Dünya, bir imtihan yeridir. Ancak bu gerçeği unutanlar, burada sonsuz yaşayacaklarını sananlar, hesap gününü düşünmeden hareket edenler, zalimlikte yarışanlar, hak ile batılı birbirine karıştıranlar her geçen gün çoğalıyor. Güç ve makam hırsıyla gözleri kör olanlar, yetimin hakkını yiyenler, adaleti kendi çıkarlarına göre eğip bükenler, mazlumların çığlığını duymayanlar, kendilerini dokunulmaz zannedenler…
Ama her şeyin bir sonu var. Ve bu son, aslında gerçek bir başlangıç olacak. Çünkü bu dünya geçici, aldatıcı ve sınırlı bir sahneden ibaret. Burada her türlü yalan, hile ve zulümle kendine taht kuranlar, orada hiçbir bahaneye sığınamayacak. Çünkü Allah’ın adaleti şaşmaz. O, kullarına zerre kadar haksızlık etmez. Ama bu dünyada adaleti çiğneyenler, hesap gününün çetinliğini unutanlar, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar, büyük bir yanılgının içindeler.
Hesapsız Yaşayanların Hesap Günü
Bugün yeryüzüne bakın. Zengin, daha zengin olmak için fakirin sırtına basıyor. Güçlü, daha güçlü olmak için mazlumun kanını döküyor. Vicdanını satmış yöneticiler, halklarının emeğini çalıyor. Adaleti sağlamakla görevli olanlar, paraya ve makama boyun eğiyor. İnsanlık onuru ayaklar altında eziliyor. Haram, helal diye bir kaygı taşımadan yaşayanlar, dünyayı kendi tapulu malı sanıyor.
Ama bu düzen sonsuza kadar sürmeyecek. Çünkü bu dünyada yapılan hiçbir şey unutulmaz. Her söz, her adım, her niyet kaydedilir. "Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim zerre kadar şer işlerse onu görür." (Zilzal Suresi/ 7-8)
Bu ayeti düşünelim. Bir zerre kadar bile haksızlık yapılsa, hesabı sorulacak. Bir zerre kadar bile iyilik yapılsa, karşılığı verilecek. O gün geldiğinde kimse "Bilmiyordum", "Haberim yoktu", "Yanlış yaptım, affet" diyemeyecek. Çünkü herkes yaptıklarının farkında. Adalet, teraziyi tam tutacak.
Gücü elinde tutan zalimler, mahşer meydanında korkuyla bekleyecekler. Çünkü artık rüşvet yok, torpil yok, şatafatlı saraylar, lüks makam odaları yok. Haksızca zenginleşenlerin servetleri de yok, arkalarını dayadıkları kişiler de yok. Tek başlarına, yapayalnızlar. Yanlarında sadece işledikleri günahlar var.
Ve en büyük kaybı yaşayanlar, bu dünyada kendilerini güçlü sananlar olacak. Çünkü onlar, gücün gerçek sahibini unuttular. "Bugün mülk kimindir?" sorusu sorulacak ve cevap tek olacak: "Kahhar olan Allah’ındır."
Mazlumların Umudu ve Sabır Günü
Ama bu gün, sadece zalimler için korku günü olmayacak. Aynı zamanda mazlumlar için müjdeli bir gün olacak. Yıllarca ezilenler, hor görülenler, hakları gasp edilenler, zalimlerin gölgesinde yaşayanlar… İşte onlar, gerçek adaletin gerçekleşeceği günü sabırla bekleyenlerdir.
Kim bilir kaç gece gözyaşlarıyla dua ettiler? Kaç kere "Allah’ım! Beni görüyor musun? Adaletini ne zaman göstereceksin?" diye yakardılar? İşte o gün, beklenen cevabı alacaklar. Allah onların hakkını, hem dünyada hem de ahirette geri verecek.
Zalimler mahşer günü pişmanlıkla diz çökerken, mazlumlar başları dik, vicdanları rahat, içleri huzurlu olacaklar. Çünkü onlar sabrettiler, adalete inandılar ve Allah’tan ümitlerini hiç kesmediler.
Ey mazlumlar! Ümitsizliğe kapılmayın. Allah’ın tayin ettiği günler hızla geliyor. Zalimler, zulümlerinin ebedî olmadığını görecekler. Bu dünyada adalet gecikebilir ama asla kaybolmaz. O gün geldiğinde, en ufak bir adaletsizlik bile göz ardı edilmeyecek.
Hazırlıklı Olmak Zorundayız
Bu yazıyı okuyan herkes kendine sormalı: O gün geldiğinde ben neredeyim? Hangi taraftayım? Zulmü alkışlayanlardan mı, haksızlıklara sessiz kalanlardan mı, yoksa adaletin yanında duranlardan mı olacağım?
Her an son nefesimizi verebiliriz. Hiç kimse yarınını garanti edemez. O halde bu dünyanın fani hırslarına kapılmadan, hak ve adaletle yaşamak zorundayız.
Zulme ortak olmayın. Haramla beslenmeyin. Haksızlığa sessiz kalmayın. Kötülüğe karşı durun. Çünkü bu dünya bir imtihan yeridir. Ve bu imtihanın sonucu, mahşer meydanında ortaya çıkacaktır.
Gelin, hep birlikte vicdanlarımızı sorgulayalım. Hesap gününe hazırlanalım. Çünkü o gün geldiğinde, hiçbir yanlış hesap tutmayacak. Gerçek gün, adaletin tecelli ettiği gündür. O gün buluşmak dileğiyle…
Erol Kekeç/11.02.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder