama kimse anlatılanları duymuyordu. Konuşmaların çoğu ya dedikodu ya da gösteriş kokuyordu. Yusuf bir ara sustu. Etrafına baktı. Sonra sessizce kalktı ve dışarı çıktı.

Kafasındaki cümle açıktı:

“Dedem haklıymış... Bu seslerin çoğu kalbi tüketiyor. İşitme cihazımı değil, yüreğimi kapatmalıyım bu seslere.”

O gece uzun süre yürüdü. İstanbul’un kalabalık sokaklarından geçip sahile ulaştı. Aynı banka oturdu. Sabah dedesinin oturduğu banka. Gözlerini kapattı. Martılar yine ötüyordu, ama bu kez onların sesinde bir huzur vardı.

Ertesi sabah dedesinin evine gitti. Elinde küçük bir kutu vardı. İçinde yeni bir işitme cihazı pili. Ama dedesi kutuyu almadı, elini Yusuf’un omzuna koydu:

“Evladım, o pillerden çok değiştirdim ama bir gerçeği hiç değiştirmedim: Değmeyecek insanların sözlerini duymak, kalbin ömründen yer.”

Sonra Yusuf’a eski bir defter uzattı. Kapakta şu yazıyordu:

“Sessizlikle konuştuğum anlar”

Yusuf sayfaları çevirdikçe, dedesinin yıllar boyunca yazdığı notları gördü. Her biri bir yaşanmışlık, bir ders, bir öğüt. Kimi zaman bir arkadaşın ihaneti, kimi zaman bir evladın duyarsızlığı, kimi zaman ise bir yabancının acı bir lafı... Ama hepsinde ortak bir cümle vardı:

“İşitme cihazını değil, kalbini kapat… Ama merhametini asla.”

Yusuf derinden sarsıldı. Dedesinin o suskun hallerinin, içinde nasıl bir bilgelik barındırdığını ilk kez bu kadar net görüyordu.

Bir gün Yusuf’un eski bir arkadaşı, dedesi hakkında alaycı bir söz söyledi. Yusuf gülümsedi, cevap vermedi. Arkadaşı ısrar etti:

“Yahu bir şey demeyecek misin? Dedenin yaptığı şey pasiflik değil mi? Sevmeyince cihazı kapatmak neyin kafası?”

Yusuf sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes aldı:

“Dedenin yaptığı, kendi ruh sağlığını korumaktı. Her lafa cevap vermek erdem değildir. Bazen susmak, en yüksek sesle konuşmaktır. Çünkü sözü değersiz olanın sesi çok çıkar.”

Arkadaşı sustu.

Aylar geçti. Yusuf, üniversite mezuniyetinden sonra şehirde çalışmaya başladı. Giderek dedesi gibi düşünmeye başladı. Hayatı hızlı yaşamak yerine, anlamaya, dinlemeye, anlam yüklemeye başladı.

Gürültüden kaçmayı değil, içindeki sessizliği büyütmeyi seçti.

Bir gün bir çocukla karşılaştı. Otobüste annesiyle tartışan bir çocuk. Herkes bağırıyordu. Yusuf yanaştı, çocuğa göz kırptı. Sonra cebinden bir kulak tıkacı çıkardı, çocuğun eline verdi.

“Bunu ne zaman takayım?” diye sordu çocuk.

Yusuf gülümsedi:

“Kalbini duymak istediğinde…”

Sami Dede bir sabah vefat etti. Sessiz, huzurlu bir ölüm. Yatağında, elinde eski defteriyle.

Cenaze kalabalıktı. Ama Yusuf, mezar taşının başında yalnızdı.

Son defa dedesinin işitme cihazını eline aldı. Pili hâlâ bitmemişti.

Cebine koydu. Sonra ellerini semaya açtı:

“Allah’ım, onun gibi duyabilmeyi nasip et bana… Kalbimi boş sözlerden, içimi kirli seslerden korumayı…”

Hayatta her sesi duymak zorunda değilsin.

Her sözü yutmak, kalbini yorar.

Sessizlik bazen feryattan büyüktür.

Kalbin pilini koru.

Çünkü bazen işitme cihazını kapatmak,

En büyük hikmeti duymaktır.

Erol Kekeç/23.04.2025/Sancaktepe/İST 

Zamanın Göreceliliği ve İlahi Zaman

 

"Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O'na yükselir." (Secde/ 5)

İnsanın zaman algısı, dünyaya bağlı fiziki ve biyolojik saatlerle sınırlıdır. Biz zamanı "geçmiş", "şimdi", "gelecek" gibi parçalara bölerek yaşarız. Ancak Allah için zaman, bu şekilde parçalanmaz. O'nun kudreti zamandan münezzehtir. Ayette geçen “bin yıl” ifadesi, bu farkı insan zihnine yaklaştırmak için bir mecaz olarak sunulur. Çünkü Allah için bir olayın olup bitmesi, kulun algıladığı zamanla kıyaslanamaz.

