14 Nisan 2025 Pazartesi

Kitapla Aldanmak-Hakikatin Gölgesinde Gafletin Yankısı

Kur’an’ın sayfalarında yer alan her ayet, zaman üstü bir çağrıdır. Ancak bazı ayetler vardır ki, tıpkı bir güneş gibi çağları delip geçer ve hangi döneme düşerse orayı gündüz gibi aydınlatır. İşte Al-i İmran Suresi’nin 23, 24 ve 25. ayetleri, sadece tarihî bir kavmin hatasını değil, bugünün Müslüman toplumlarını da sarstığı gibi, gafletle karışık bir gururun iç yüzünü de açığa çıkarır. Bu ayetleri günümüzdeki zalim yapılar, kendini dinin temsilcisi sanan fakat hakkı gizleyip batılı yaşatan kişi ve yapılar, cemaatler ve tarikatlar çerçevesinde değerlendirmek; hakikatin üzerindeki örtüyü sıyırmak açısından hayati önem taşır.

1. Ayetin Gölgesinde Günü Yorumlamak

"Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor." (Al-i İmran 3/23)

Bu ayetteki "Kitap’tan bir pay verilmiş olanlar" ifadesi, sadece geçmişte Yahudilere hitap etmemektedir. Bu, aynı zamanda günümüzde Kur’an’ı eline almış fakat onu hayatının dışında tutan, Allah’ın hükümlerine çağrıldığında yüz çeviren her birey ve grup için geçerli bir uyarıdır. Günümüzde din adına konuşan, vaaz veren, hutbeler düzenleyen, fetvalar dağıtan birçok grup, Allah’ın Kitabına değil, kendi şeyhinin sözüne, kendi liderinin görüşüne itibar etmektedir.

Bazı cemaatler ve tarikatlar, Kur’an’ın açık hükümleri karşısında bile kendi yazılı olmayan kültürel miraslarını, geleneklerini, hatta şeyhlerinin rüyalarını ön plana koyabilmektedir. Hüküm için Allah’ın kitabı yeterli görülmemekte, adeta onun yanında alternatif bir din inşa edilmektedir.

2. Sayılı Günler Aldatmacası

"Bunun sebebi, onların, 'Bize ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır.' demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır." (Al-i İmran3//24)

Bu ayetin günümüzdeki izdüşümünü anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Bazı insanlar, belli ibadetleri yapmalarıyla kurtulacaklarını sanırlar. Cuma namazına gitmek, Ramazan orucunu tutmak, kandil gecelerinde mevlit dinlemek gibi sembolik dini eylemleri yeterli görerek, Kur’an’ın ahlaki ve siyasi hükümlerini hayatın dışına itenler bu ayetin günümüzdeki izdüşümüdür.

Tarikat ve cemaat yapılarında ise bu daha derindir. “Şeyhin duası seni kurtarır”, “bir kere zikir yaptın mı, cehenneme uğramazsın”, “tarikata mensup olanlara hesap yok” gibi bâtıl inançlar, insanların din adına uydurulmuş yalanlara kanmasına neden olmaktadır. Bu sözde teminatlar, Allah’ın koyduğu adalet sistemini boşa çıkarma çabasıdır. Fakat ayetin sonunda ifade edildiği gibi bu sadece bir aldanmadır.

3. Büyük Günün Hakikati

"Bakalım, kendilerini o geleceğinde hiç şüphe olmayan gün için bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese kazandığı tamamen ödendiği vakit, hâlleri nice olacaktır." (Al-i İmran3/25)

Bu ayet, bir uyanıştır. Her şeyin ortaya serileceği o büyük günün kesinliğinden bahsedilmektedir. Hiç kimsenin başkasının kisvesiyle, grubun halesiyle kurtulamayacağı, herkesin sadece kendi kazancıyla yüzleşeceği bir gündür bu.

Bugün Müslüman olduğunu söyleyen, ama adalet yerine zulmü destekleyen, Kur’an yerine cemaat liderinin kitaplarını referans gösteren, mazluma değil zalime yakın olan herkes, o günde kendi tercihlerinin karşılığını görecektir. Tarikat şeyhi, cemaat lideri, dini istismar eden siyasi figür, her biri, hakikatin terazisinde tek tek tartılacak.

4. Günümüzün Yüz Çevirenleri Kimlerdir?

Ayette geçen "yüz çevirenler" yalnızca Allah'ın ayetlerine değil, aynı zamanda adalete, merhamete ve hakikate de sırtını dönenlerdir. Bugün bu tanımın içerisine:

  • Kur’an’ın hükümlerini açıklayan ayetleri toplumdan gizleyen din görevlileri,

  • Hakkı konuşan alimleri susturan dini yapılar,

  • Sadece belli siyasi partilere yaltaklanan, zulme ses çıkarmayan cemaatler,

  • Dini kullanarak kendi ticari imparatorluklarını büyüten tarikat liderleri,

  • Mazlumun değil güçlü olanın yanında duran sözde İslamcılar,

girebilir.

