22 Ocak 2025 Çarşamba

Vasiyet-Dosdoğru Yaşamanın Ardından

Bismillahirrahmanirrahim,

Sevgili çocuklarım, kardeşlerim, yakınlarım, köyümüzün, şehrimizin, bölgemizin ve ülkemizin insanları... Ve tüm insanlık. Bugün size kalbimden kopan en derin duygularımla son sözlerimi bırakıyorum. Bu bir veda değil; daha çok, yüreğinizin en gizli köşelerinde yankılanacak bir niyetin, bir hayalin, bir yaşam ülküsünün nişanesi.

Ben bu dünyadan, elime bir asa alıp çocukluk yıllarımdan itibaren dosdoğru bir yolun arayışıyla geçtim. Hayatım boyunca, omzuma yüklenmiş yükler ne kadar ağır olursa olsun, tek bir an bile doğruluğuma, sadakatime, adalete olan inancıma halel getirmedim. Rabbimin takdir ettiği ömür, beni bugün kendi katına davet ederken, arkamda büyük bir miras bırakmanın sorumluluğunu hissediyorum. Bu miras şunlardan ibarettir:

Dosdoğru Yol-Asayı Elden Bırakmayın

Benim sevgili evlatlarım ve kardeşlerim; şu hayatta hangi yöne yürümüş olursak olalım, omuzlarımızda insanlık adına büyük bir yük taşıdığımızı unutmayın. Bugün, size bu yükü ve o doğru yolun rehberini teslim ediyorum. Benim taşıdığım asa artık sizin ellerinizdedir; sizler bu asayı daima sıkı tutun ve ömrünüzü adaletle, özgürlükle ve hakkaniyetle süsleyerek tamamlayın.

Toplumsal Yaşamın Omurgası-Adalet, Şefkat ve Hakkaniyet

Hayat, zaman zaman sert fırtınalarla bizi sınayabilir. Bazı insanlar, kendi çıkarlarını toplumun mutluluğundan üstün görmeye cüret edebilir. Böyle durumlarla karşılaştığınızda, onlara düşmanlık değil; sevgiyle yaklaşıp insanın gerçek mutluluğa, başkalarını mutlu etmekle ulaşabileceğini sabırla anlatın. Sizler, yaşama adaletin ve özgürlüğün omurgasını inşa eden bireyler olun. Her zaman şefkat ve anlayışla hareket ederek, nefretin zehrini sevginin merhemiyle iyileştirin ve barışı temellendiren sağlam köprüler kurun.

Bu yol, dikenlerle dolu olabilir. Ancak bilin ki, şiir gibi bir hayat, her şeye rağmen adım adım inşa edilir. Sizler, bu dikenlerin arasından gül bahçelerine ulaşan insanlar olun. Her sözü, her hareketi, insanlığın ortak yararı için biçimlendirin. İyilik, büyük bir meşaledir; siz bu meşaleyi taşıyın.

Hakka Tabiiyet ve Rabbe Yürüyüş

Bu dünyadaki yolculuğum bana öğretti ki, hayat yalnızca Hakk’ın izinden giderek gerçek bir anlam kazanır. Büyük atam İbrahim’in o sarsılmaz kararlılığıyla söylediği gibi; "Ben sizleri ve taptıklarınızı reddediyorum. Yalnızca Rabbime yürüyorum…" Ben de aynı inanç ve kararlılıkla aranızdan ayrılıyorum. Ancak biliyorum ki bu ruh, sizlerin sarsılmaz azminizle ve Rabbin rızasını arama çabanızla yaşayacak; gelecek nesiller için rehber bir ışık olarak yanmaya devam edecektir.

Rabbe yönelmek, sade, tertemiz ve samimi bir hayat sürmekle mümkündür. Hayatınızda gereksiz fazlalıkları ayıklayın ve nefsinizin körelten zincirlerinden özgürleşin. Sevgiyi, fedakârlığı ve alçakgönüllülüğü hayatınızın dokusuna işleyin. Çünkü ancak böyle bir doku, Rabbin yolunda güçlü ve sağlam bir halata dönüşebilir.

Geleceğe Bıraktığım Tohumlar

Sevgili ailem ve insanlarım, sizlere öyle bir dünya bırakıyorum ki, bu dünya sevgiyle filizlenip huzura kavuşabilir ya da nefrete yenik düşüp karanlığa gömülebilir. Benim tek gayem; sevgi, adalet ve şefkat tohumlarını bu dünyanın bereketli toprağına ekmek oldu. Sizler de bu toprakları gözetip kollayın; ahlakı, yaşamınızın merkezine koyun. Döşediğimiz bu doğru yolda, dosdoğruluğun kılıcıyla adaletsizlikle mücadele edin ve her daim hak için dimdik ayakta durun.

Birlikte yaşamanın erdemlerini unutmayın. Gökyüzü tek bir bulutla mavileşmez; birbirinden farklı insanlar, o büyük tabloyu tamamlayan renklerdir. Bu renkleri uyumla bir arada tutan siz olun.

