11 Mart 2025 Salı

Allah'ın Vahyi ve Günümüz İnsanı

İslam, sadece geçmişteki toplumlara hitap eden bir sistem değil, her çağa ve her insana seslenen ilahi bir mesajdır. Vahiy, insanın fıtratına uygun olarak belirlenmiş bir yol haritasıdır ve bu fıtrat değişmediği sürece, vahyin geçerliliği de devam eder.

Bu yazıda, İslam vahyinin neden her döneme hitap ettiğini, insanın yaratılış gayesiyle vahyin nasıl örtüştüğünü, Adem (a.s.)’ın sülbünden tüm insanlığın Allah’a verdiği sözün bugün hâlâ geçerli olduğunu ve değişimin ancak bu perdeden çıkıldığında, yani tamamen farklı bir varlık yaratıldığında söz konusu olabileceğini açıklayacağız. Bugünkü insanlar için vahiy değişmezdir ve bunu değiştirme iddiası, insanın haddini aşması anlamına gelir.

İnsan Vahiy Fıtrat 

Allah, insanı belirli bir fıtrat üzere yaratmıştır ve vahiy, bu fıtrata uygun olarak indirilmiştir:

"O halde sen yüzünü, Allah’ı birleyen (bir hanîf) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir ki O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Rum/30)

Bu ayette, Allah’ın insanı belli bir fıtrat üzere yarattığı ve bu fıtratın değişmeyeceği açıkça belirtilmektedir. Vahiy de bu fıtrat üzerine bina edilmiştir. Eğer insanın yaratılış gayesi değişseydi, o zaman vahyin de değişmesi gerekirdi. Ancak insanın en temel özellikleri—akıl, irade, iyi ve kötü arasında seçim yapma yetisi, sorumluluk bilinci—ilk insandan bugüne kadar aynıdır ve kıyamete kadar da değişmeyecektir.

Bazı kimseler, “İnsanlık gelişti, teknoloji ilerledi, modern dünya farklılaştı, dolayısıyla din de güncellenmelidir” gibi temelsiz iddialar öne sürmektedir. Oysa insan, ne kadar gelişmiş teknolojilere sahip olursa olsun, hâlâ açlık hisseder, hâlâ adalete ihtiyaç duyar, hâlâ sevgi ve merhamete muhtaçtır. Yani insanın temel yapısı değişmemiştir.

Eğer insanın özü değişmemişse, ona hitap eden vahyin de değişmesi söz konusu olamaz.

Adem (as)'ın Sülbünden Alınan Söz ve Vahiy Bağı

Kur’an’da, Allah’ın tüm insanlıktan, daha henüz dünya hayatına gelmeden önce bir söz aldığı bildirilir:

"Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutarak: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' diye sorduğunda, onlar: 'Evet, (buna) şahidiz' dediler. (Bu şahitliği) kıyamet günü, 'Bizim bundan haberimiz yoktu' dememeniz için (aldık)." (A’râf/172)

Bu ayet, tüm insanlığın Allah’a verdiği sözü açıkça ortaya koymaktadır. Bu söz, bir defaya mahsus olarak alınmış ve kıyamete kadar geçerli kılınmıştır. Yani, insanoğlu Allah’ı tanıyacak, O’na kulluk edecek ve vahye tabi olacaktır.

Bu söz, nesilden nesile aktarılmakta olan fıtratın bir parçasıdır. Bu fıtrat bozulmadıkça, vahyin geçerliliği de devam eder. Dolayısıyla, insanlar ne kadar değişirse değişsin, hangi çağda yaşarsa yaşasın, bu sözden dolayı her zaman vahye muhataptırlar.

Eğer Perde Kapanırsa?

