11 Şubat 2025 Salı

Hazin Bir Son Gerçek Bir Başlangıç

Dünya, bir imtihan yeridir. Ancak bu gerçeği unutanlar, burada sonsuz yaşayacaklarını sananlar, hesap gününü düşünmeden hareket edenler, zalimlikte yarışanlar, hak ile batılı birbirine karıştıranlar her geçen gün çoğalıyor. Güç ve makam hırsıyla gözleri kör olanlar, yetimin hakkını yiyenler, adaleti kendi çıkarlarına göre eğip bükenler, mazlumların çığlığını duymayanlar, kendilerini dokunulmaz zannedenler…

Ama her şeyin bir sonu var. Ve bu son, aslında gerçek bir başlangıç olacak. Çünkü bu dünya geçici, aldatıcı ve sınırlı bir sahneden ibaret. Burada her türlü yalan, hile ve zulümle kendine taht kuranlar, orada hiçbir bahaneye sığınamayacak. Çünkü Allah’ın adaleti şaşmaz. O, kullarına zerre kadar haksızlık etmez. Ama bu dünyada adaleti çiğneyenler, hesap gününün çetinliğini unutanlar, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar, büyük bir yanılgının içindeler.

Hesapsız Yaşayanların Hesap Günü

Bugün yeryüzüne bakın. Zengin, daha zengin olmak için fakirin sırtına basıyor. Güçlü, daha güçlü olmak için mazlumun kanını döküyor. Vicdanını satmış yöneticiler, halklarının emeğini çalıyor. Adaleti sağlamakla görevli olanlar, paraya ve makama boyun eğiyor. İnsanlık onuru ayaklar altında eziliyor. Haram, helal diye bir kaygı taşımadan yaşayanlar, dünyayı kendi tapulu malı sanıyor.

Ama bu düzen sonsuza kadar sürmeyecek. Çünkü bu dünyada yapılan hiçbir şey unutulmaz. Her söz, her adım, her niyet kaydedilir. "Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim zerre kadar şer işlerse onu görür." (Zilzal Suresi/ 7-8)

Bu ayeti düşünelim. Bir zerre kadar bile haksızlık yapılsa, hesabı sorulacak. Bir zerre kadar bile iyilik yapılsa, karşılığı verilecek. O gün geldiğinde kimse "Bilmiyordum", "Haberim yoktu", "Yanlış yaptım, affet" diyemeyecek. Çünkü herkes yaptıklarının farkında. Adalet, teraziyi tam tutacak.

Gücü elinde tutan zalimler, mahşer meydanında korkuyla bekleyecekler. Çünkü artık rüşvet yok, torpil yok, şatafatlı saraylar, lüks makam odaları yok. Haksızca zenginleşenlerin servetleri de yok, arkalarını dayadıkları kişiler de yok. Tek başlarına, yapayalnızlar. Yanlarında sadece işledikleri günahlar var.

Ve en büyük kaybı yaşayanlar, bu dünyada kendilerini güçlü sananlar olacak. Çünkü onlar, gücün gerçek sahibini unuttular. "Bugün mülk kimindir?" sorusu sorulacak ve cevap tek olacak: "Kahhar olan Allah’ındır."

Mazlumların Umudu ve Sabır Günü

Ama bu gün, sadece zalimler için korku günü olmayacak. Aynı zamanda mazlumlar için müjdeli bir gün olacak. Yıllarca ezilenler, hor görülenler, hakları gasp edilenler, zalimlerin gölgesinde yaşayanlar… İşte onlar, gerçek adaletin gerçekleşeceği günü sabırla bekleyenlerdir.

Kim bilir kaç gece gözyaşlarıyla dua ettiler? Kaç kere "Allah’ım! Beni görüyor musun? Adaletini ne zaman göstereceksin?" diye yakardılar? İşte o gün, beklenen cevabı alacaklar. Allah onların hakkını, hem dünyada hem de ahirette geri verecek.

Zalimler mahşer günü pişmanlıkla diz çökerken, mazlumlar başları dik, vicdanları rahat, içleri huzurlu olacaklar. Çünkü onlar sabrettiler, adalete inandılar ve Allah’tan ümitlerini hiç kesmediler.

Ey mazlumlar! Ümitsizliğe kapılmayın. Allah’ın tayin ettiği günler hızla geliyor. Zalimler, zulümlerinin ebedî olmadığını görecekler. Bu dünyada adalet gecikebilir ama asla kaybolmaz. O gün geldiğinde, en ufak bir adaletsizlik bile göz ardı edilmeyecek.

Hazırlıklı Olmak Zorundayız

Bu yazıyı okuyan herkes kendine sormalı: O gün geldiğinde ben neredeyim? Hangi taraftayım? Zulmü alkışlayanlardan mı, haksızlıklara sessiz kalanlardan mı, yoksa adaletin yanında duranlardan mı olacağım?

