14 Şubat 2025 Cuma

Huzurun Yastığı Vicdanın Rahatlığı

Yastık Değil Kafa Rahat Olacak, Döşek Değil Vicdan Rahat Olacak, İnsan Yorgana Değil Huzura Sarılıp Uyuyacak

Gecenin en derin anında, karanlığın sessizliğinde içini kemiren düşüncelerle boğuşurken, kaç kişi gerçekten huzur içinde uykuya dalabiliyor? Kaç kişi yastığına başını koyduğunda vicdanının ağırlığını hissetmeden gözlerini kapatabiliyor? Bugün, rahat yataklarda uyuyan ama huzuru bulamayan ne çok insan var. Çünkü mesele ne yastığın yumuşaklığı ne de yatağın konforu… Mesele, kafanın ve vicdanının rahatlığı.

Geceleri uykusuz bırakan şey, kaygılar değil midir aslında? Yarın ne olacağına dair endişeler, geçmişte yapılan hataların izleri, başkalarına haksızlık etmiş olmanın vicdan yükü… İşte bu yüzden, başını en rahat yastığa koysan da eğer kafan karışıksa, eğer yüreğin huzursuzsa, o yastık taş kesilir. Çünkü huzur, dış koşullardan bağımsızdır; o, vicdanın derinliklerinde saklıdır.

Vicdanın Sessiz Çığlığı

Vicdan, insanın içindeki en sessiz ama en güçlü sesidir. Bazen bir fısıltı, bazen de yeri göğü inleten bir çığlık gibi yankılanır. O sesi bastırmak için insanlar lüks evler alır, pahalı eşyalarla çevresini donatır, her şeyin en iyisini tüketir. Ama vicdanın sesini susturamazlar. Çünkü vicdan, mal mülkle, parayla, şöhretle kandırılamaz. O sadece hakikatle huzur bulur.

Bugün toplum olarak en büyük eksikliğimiz vicdanlarımızı susturmak için kendimizi tüketmemizdir. Daha fazlasını kazanmak için daha çok çalışmak, daha çok sahip olmak için daha az paylaşmak… Ve günün sonunda, kazandıklarımızın içinde kaybolurken kaybettiklerimizin boşluğunda savrulmak… İşte o boşluk, vicdanın yitirilmişliğidir.

Huzurlu bir uyku, başını koyduğun yastığın yumuşaklığından değil, içini koyduğun hayatın doğruluğundan gelir. Eğer hakkı gözetmişsen, kimseye haksızlık etmemişsen, yalan söylememiş, kimsenin kalbini kırmamışsan, o zaman vicdanın rahat olur. Ve o vicdan, en yumuşak yastıktan daha rahat gelir insana.

Huzuru Aramak

İnsanlar huzuru dışarıda arıyor; tatillerde, pahalı alışverişlerde, gösterişli mekanlarda… Oysa huzur, dışarıda bulunacak bir şey değil, içeride inşa edilecek bir değer. Çünkü huzur, vicdanın rahatlığıyla gelir. Haksız kazançla beslenen bir hayat, altın döşeklerde bile uykusuz geceler geçirir.

Huzuru bulmak, önce kendinle yüzleşmeyi gerektirir. Yaptıklarınla, söylediklerinle, hatta düşündüklerinle hesaplaşmayı… Çünkü huzur, hakikatin kollarında uyur. Kendi hakikatini bulamayan, başkasının yalanlarında kaybolur.

Gerçek huzur, başını yastığa koyduğunda "Bugün kimseyi incitmedim, kimseye haksızlık yapmadım" diyebilmekte saklıdır. Ve bu his, dünyanın tüm lükslerinden daha değerlidir. Çünkü huzur, parayla satın alınamaz, gösterişle elde edilemez. Huzur, ancak vicdanın hafifliğiyle yaşanır.

Dürüst olmak, huzurun anahtarıdır. Yalanın ağırlığı, vicdanı ezer. Doğruluğun hafifliği ise insanı özgür kılar. Bugün, dürüst olmanın zayıflık, yalan söylemenin ise güç sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var: Yalanlar içinde kurulan bir hayat, temeli çürük bir bina gibidir; en küçük sarsıntıda yıkılır.

