27 Nisan 2025 Pazar

Bırakın Sahtekarları Gün Hükmünü Bekliyor

"Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir. Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz. Kim, Allah'a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için kalacak bir yer mi yok!?" (Zümer /30-32)

1. Ölümü Unutanlar

Modern dünya, ölümsüzlük hayalleriyle, kalıcı iktidarlar ve sonsuz refah düzenleri kurma hevesiyle dolu. Oysa Allah’ın açık ve keskin hitabı bütün beşeri ihtirasları yerle bir ediyor: "Sen öleceksin, onlar da ölecek." Bu deklare, salt bir fiziksel yok oluş değil; hesap gününe doğru yol alan bir kaçınılmazlığın ifadesidir.

Şüphesiz, bugün üzerinde saltanat süren sahtekâr liderler, halkların gözüne baka baka yalan söyleyen medya patronları, adalet adına zulüm yayan kurumlar da öleceklerdir. Ne servetleri, ne unvanları, ne de sahte kahramanlıkları onları kurtarabilecektir.

2. Hakikate Karşı Kibirliler

Ayette sorulan sorunun dehşeti çok büyüktür: "Kim, Allah'a karşı yalan uyduran ve doğruyu yalanlayandan daha zalimdir?"

Bugün, Allah'ın emriyle gelen adaletin, merhametin, tevazünün ve hakkaniyetin üzerini örten nice modern sahte tanrılar var. Bir avuç elit, "yeni bir düzen" adı altında insanlığı köleleştirirken; küresel medya, hakikati eğriltiyor, gerçekleri gizliyor.

Dünyanın çeşitli yerlerinde mazlum coğrafyaları kan ve gözyaşına boğan emperyalistler, kendi çıkarları için halkların uyanışından korkuyorlar. Gazze'de çocukların ölümüne sessiz kalanlar, Doğu Türkistan'da ümmetin haykırışına kulaklarını tıkayanlar, Yemen’de, Afrika'da, Asya'da susuzluk ve açlıktan ölen masumları görmeyenler; Allah'a karşı en büyük iftiraları atmışlardır.

3. Sahte Adalet Maskeleri

Adalet diyenlerin, adaletin kendisini linç ettiği bir zamandayız. Sözde uluslararası hukuk kurumları, şirketlerin kârı için çalışan piyonlara dönüşmüş. Bir yerlerde bir masum katledilirken, birileri mürekkep damlatıp sahte raporlar düzenliyor.

Peki ya içimizdeki sahtekârlar? Malının, mülkünün, makamının şaşasıyla doymayanlar? Ayetin ruhuna uygun olarak soralım: Bu zalimler, gerçeği gördüğü halde yalanlayanlar, hangi cennet vaadiyle kendilerini temize çıkarabilecekler?

4. İstanbul ve Yeni Düzenciler

Dünya finans merkezlerinin İstanbul'a taşınması meselesi de ayetin çok çarpıcı bir örneğidir. İstanbul'u bir "dünya başkenti" yapacağız masalları anlatılırken kimse şunu sormadı:

- Biz kimlerin oyun sahası olacağız?

Oysa açık gerçek şudur: İstanbul, yerli halkı için bir cehennem; küresel sermaye için bir cennet hazırlığına sahne olmaktadır. Hayat pahalılığı, doğal afetler ve sistemli bir "itme politikaları" ile halk şehirlerden uzaklaştırılacak, mega zenginlere yol açılacaktır.

Ve bu projeyi üretip yayanlar, öyle bir kibir içindeler ki; hakikati söyleyenleri "komplocu", "gerici", "cahil" diye yaftalıyorlar. Halbuki hakikat onların suratına ayetin tokadı gibi çarpmakta: "Sonra kesinlikle Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz."

5. İbret Alacak Olanların Duyacağı Çığlık

Dünyayı adaletsizlikle sarsanlar, şöhretlerini kanla inşa edenler, fakir halkların emeğini sömürerek saraylar dikenler... Hepsi birer birer toprak olacağını fark etmiyorlar mı?

Şu anda bir yerlerde gizlice şöyle fısıldaşıyorlar:

  • "Nasıl olsa bu halk unutkan, nasıl olsa ölüm uzak bir ihtimal."

Ama unutuyorlar: Kıyamet günü yakındır, ilahi adalet aniden gelir.

6. Bugünün Zalimleri Kimlerdir?

  • Çocukları bombalayan devletler,

  • Doğal kaynakları talan eden küresel şirketler,

  • Adaleti kâğıt üstüne hapseden uluslararası mahkemeler,

  • Vicdanları uyuşturan medya devleri,

  • Düşünmeyi unutturup tüketimi pompalayan teknoloji kartelleri,

  • Halkı dini, milliyeti veya mezhebi üzerinden bölerek güç devşiren yerel sömürücüler.

Hepsi de Allah'a karşı iftira atanlar ve doğruyu yalanlayanlar grubundadır.

7. İlahi Son- Cehennem

Ayetin nihai uyarısı titretir: "Cehennemde kâfirler için kalacak bir yer mi yok!?"

Bu soru, retorik bir sorudur ve cevabı kendindedir: Var! Hem de öyle bir cehennem ki, sadece fiziksel acının değil; utanç, pişmanlık ve sonsuz mahrumiyetin cehennemidir.

Bugünün zenginleri, güç sahipleri, kalabalıkları aldatanlar çoktan kendi yerlerini ayırtmışlardır orada.

8. Çıkış Nerede?

Tek kurtuluş yolu şudur:

  • Hakikate teslim olmak,

  • Yalanın her türlü maskesini indirmek,

  • Allah'ın kelamına boyun eğmek,

  • Mazlumu korumak, zalime mübarek bir şekilde meydan okumak,

  • Nefsi terbiye etmek, harama karşı omurgalı bir duruş sergilemek.

Bu da ancak imanla, sabırla ve ümitle mümkün olur.

9. Bugünkü Gençliğe Çağrı- Sahtekârlara Karşı Hakikatin Sesi Ol!

Ey gençlik!

Önünüzde iki yol var: ya sahtekârların kurduğu sistemin dişlisi olacaksınız ya da hakkı savunan birer yıldız gibi parlayacaksınız.

Bugün size "başarı" diye yutturulan sahte kariyerler, "özgürlük" diye sunulan tüketim bağımlılıkları, "medya yıldızları" diye parlatılan boş kahramanlar; hepsi sizi hakikatten uzaklaştırmak için kurulan tuzaklardır.

Şunu bilin:

  • Gerçek zafer, Allah'ın rızasını kazanmaktır.

  • Gerçek özgürlük, yalnızca hakikatin kulu olmaktadır.

  • Gerçek güç, zulme karşı dimdik durabilmektir.

Hakikatin sesi olun!

  • Adalet için konuşun,

  • Mazlum için yürüyün,

  • Sahte kahramanlara değil, gerçek dava insanlarına kulak verin,

  • Sosyal medya parıltılarına aldanmayın, kitabınıza, duanıza, secdenize sarılın.

Unutmayın:

Bugün sahtekârlara karşı sessiz kalanlar, yarın onların ateşinde yanacaktır.

Ama hakikatin safında duranlar için Rabbin müjdesi vardır: Sonsuz saadet, ebedi kurtuluş ve Allah'ın hoşnutluğu!

Şimdi soruyorum:

Sen hangi saftasın?

Ey gençlik! Kalk! Zira kalkışın ümmetin de uyanışının sesidir!

10. Son Söz

Ey insan!

Başkalarının şöhret salonlarının ışıkları seni kandırmasın.

Zalimlerin ihtirasla kurduğu tahtlar, bir gün kumdan kaleler gibi dağılacaktır.