Her an son nefesimizi verebiliriz. Hiç kimse yarınını garanti edemez. O halde bu dünyanın fani hırslarına kapılmadan, hak ve adaletle yaşamak zorundayız.

Zulme ortak olmayın. Haramla beslenmeyin. Haksızlığa sessiz kalmayın. Kötülüğe karşı durun. Çünkü bu dünya bir imtihan yeridir. Ve bu imtihanın sonucu, mahşer meydanında ortaya çıkacaktır.

Gelin, hep birlikte vicdanlarımızı sorgulayalım. Hesap gününe hazırlanalım. Çünkü o gün geldiğinde, hiçbir yanlış hesap tutmayacak. Gerçek gün, adaletin tecelli ettiği gündür. O gün buluşmak dileğiyle…

Erol Kekeç/11.02.2025/Sancaktepe/İST


6 Şubat 2025 Perşembe

İkiyüzlülüğün Gölgesinde-Bir Hırka Bir Lokma


Toplumda sıkça duyduğumuz "Bir hırka bir lokma" sözü, kanaatkârlık ve dünya malına tamah etmemenin bir ifadesi olarak karşımıza çıkar. Ancak ne yazık ki, bu sözü dile getirenlerin çoğu, gerçekte lokmanın yağlısını, hırkanın en süslüsünü tercih etmektedir. Bu çelişki, modern toplumun dini anlayışındaki yozlaşmanın ve ahlaki çöküşün en büyük göstergelerinden biridir.

Birçok insan, dinin sade yaşamayı ve paylaşmayı öğütleyen ilkelerini yüksek sesle dile getirirken, kendileri lüks içinde yaşamayı tercih ederler. Örneğin, "dünya malı geçicidir" diyerek insanlara az ile yetinmeyi tavsiye eden birçok kişi, en pahalı arabalara biner, en lüks evlerde yaşar ve servet biriktirmekten asla geri durmaz. Bu durum, dini değerlerin gerçekten içselleştirilmediğini, aksine sadece bir araç olarak kullanıldığını gözler önüne serer.

Özellikle günümüzde dini liderler ve cemaat önderleri arasında sıkça rastlanan bu ikiyüzlülük, toplumda büyük bir güven kaybına yol açmaktadır. İnsanlara sabrı, kanaatkârlığı ve mütevazılığı öğütleyen pek çok kişi, kendisi için en iyi imkânları sağlamak adına hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır. Örneğin, lüks içinde yaşayan bir vaizin "az ile yetinmek" üzerine verdiği vaaz, inandırıcılığını yitirir. Bu tür örnekler, dinin özünden sapmasına ve insanların dini değerlere olan güveninin sarsılmasına neden olmaktadır.

Bir hırka bir lokma felsefesine gerçekten inanan ve bunu hayatına geçiren bireyler elbette vardır. Ancak toplumsal düzeyde bu anlayışın genellikle söylemde kaldığı ve pratiğe yansımadığı görülmektedir. Bugün birçok insan, zenginliğe ulaşmanın yollarını ararken aynı zamanda fakirliği yücelten söylemler kullanmaktadır. Bu tutarsızlık, toplumsal adaletsizlikleri ve ahlaki bozulmaları daha da derinleştirmektedir.

Bir başka örnek ise hayır işlerinde ve bağış kampanyalarında kendini gösterir. İnsanlar, yardım yaparken bunu gösterişli törenlerle ve reklamlarla duyurmayı tercih ederler. Oysa İslam dininde, yapılan iyiliğin gizli tutulması gerektiği sıkça vurgulanır. Ancak günümüz toplumunda hayır işlerinin bile bir prestij aracına dönüştüğünü görmekteyiz. Birçok kişi, yardım yaptığı insanların fotoğraflarını sosyal medyada paylaşarak kendi imajını güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu tür gösterişli yardımlar, samimiyetini kaybetmekte ve gerçek anlamda ihtiyaç sahiplerine ulaşmak yerine, yardım eden kişinin statüsünü yükseltmek için bir araç haline gelmektedir.

Özetle, "Bir hırka bir lokma" anlayışının, toplumda söylemde kaldığını ve çoğu insanın pratikte bunun tam tersini yaşadığını söylemek mümkündür. Dinî değerlerin içi boşaltılmış, ahlaki yozlaşma derinleşmiş ve toplumda güven krizi baş göstermiştir. Gerçek manada sade ve erdemli bir yaşam sürdürmek yerine, dini söylemler bir maske olarak kullanılmakta ve bireylerin kendi çıkarlarına hizmet eden bir araca dönüşmektedir. Toplum olarak bu ikiyüzlülüğü sorgulamalı ve gerçekten inanılan değerleri hayata geçirmeye çalışmalıyız.


Erol Kekeç/07.02.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...