Oysa dürüstlük, insanın kendisine olan saygısını korur. Başkalarına karşı dürüst olmak, önce kendine karşı dürüst olmayı gerektirir. Ve bu dürüstlük, insanın vicdanını rahatlatır, yastığını yumuşatır, uykusunu huzura kavuşturur.

Huzur, doğrulukla dans ederken bulunur. Doğruluğu terk eden, huzuru da kaybeder. Çünkü vicdan, yalanı taşıyamayacak kadar hassastır. Doğruluğun hafifliğiyle uçabilecek kadar da özgürdür.

Hakikatin Peşinde

Hakikati aramak, huzuru aramaktır. Yalanların hüküm sürdüğü bir dünyada hakikatin peşine düşmek cesaret ister. Ama bu cesaret, insanı özgürleştirir. Çünkü hakikat, vicdanı özgür bırakır. Ve özgür vicdan, en rahat yastıktan daha huzurlu bir uyku getirir.

Hakikatin peşinden gitmek, sadece doğruyu söylemek değil, doğruyu yaşamak demektir. Doğruyu yaşamak ise başkalarını kandırmamak, kendini aldatmamaktır. Ve bu dürüstlük, insanı hafifletir. Çünkü yalanın yükü ağırdır. Doğruluğun ise kanatları vardır.

Huzura Giden Yol-Vicdan Eğitimi

Huzura giden yol, vicdan eğitiminden geçer. Vicdan, doğuştan gelir ama eğitimle şekillenir. Bugün, çocuklarımızı lüks içinde büyütmekle meşgulken, onlara vicdanlarını eğitmeyi unuttuk. Oysa gerçek zenginlik, vicdanın temizliğiyle ölçülür.

Vicdan eğitimi, başkasının hakkına saygı duymayı öğretir. Empati yapmayı, adil olmayı, haksızlığa karşı durmayı… Eğer bir çocuk, başkasının hakkını gözetmeyi öğrenirse, büyüdüğünde vicdanı rahat olur. Ve bu rahatlık, ona huzurlu uykular getirir.

Bugün toplum olarak kaybettiğimiz şey, vicdan eğitimidir. Oysa vicdan eğitimi, toplumun ahlaki temelini oluşturur. Vicdansızlık, toplumun çürümesine neden olur. Ve bu çürüme, en rahat yataklarda bile huzursuzluk getirir.

Huzura Sarılmak

Günün sonunda, herkes başını yastığa koyar. Ama herkes aynı rahatlıkta uyuyamaz. Çünkü uyku, sadece bedeni değil, ruhu da dinlendirmeyi gerektirir. Ve ruh, ancak vicdanın rahatlığıyla huzur bulur.

Huzura sarılıp uyumak, vicdanın yüklerinden kurtulmaktan geçer. Haksız kazançların, yalanların, kötülüklerin ağırlığını taşımayan vicdanlar, huzuru bulur. Çünkü huzur, adaletin ve doğruluğun kollarında dinlenir.

Yastık değil kafa rahat olacak, döşek değil vicdan rahat olacak ve insan yorgana değil huzura sarılıp uyuyacak… İşte bu, gerçek huzurun manifestosudur. Bu, hakikatin ve dürüstlüğün getirdiği özgürlüğün ifadesidir. Ve bu, dünyadaki hiçbir zenginlikle değiştirilemeyecek kadar değerlidir.

Erol Kekeç/07.02.2025/Sancaktepe/İST

13 Şubat 2025 Perşembe

Yetim Kalan Kitap

Kur’an-ı Kerim'in Furkan Suresi 30. ayetinde, Peygamberimiz şu ifadeleri dile getirecektir: “Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı bırakılmış bir şey yaptı.” Bu ayet, Kur’an’ın çoğu zaman nazil olduğu topluluklar tarafından ısrarla terk edilmesini ve onun emirlerinin uygulanmamasını eleştirir.