Hakiki zafer, o büyük gün geldikten sonra çıkacaktır ortaya: İlahi mızraklar yalanı deşip geçecek, sadakat sahipleri başı dik bir şekilde Rablerinin huzurunda yürüyecektir.

O gün, Allah'ın doğrulara vaat ettiği şanlı mükâfat, yalancılara vaat ettiği sonsuz pişmanlıkla taçlandırılacaktır.

Hazır mısın?

Yoksa hakikati bugün de görmezden mi geleceksin?

Erol Kekeç/10.01.2025/Sancaktepe/İST

26 Nisan 2025 Cumartesi

Dinin İtibarı İle Oynayanlar-Lüks İçinde İsraf Eden "Dinciler"


İslam dini, adaletin, tevazuun, merhametin ve insanlık onurunun en yüce şekilde temsil edilmesini emreder. Özellikle kamu sorumluluğunu üstlenen kimselerden, halkın emaneti olan görevlerini hakkaniyet ve sadelikle yürütmeleri istenir. Ancak ne yazık ki günümüzde, kendilerini Müslüman olarak tanımlamalarına rağmen, kamu kurumlarında görev yapan pek çok kişi, lüks, gösteriş ve savurganlık içinde bir yaşam sürmekte ve bunu çeşitli gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu durum sadece kişisel bir ahlak problemi değildir; aynı zamanda dini değerlerin toplum nezdinde itibarsızlaştırılması gibi çok daha derin ve tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.

1. İslam'ın Kamu Görevlisine Yüklediği Sorumluluk

Kur’an ve sünnet, kamu görevi yapan insanlara çok ağır bir yük yükler. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurur:

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz." 

Kamu görevlileri, yönetim emanetini taşıyan çobanlardır. Yetki ve güç, onlara keyif sürmeleri için değil, adaleti sağlamak, mazluma destek olmak, güçlüyü dizginlemek için verilmiştir.

Hz. Ömer (r.a.), halifeliği sırasında halktan gizlice gece nöbetlerine çıkar, sokaklarda dolaşır ve halkın hâlini bizzat kontrol ederdi. Bir gün açlıktan ağlayan çocukları ve içine su katılmış çorbayla avutmaya çalışan bir kadını gördüğünde, derhal sırtında un çuvalı taşıyarak kadının yardımına koşmuştu. Bugünkü birçok "makam sahibi" bu örnekten ne kadar uzakta, değil mi?

Bugün:

Makamlarda oturan birçok kişi ise kendisini halktan üstün görmekte, zırhlı araçlar, özel şoförler, gösterişli konutlar ve lüks semtlerdeki şatafatlı hayatlarla, âdeta halktan soyutlanmış bir getto yaşamı sürmektedir. Bu yaşam tarzı, İslam'ın kamu görevlisine yüklediği tevazu ve hizmet ahlakıyla taban tabana zıttır.

2. Lüks ve Gösterişin Dindeki Yeri

İsraf, Kur’an’da açıkça yasaklanmış ve şeytanın kardeşliğiyle eşdeğer tutulmuştur:

"Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (A'raf, 7/31)

Gösteriş ve kibir ise bir kalp hastalığıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:

"Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez." 

Bir makam sahibinin, gösterişli davetler düzenlemesi, lüks ofislerde çalışması, israfın normalleştiği etkinliklere katılması; kendi kişisel tercihi değildir. O artık toplumun gözünde bir temsil makamındadır. Onun lüksü, sıradan insanın gözünde adaletsizliği ve ayrımcılığı meşrulaştırır.

Örnek: "Altın Klozet Skandalı"

Bazı ülkelerde kamu binalarında, yöneticiler için altın kaplama klozetler kullanıldığı ortaya çıkmıştı. Bu, sadece bir israf örneği değil; aynı zamanda halkın fakirliğine, yoksulluğuna karşı yapılan en ağır hakaretti. Bir yanda çöpten ekmek toplayan insanlar, diğer yanda altın musluklardan su içen "seçilmişler"!

İslam bu tabloyu şiddetle reddeder.