İnsanlar, sınırlı saatlerine ve gündelik telaşlarına hapsolmuşken, Allah'ın katındaki işleyiş çok daha derindir. Zamanı sadece takvim ve saatle tanımlayanlar, hakikatin büyük planını göremezler. Allah'ın hükmü işliyor; ama bizim algımız, o hükmün gelişini fark edemiyor.

Altı Günlük Yaratılışın Anlamı-Evre Evre Kurulan Kozmik Sistem

"Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı günde (altı evrede) yarattı. Sonra Arş’a kuruldu."

Bu "altı gün", bizim bildiğimiz 24 saatlik günler değildir. Buradaki “gün” ifadesi, ilahi yaratılışın kademe kademe ve düzenli bir sistem üzerine inşa edildiğini ifade eder. Yani Allah dilerse her şeyi bir anda yaratabilir, ama burada bilinçli bir sistematiğe, düzene, hikmete işaret vardır. Yaratılış rastgele değil, ölçüyle ve hikmetle kurulmuştur.

İnsanlar bugün bile evrenin sırlarını çözememişken, kendilerini hâlâ aklın zirvesinde sanıyorlar. Oysa göklerin ve yerin yaratılışındaki zamanlama, insanlığa bir mesaj taşır: "Her şeyin bir vakti vardır. Acele etme. Anla. Derinleş. Düşün."

Zamanı Allah’ın Ölçeğinde Anlamak

İnsanların en büyük yanılgısı şudur:
Kendi zamanlarıyla Allah’tan hesap isterler. “Neden şimdi adalet gelmiyor?” derler.
Oysa Allah’ın planı, insanın sınırlı ömrüne değil, varoluşun tümüne yayılmıştır.
Bin yıllık zaman bize uzun gelir, ama Allah için bir “an” gibidir.
İnsanlar bu farkı anlamadığı sürece aceleci, şüpheci ve sabırsız olacaklardır.

Senin ömrün 70 yıl olabilir ama Allah’ın hükmü 70 milyon yıllık bir planın parçası olabilir. O halde:

  • Zamanı dar alanda sıkıştırma!

  • İlahi hikmeti zamana hapsetme!

  • Vahyin zaman anlayışıyla düşün: Sonsuzluğun içinden seslenen bir Hakikat seni çağırıyor.

Zamanı Doğru Algılamayan İnsan Nereye Sürüklenir?

Zamanı sadece modern saatlerle ölçen insan:

  • Geçmişini unutur.

  • Şimdiye hapsolur.

  • Geleceği satın alınacak bir ürün gibi görür.

Oysa Allah’ın zaman anlayışı; geçmişi, geleceği ve şu anı aynı anda kuşatır. İşte bu fark, insanı tevazua, sabırla beklemeye, hesap verebilir bir hayat yaşamaya çağırır.

İnsan, zamanın efendisi değil, zamanın içinden geçen bir misafirdir.
Ama Allah, zamanı yaratan ve yöneten Mutlak Kudret’tir.
Sen ise her gün zamanın içinden geçerken, Allah'ın seni her an izlediğini unutma.

 Zamanın Şahidinde Bilinçli Yaşam

Zamanın geçmesi sıradan bir şey değildir. Her saniye, bir kaderin işleyişi, bir hayatın inşası, bir imtihanın sahnesidir. Allah, zamanı bir sermaye olarak verir. O sermaye bittiğinde dönüş O’nadır.

“İnsan, zamanın kıymetini bilecek mi? Yoksa ‘bir gün, ya da daha az kaldım’ mı diyecek ahirette?” (bkz. Mümi'nun/ 112-114)

Zaman, sana verilen emanettir. Her an Allah’a yükselmekte olan amellerin taşıyıcısıdır. Zamanla kirlenen değil, zamanla arınan insan ol!

 Zamanın ötesinde bir hayatı düşün

Allah'ın Arş'a kurulması, tüm sistemlerin başında ve hâkimiyetin O'na ait olduğunu ilan eder.
Bu da şunu gösterir: Zaman, bir sınav ortamıdır.
O sınavda hangi zamanı nasıl yaşadın?
Zamanı boş yere tüketen mi oldun, yoksa zamanı anlamlı kılanlardan mı?

Harika Bir Son Düşünceyle Bağlayalım

"Sen saate bakarken bir ömür eksiliyor. Allah ise o eksileni yazıyor hâlde senin saatinden akan saniyeler, O’nun katına yükselen şahidin oluyor. Zamanı boş tüketme; her an, seni Allah’a taşıyan bir merdiven olsun.”

Erol Kekeç/21.12.2024/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...