Hepsine düşen şu sorudur: Allah’ın kitabına gerçekten başvuruyor musunuz? Yoksa onu bir mevlit kitabına, ölüler için okunan bir metne mi çevirdiniz?

5. Aldanmanın Anatomisi

Ayetin 24. kısmında geçen "Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır" ifadesi, dini eğip bükerek kendi arzu ve çıkarlarına uygun hale getirenlerin psikolojik durumunu tanımlar. Bugün “dinî liderin kerameti”, “şeyhin cezbeli hali”, “cemaatin siyasetteki ağırlığı” gibi söylemlerle yapılan aldatmacalar, insanların hem bu dünyada hem ahirette kaybetmesine neden olmaktadır.

Dinin özünden, yani Kur’an’dan, adaletten, iyilikten uzaklaşmış her yapı kendi oluşturduğu dinle insanları oyalamaktadır. Ve bu oyalanma, en büyük kayıptır.

6. Ayetlerin Işığında Bir Uyanış Çağrısı

Bu ayetleri sadece tarihi kıssalar olarak görmek, onlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu ayetler bize şunu söyler:

  • Allah’ın kitabı hayatın merkezinde olmalıdır.

  • Hiçbir şeyh, lider, cemaat Kur’an’ın üstünde değildir.

  • Kurtuluş, sadece hakikate sarılmakla mümkündür.

  • Günübirlik dini yaşantı, ahiretteki hesabı kurtaramaz.

  • Herkes, kendi yaptığından sorguya çekilecektir.

Güneşe Göz Kapatmak, Karanlığı Getirmez

Al-i İmran Suresi’nin bu üç ayeti, içinde yaşadığımız çağın fotoğrafını çeker gibidir. Hakikate değil şahıslara kul olanlar, Allah’ın hükümleri yerine cemaatin menfaatini önceleyenler, uydurma hadisler ve hurafelerle dini kurgulayanlar bu ayetlerde uyarılmaktadır. Güneş gibi parlayan bu ayetlere göz kapatmak, karanlıkta kalmak demektir.

Bu yüzden çağrımız açıktır: Din adına konuşan, yön veren her yapı Kur’an’ın terazisine konmalıdır. Aksi hâlde, yüz çevirenlerden olmaktan kimse kurtulamaz. Din, kimsenin oyuncağı değildir. Allah’ın dini; adalet, hakikat, merhamet ve hikmet dinidir. Ve bu din, hesap gününde, kimseye torpil geçmeyecektir…

Erol Kekeç/15.04.2025/Sancaktepe/İST

Feryatname-Gazze için Bir Ferman Bir Haykırış


"Dağlara buğday serpin, Müslüman bir ülkede kuşlar aç kaldı demesinler."

Bu sözü söyleyen bir halife idi. Sırtında un çuvalı, elinde kandil, geceleri tek tek gezen bir adamdı. O, insanların açlığını kendi sorumluluğu sayan bir önderdi: Hz. Ömer.

Ve şimdi, yirmi birinci yüzyıldayız. Gözlerimizin önünde, ekranlara sığmayan acılarla Gazze yanıyor. Gözyaşıyla yoğrulan topraklarda, çocuklar aç… Babalar çaresiz… Anneler yıkık, sessizlik ise en gür haykırış. Her kurşun bir duaya saplanıyor, her bomba bir çocuğun hayalini paramparça ediyor. Ve bizler, dünya denen bu gaflet sarayının balkonlarında sadece seyrediyoruz.

Peki kimiz biz?

Dillerinden dua düşmeyen, ama duaları kendi nefsini dahi arındıramayan koca bir kalabalık mıyız? Ayetleri okurken gözyaşı döken ama onların hakkını yaşamayan, "ümmet" kavramını sadece bir kelimeye indirgeyen bir topluluk muyuz?

Eğer biz buysak, bu ümmet değil, bu bir gaflet yığınıdır.

Gazze'de bir çocuk ağladığında, Mekke sessiz kalmamalıydı. Medine titremeliydi. İstanbul sabah ezanında haykırmalı, Kahire, Şam, Bağdat, Tahran, Rabat… Tüm İslam beldeleri ayaklanmalıydı. Ama olmadı. Birleşmiş Milletler sustu, İslam İşbirliği Teşkilatı dağıldı, liderler konfor koltuklarında uyudu. Gazze'nin üzerine yağan bombaların gürültüsünü bastıran tek şey, ümmetin korkak sessizliğiydi.

Oysa ümmet, susmamalıydı.

Ne zaman bir mazlumun kanı akıyorsa, bir Müslüman’ın yüreği delik deşik olmalıydı. Çünkü Peygamber (s.a.v) ne diyordu?

"Müslümanlar bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri ağrırsa, diğer uzuvlar da bundan etkilenir."

Ama şimdi Müslümanlar ne yapıyor?

Bazısı kahve köşelerinde siyasi tahliller yapıyor. Bazısı sosyal medya story'sinde 'Gazze' yazıp geçiyor. Bazısı da yalnızca dua ediyor. Dualar elbette ki kıymetlidir. Lakin, eğer dua sizi harekete geçirmiyorsa, o dua yetersizdir. Eğer bir dua sizin gözyaşınızı Gazze’nin gözyaşıyla birleştirmiyor, sizi yerinizden kaldırmıyor, sizi yardıma koşturmuyorsa, o dua sadece kendinizi avutmak içindir.

Ey ümmet!

Duygularını sahte dizilerde tüketmiş, gözyaşını popüler kültüre akıtmış, ekranlara değil kalbine bakan vicdanlı bir toplum olmak zorundasın! Gazze, seni vicdanının aynasında seyrediyor. Onların açlığı senin tokluğuna, onların ölümü senin lüks hayatına, onların sessizliği senin korkak suskunluğuna feryat ediyor.

Sen hâlâ dünyanın sana verdiği yalancı nimetlerin peşinde, konfor alanlarında ömrünü tüketirken;

bir baba, çocuğuna su bulamıyor

bir anne, evladının cesedini elleriyle kazdığı toprağa gömüyor

bir kardeş, başka bir kardeşi enkaz altında bırakmamak için yüreğini parçalıyor

ve sen sadece seyrediyorsun!

Unutma!

Seyreden zalimdir! Sessiz kalan ortaktır! Dua edip harekete geçmeyen, sadece kendi vicdanını uyutan bir hayaldir!

Artık konuşma vakti geçti. Eylem zamanı geldi.

Bu, bir bağırış değildir. Bu, Allah'ın kullarına fısıltısıdır belki.

“Ey kullarım! Yeryüzünde zulme uğrayanların hakkını size emanet ettim. Onlar için susarsanız, onların hesabını sizden sorarım.”

Zulme rıza, zulümdür.

Zulme sessizlik, zillettir.

Zulme alışmak, ruhun ölümüdür.

Eğer Gazze’de çocuklar açken hâlâ şatafatlı sofralar kuruyorsan, bu dünyada değil, ahirette onlarla yüzleşeceksin.

Eğer Gazze’deki babalar çaresizken sen hâlâ rahat koltuğunda uyuyorsan, ilahi adalet seni de uyandıracak, ama uykun bir kâbusa dönüşecek.

Çünkü Allah günleri insanlar arasında döndürür. Bugün mazlumun olan yarın zalimin olabilir. Bugün seyredenin, yarın seyredileni olabilir.

Ve unutma:

Cehennem, sadece zulmedenler için değil, zulme susanlar içindir!

Ey yeryüzünde İslam'ı sadece dilde taşıyan, ama onun adaletini yüreğinde yaşatmayan kalabalıklar!

Ey duaları kendisine fayda etmeyen, vicdanı kapanmış kalabalıklar!

Ey ekranlarda Gazze için gözyaşı döküp hayatında en küçük fedakârlığı bile yapmaktan aciz olan topluluklar!

Uyanın artık!

Mazlumlar kıyam ettiğinde, gök kapıları açılır.

Mazlumlar dua ettiğinde, Arş titrer.

Mazlumlar "Yeter!" dediğinde, zalimlerin saltanatı çöker.

Siz de çökeceksiniz!

Siz de o saltanatlar gibi yıkılacaksınız!

Çünkü bir çocuğun ahı, bin yıllık saltanatı yıkar.

Çünkü bir yetimin duası, orduları perişan eder.

Son Sözüm şudur size, 

Ey kardeşim!

Eğer bu fermanı yüreğinde bir çığlık gibi hissediyorsan, artık susma.

Bir çocuk için, bir anne için, bir baba için, bir ümmet için ayağa kalk!

Elinden ne geliyorsa yap. Yardım et, paylaş, yaz, anlat, dua et ve harekete geç!

Unutma, bir gün Gazze kurtulacak.

Ama Allah, Gazze’nin değil, seni sorguya çekecek:

“Gazze için ne yaptın?”

Ve işte o gün, sadece söz söyleyenler değil, sözünü eyleme dökenler kurtulacak.

Erol Kekeç/11.04.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...