İslam’ın vahyi, kıyamete kadar insanlara hitap eden son mesajdır. Ancak bazı kimseler, “Belki gelecekte insan tamamen değişir, farklı bir bilinç seviyesine ulaşır, hatta belki bambaşka bir varlık türü ortaya çıkar” gibi spekülasyonlar yaparak, dinin güncellenmesi gerektiğini iddia etmektedirler.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Eğer insan, bu dünyada yaşadığı sürece aynı temel fıtrata sahip bir varlık olmaya devam ederse, vahyin muhatabı olmaya devam eder. Ancak, eğer tamamen farklı bir yaratılış düzeni ortaya çıkarsa—ki bu ancak Allah’ın takdiriyle olur—o zaman farklı bir süreç başlayabilir.

Kur’an’da bu konuya işaret eden ayetler mevcuttur:

"Allah, dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır." (Ra’d/39)

Bu ayette, Allah’ın iradesine bağlı olarak bazı şeylerin değişebileceği ancak ana sistemin, yani Levh-i Mahfuz’da yazılı olanların sabit olduğu belirtilmektedir. Bu dünya üzerindeki insanlar için sistem bellidir ve değişmez: İnsan Allah’a kul olmak için yaratılmıştır ve kıyamete kadar bu ilke değişmeyecektir.

Dolayısıyla, farklı bir varlık yaratılırsa, o artık bizim tartışma alanımıza girmez. Çünkü bizler şu an içinde bulunduğumuz realiteden sorumluyuz. Henüz var olmayan, bizim idrak sınırlarımızın ötesinde bulunan bir varlığı düşünerek hüküm vermek, insanın haddini aşması anlamına gelir.

1. Adalet ve Hak Kavramı:

Her çağda insanın adalete ihtiyacı vardır. 1400 yıl önce de bir hırsızlık suçtu, bugün de suçtur. İnsanların çalınan mallarına karşı duyduğu rahatsızlık, bin yıl önce de vardı, bugün de var. O hâlde “Adalet anlayışı değişti, artık hırsızlık serbest olsun” denilebilir mi? Elbette ki hayır! İşte İslam’ın emirleri de böyledir; insanın fıtratına hitap ettiği için evrenseldir.

2. Ahlak ve Aile Düzeni:

İslam, aileyi ve nikah akdini korumayı emreder. Bugün bazı insanlar, “Özgür ilişkiler var, evlilik şart değil” diyerek aile yapısını değiştirmeye çalışmaktadır. Ancak sonuç ortadadır: Aile yapısının bozulduğu toplumlarda psikolojik sorunlar, yalnızlık, suça eğilim ve nesil problemleri artmaktadır. Demek ki İslam’ın aile ile ilgili ilkeleri, modern dünyada bile en sağlıklı yolu göstermektedir.

3. İbadetlerin Değişmezliği:

Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler, insanın manevi yapısına hitap eden emirlerdir. Bugün “Artık namaza gerek yok, çünkü teknoloji gelişti” demek, insanın ruhsal ihtiyacını görmezden gelmektir. Manevi arayış, geçmişte de vardı, bugün de var.

İnsan Aynı Olduğu Sürece Vahiy Değişmez

İslam’ın ilkeleri, insanın değişmeyen fıtratı üzerine bina edilmiştir. Eğer insanın özü aynı kalıyorsa, vahyin de değişmesi için hiçbir gerekçe yoktur. Bugün İslam’ın güncellenmesi gerektiğini söyleyenler, aslında dinin evrensel ve değişmez ilkelerini kavrayamayanlardır.

Eğer bir gün insan tamamen farklı bir yaratılışa sahip olursa—ki bu Allah’ın takdiridir—o zaman farklı bir durum söz konusu olabilir. Ancak şu an için, bu bizim tartışmamız gereken bir konu değildir. Şu anki realitemizde vahiy, kıyamete kadar geçerli tek doğru rehberdir.

Rabbimiz bizleri bu hakikati anlayan ve vahye tabi olan kullarından eylesin. Âmin.