3. İslam'dan Geçinenler-Dini Nasıl Kirletiyorlar?

Bugün toplumda dini değerlere olan mesafenin artmasının en büyük sebeplerinden biri, dinden geçinenlerdir. Din tüccarlığı yapan, dini bir araç gibi kullanan ama yaşantısıyla İslam'ı yerle bir edenlerdir.

Cuma hutbesinde fakirliği sabırla övüp, çıkışta lüks cipine binen vaizler,

Halktan zekât toplayıp kendine yazlık villa alan dernek yöneticileri,

İhalelerden haksız kazanç sağlayıp, bunu "kısmet" diye meşrulaştıran siyasetçiler...

Bu tür tipler, halkın zihninde, "İslam demek çıkarcılık demek" gibi yanlış bir algının oluşmasına sebep olmaktadır.

Örnek: "Fakire Vaaz, Kendine Saray"

Son yıllarda bazı dini vakıf ve derneklerin, halktan topladıkları bağışlarla kendilerine milyonlarca liralık mal-mülk edindikleri, lüks villalar inşa ettikleri ortaya çıkmıştır. Oysa bu paralarla yetimhaneler, aşevleri kurulması, burs fonlarının desteklenmesi gerekirdi.

Böyle çarpık örnekler, "dine düşman" olanları değil; dinden geçinenleri gösteriyor. Asıl zararı, dini kötü göstermek isteyenlerden önce, dini istismar edenler vermektedir.

4. Gerçek Dindarlık Nedir?

Gerçek dindarlık, makamı kullanarak servet biriktirmek değil, halkın derdiyle dertlenmektir. Dindar olmak, şatafatlı hayatlara sahip olup halkı küçümsemek değil, fakir bir yetim gibi yaşamayı da onur bilmek demektir.

Hz. Ali (r.a.), hilafeti döneminde, sadece bir kaba su ve bir parça ekmekle karnını doyururdu.

Hasan Basri hazretleri şöyle derdi: "Dindar kişi, insanların en azına razı olandır."

Mevlana, zenginliğin değil, gönül tokluğunun değerli olduğunu söylerdi: "Bir avuç suyun içinde de inci olur."

Bugün bir kamu görevlisi, makam arabasından indiğinde halkın arasında kaybolamıyorsa, sofraya oturduğunda işçiden farklı bir tabak geliyorsa, yaşamıyla dini temsil ettiğini iddia edemez.

5. Toplumsal Çöküşün Başlangıcı

Toplumların çöküşü, zengin ile fakir arasındaki makasın açılmasıyla başlamaz sadece. Asıl çöküş, yöneticilerin halktan kopmasıyla, adaletin yerini rüşvetin almasıyla ve dinin şahsi menfaat için kullanılmasıyla olur.

Tarih buna şahittir:

Endülüs'ün yıkılışı lüks ve sefahatle başlamıştır.

Osmanlı'nın çöküşü rüşvet ve saray entrikalarının sıradanlaşmasıyla hızlanmıştır.

Bugün de aynı tehdit ortadadır.

6. Ne Yapılmalı?

İlk olarak: Gerçek dini temsil eden, sade, şeffaf ve adil kamu görevlileri desteklenmelidir.

İkinci olarak: Halk, dini istismar edenleri açıkça teşhir etmeli, itibar göstermemelidir.

Üçüncü olarak: Kurumlar, lüks ve şatafattan arındırılmalı; kamu harcamalarında mutlak şeffaflık sağlanmalıdır.

Dördüncü olarak: Toplumda, dini değerleri koruma bilinci artırılmalı; dini geçim kapısı haline getirenler reddedilmelidir.

Hz. Ömer'in duası gibi dua edelim:

"Allah'ım! Bizi halktan kopmuş, kendini halktan üstün görenlerden değil; halkın içinde, halkın derdiyle dertlenenlerden eyle!"

Erol Kekeç/20.04.2025/Sancaktepe/İST


Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...