Bugün “Müslümanım” diyen toplumların hayatlarına baktığımızda, bu ayetin güncellenmiş bir gerçekliği ile yüz yüzeyiz. Din olarak kabul edilen birçok uygulamanın ve inanç sisteminin Kur’an’dan değil, Kur’an dışı kaynaklardan beslendiğini görüyoruz. Bu durum, Kur’an'ın “yetim” kalmasına sebep olmuş; diğer bir ifadeyle Kur’an’ın rehberlik iddiasının fiilen terk edilmesine yol açmıştır.

1. Kur’an Merkezli Yaşamdan Uzaklaşma Bugün çoğu toplumda dini pratikler, mezhepsel veya geleneksel öğelerin etkisi altında şekillenmiştir. Bunun sonucunda Kur’an’da bulunmayan çeşitli ritüeller, uygulamalar ve inanç sistemleri “din” adı altında hayata geçirilmektedir. Örneğin, bazı toplumlarda mevlit veya belirli kutsal günlerde yapılan uygulamalar, Kur’an’da olmayan bir ibadet şeklini temsil etmektedir. Bunun yanı sıra, ırkçılık anlayışının dâhil olduğu geleneksel inançlar, bireylerin tevhit anlayışını bozmakta ve ışığı Kur’an’dan uzaklaşan çözümler sunmaktadır.

2. Kur’an’ın Anlamının Değiştirilmesi ve İşlevsizleştirilmesi Kur’an ayetlerinin anlamları, zaman zaman çıkar güdülerek veya belli bir ideolojiye hizmet etmek için çarpıtılmış ve içeriklerinden uzaklaştırılmıştır. Bu durum, Kur’an’ı daha az anlaşılan ve dolayısıyla daha az rehberlik edebilen bir konuma indirgemiştir. Mesela, miras hukuku ile ilgili ayetler tarih boyunca farklı yorumlarla çarpıtılmış; bazı durumlarda kadının payı tamamen göz ardı edilmiş ya da geleneksel pratikler hukukun önüne geçmiştir.

3. Kur’an ve Güncel Hayat Kur’an’ın özellikle ahlaki ve sosyal ilkeleri, büyük ölçüde toplumların günlük hayatından koparılmış durumda. Örneğin, faizin yasaklanmasına dair çok net emirler olmasına rağmen, çoğu İslam toplumunda faizli sistemler ekonominin temeli haline gelmiştir. Aynı şekilde, şeffaflık ve adalet ilkelerine vurgu yapan Kur’an ayetleri, toplumsal yapılarda liyakat yerine kayırmacılığın ön planda olması nedeniyle arka planda bırakılmıştır.

4. Kur’an’ı Hayata Taşıma Zorunluluğu Kur’an’a yeniden dönülmesi, onun hayata dair ortaya koyduğu prensiplerin yeniden toplumsal hayatın merkezine alınmasını gerektirir. Bu, salt ibadet pratiği ile sınırlı olmayan, ahlaki değerlerin ve sosyal sorumlulukların öne çıkarıldığı bir yaşam tarzını gerektirir. Mesela, infak ve yardımlaşma emirleri yerine getirilerek toplumsal dayanışma yeniden inşa edilebilir; doğru şeffaf bir hukuk sistemiyle adalet ve huzur yeniden tesis edilebilir.

Özetle, Kur’an’ın hayattan uzaklaştırılması, sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal yozlaşma, dini yanılgılar ve manevi değerlerin zayıflaması gibi pek çok sonucu da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle, Kur’an’a yeniden dönülerek onun rehberlik fonksiyonunu hayata geçirmek önem arz etmektedir. Bu dönüş, Kur’an’ın anlam ve hedeflerini şaşırtan çarpıtmaları bir kenara bırakmayı ve sahih bir tevhid anlayışını benimsemeyi gerektirir. Çağın sorunlarına çözüm sunacak yegane rehber olan Kur’an’ın işlevselliği ancak bu yolla yeniden canlanabilir.

Erol Kekeç/28.01.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...