Erol Kekeç/Mart 2025/Sancaktepe/İST

İslam'ın İlkeleri ve Güncellenme Müstağniliği

İslam, insanlık tarihinin en kuşatıcı ve en evrensel inancıdır. Sadece belli bir topluma, zamana ya da coğrafyaya hitap etmez; aksine her çağın insanına, her toplumun temel insani ihtiyaçlarına uygun bir yol haritası sunar. İslam, bir dogmalar yığını değil, bilakis ilkeler üzerine bina edilmiş bir dindir. İlke, değişmeyen, evrensel ve zaman üstü bir hakikattir. Ancak ne yazık ki, bazı kimseler tarihsel süreçte belirli toplumların örf ve adetlerini İslam’ın değişmez hükümleriyle karıştırarak, bugün “İslam’ın güncellenmesi gerekiyor” gibi temelsiz bir iddiayı dillendirmektedirler.

İslam’ın neden değişmez ilkeler üzerine kurulu olduğu, toplumların kendi örfi uygulamalarını din haline getirmesinin yanlışlığı, vahyin zaman ve mekândan bağımsız oluşu, “güncelleme” söyleminin temelsizliği ve bu düşüncenin arkasındaki asıl sorunlar ele alınacaktır.

İslam İlkeler Dinidir

İslam, sadece belirli bir dönemin veya toplumun yaşam tarzına hitap eden bir inanç sistemi değildir. Allah, insanın yaratılışına uygun olarak belirlediği fıtrat kanunlarını Kur’an’da insanlığa bildirmiştir:

"O (Allah), gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Size şekil verdi ve şeklinizi güzel yaptı. Dönüş O’nadır." (Teğabün/3)

Burada önemli olan nokta şudur: Allah insanı yaratırken onun fıtratına uygun bir sistem belirlemiştir. Bu sistem, insanın yaratılış gayesi ve doğasıyla çelişmeyen ilkeler bütünüdür. Dolayısıyla İslam, değişen sosyal şartlara göre değil, insanın fıtratına göre şekillendirilmiştir. İnsanın fıtratı değişmediği sürece, İslam’ın temel hükümleri de değişmez.

İslam’ın ilahi ilkeleri, beşeri sistemlerin aksine, her zaman geçerliliğini korur. Çünkü insanlar tarafından konulan yasalar toplumların sosyokültürel ve ekonomik şartlarına göre değişebilir, fakat Allah’ın koyduğu ilkeler her zaman doğrudur ve her zaman uygulanabilir.

Toplumsal Kurallar ve İlahi Hükümlerin Ayrımı

Bazı insanlar, tarih boyunca belirli toplumların kendi yaşam pratiklerini İslam’ın vazgeçilmez hükümleri gibi görerek bunları dinde zorunlu kılmaya çalışmışlardır. Bu durum iki büyük hataya yol açmaktadır:

1. Örfi Uygulamaları Dinle Karıştırmak: Bir toplumun kendi dönemine uygun olarak geliştirdiği bazı pratikleri, İslam’ın değişmez hükümleri gibi görmek.

2. İslam’ı Güncellenmesi Gereken Bir Sistem Olarak Algılamak: Oysa İslam değişken bir sistem değildir; ilahi hükümleri zamandan ve mekândan bağımsızdır.

Bu iki hata bir araya geldiğinde, bazı kimseler İslam’ın çağ dışı olduğunu ve güncellenmesi gerektiğini iddia etmektedir. Oysa asıl sorun, dinin kendisinde değil, insanların dine bakış açısındaki yanılgılardır.

Örneğin, evlilik İslam’da fıtri bir ihtiyaç olarak kabul edilir. Ancak evliliğin nasıl gerçekleşeceği toplumlara göre farklılık gösterebilir. Evlilik akdinin belirli bir dönemde belli şekillerde yapılmış olması, bunun mutlak ve değişmez bir kural olduğu anlamına gelmez. Buradaki asıl değişmez ilke, evliliğin bir ahit, bir sorumluluk olduğudur. Fakat şekli, toplumun örf ve kültürel yapısına göre değişebilir. İşte bu ayrımı yapamayanlar, “İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi gerekir” gibi yanlış bir sonuca ulaşmaktadırlar.

Vahiy, Zaman ve Mekan Üstü Bir Mesajdır

Kur’an-ı Kerim, insanlık tarihindeki tek değişmez ve evrensel mesajdır. Çünkü onu gönderen Allah, zamandan ve mekândan münezzehtir. Allah, insanlığa hitap ederken, her döneme uygun ve her insanın ihtiyacına cevap verebilecek ilkeler belirlemiştir.

"O, Allah’tır ki, O’ndan başka ilah yoktur. O, ezelîdir ve ebedîdir." (Haşr, 22)

Bu ayet açıkça göstermektedir ki Allah’ın hükmü zamanın akışına göre değişmez. Çünkü O, zamanın üstündedir. Dolayısıyla, Allah’ın vahyettiği kurallar da zamandan bağımsızdır.

Birçok insan, vahyin belirli bir dönemin şartlarına göre indirildiğini ve artık bugünün dünyasında farklı hükümlerin geçerli olması gerektiğini iddia eder. Ancak bu bakış açısı, vahyin özünü kavrayamamak demektir. Çünkü Kur’an’da gelen hükümler, her çağda uygulanabilir niteliktedir.

İslam’ın temel ibadetleri olan namaz, oruç, zekât ve hac gibi emirler, insanın ruhsal ve sosyal hayatına doğrudan etki eden ilkelerdir. Bunların güncellenmesini istemek, aslında İslam’ın özüyle çelişmektir.

İslam'ın Güncellenmesi Gerektiğini Söyleyenlerin Yanılsaması 

İslam’ın güncellenmesi gerektiğini söyleyenlerin en büyük hatası, İslam’ı bir beşeri sistem gibi görmeleridir. Oysa İslam, beşeri bir ideoloji değil, ilahi bir sistemdir. Güncelleme ihtiyacı duyan şeyler, insan ürünü olan sistemlerdir.

Bu görüşü savunanlar genellikle şu hataları yapmaktadırlar:

1. İslam’ı, tarihsel bir olgu sanmak: İslam, bir toplumun veya bir dönemin ürünü değil, Allah’ın insanlığa gönderdiği evrensel mesajdır.

2. Sosyolojik değişimleri dini değişimle karıştırmak: Toplumların değişmesi, İslam’ın değişmesi gerektiği anlamına gelmez. İslam’ın ilkeleri sabittir, ancak toplumlar bu ilkelere uygun yollar bulmakla mükelleftir.

3. Beşeri yasalarla ilahi hükümleri karıştırmak: İnsanların koyduğu yasalar sürekli değişebilir, ama Allah’ın koyduğu kurallar evrenseldir.

İslam, her çağa, her topluma ve her bireye hitap eden ilahi bir sistemdir. Onun hükümleri insan fıtratına uygundur ve herhangi bir güncellenmeye ihtiyaç duymaz.

İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi gerektiğini söylemek, vahyin zaman ve mekân üstü oluşunu inkâr etmektir. Güncellenmesi gereken şey, insanların İslam’a bakış açısıdır; çünkü İslam zaten her dönem için geçerliliğini koruyan evrensel bir dindir.

Allah’ın indirdiği ilkeleri güncellemek gerektiğini söyleyenler, aslında İslam’ı anlamadıkları gibi, kendilerini ilahlaştırmakta ve beyinlerini vahye göre değil, vahyi kendi akıllarına göre şekillendirmektedirler.

Rabbimiz bizleri, dinin hükümlerini değiştirmeye kalkışan gafillerden değil, Allah’ın hükümlerini kabul eden ve ona tabi olan müminlerden eylesin. Âmin.

Erol Kekeç/Mart 2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...