Selam Olsun...

Bu satırları yazarken, hüzün ve umut iç içe geçmiş durumda. Geleceği inşa etme konusunda içinizdeki şevki ve gücü görüyorum; bu, bana sonsuz bir huzur veriyor. Rabbime doğru yürürken, geride doğruluğun ve adaletin ışığını taşıyacak bir aile bırakıyor olmak beni teselli ediyor. Bu bir vedadan çok, size duyduğum güvenin ifadesi.

Rabbim sizi korusun ve dosdoğru bir yolda, insani değerlerin üzerinde bir hayatla bereketlendirsin. Her sözcük, bir dua gibi yankılansın içinizde.

Selam olsun hakkı arayanlara, doğruluğun peşinden gidenlere... Bu mesajı, doğruluğuyla dünya ışığı olan bir kardeşiniz olarak size sunuyorum.

Bahadır Hataylı/21.01.2025/Namazgah/İST

Sessizlikte Yankı Bulan Hikaye

 

Sonra dedim ki, "İnsanlara ne anlatırsan anlat ama kendini anlatma. Bilirim, anlamazlar..."

Bu sözü ilk kez, çocukluk yıllarımda bir sonbahar akşamı, babamın dalgın bakışlarla pencereden dışarıya baktığı bir anda duydum. O zamanlar, bu sözün derinliğini kavrayacak yaşta değildim. Ama yıllar geçtikçe, hayatın karmakarışık labirentlerinde kayboldukça, bu sözün gerçek anlamı yavaş yavaş çözülmeye başladı.

Hayatımın en çetrefilli döneminde, bu söz çok daha derin bir anlam kazandı. O dönemde, hayallerimle gerçekler arasında sıkışıp kalmıştım. Kendimi anlatmaya çalıştığım her insanda, bir duvara çarpmış gibi hissediyordum. Kimse tam anlamıyla anlamıyor, ya da anlamaya çalışmıyordu. İçimde biriktirdiğim düşünceler, kelimelere dökülmeye çalıştığında ya anlamını yitiriyor, ya da alaycı bir tebessümle karşılanıyordu.

O zamanlar, bir ressamdım. Fırçamla hayatın renklerini yakalamaya çalışıyor, her tuvalde içimde kopan fırtınaları resmetmeye gayret ediyordum. Ancak, tablolarımı kimse anlamıyordu. Gören herkes, "Bu neyin resmi?" diye soruyordu. Oysa benim için her renk, her dokunuş, her detay bir duyguyu, bir anıyı temsil ediyordu. Mücadele ettim, kendimi anlatabilmek için çabaladım. Ancak sonunda anladım ki, kimse benim hikayemi dinlemek için vakit ayırmıyor. Herkes, kendisinin anlatılmasını bekliyordu.

Bir gün, bir sergiye davet edildim. Sergi, şehrin en prestijli galerilerinden birinde düzenleniyordu. Tablolarım, galerinin beyaz duvarlarına asıldı. Misafirler gelip tablolarıma baktılar, kısa yorumlar yaptılar. Ancak kimse, gerçekte ne anlatmaya çalıştığımı sormadı. Bir kadın, tablolarımdan birinin karşısına geçip alaycı bir şekilde, "Bu, bir şeyi unuttuğunuzu gösteriyor olmalı," dedi. Oysa o tablo, kaybettiğim bir sevdiğimin yasını tutuyordu.

İşte o anda, babamın sözü yankılandı zihnimde: "İnsanlara ne anlatırsan anlat ama kendini anlatma. Bilirim, anlamazlar..."

O gün sergiden ayrılırken, tabloyu orada bırakmaya karar verdim. Çünkü o an anlamıştım ki, kendimi anlatmaya çalışmak yerine, kendi hikayemi yaşamam gerekiyordu. Anlatılmayan hikayeler bile, yaşanmış oldukları için değerlidir.

Zaman geçtikçe, şehrin kenar mahallesinde küçük bir atölye kurdum. Orada, sadece kendi için resim yapmaya başladım. Artık kimsenin onayına, kimsenin anlayışına ihtiyacım yoktu. Resimlerim benim öykülerimdi; anlatmak istediğim şeyler de buydu. Anlamayanlar için, o tablolar sadece renkten ibaret olabilirdi. Ama benim için, her biri yaşanmış ve hissedilmiş bir öyküydü.

Bir akşam, eski bir arkadaşım çıka geldi. Atölyenin ortasında duran, yarım kalmış bir tabloya gözünü dikti. "Bu tablo, neyi anlatıyor?" diye sordu. Derin bir nefes aldım ve ona baktım. "Kendimi," dedim kısaca. Arkadaşım, biraz düşünüp başını salladı. Ardından, "İlk kez bir tablonu anladım," dedi. Oysa ben ona hiçbir şey anlatmamıştım. O, anlamış gibi yapmıştı ya da belki gerçekten anladığına inanmak istemişti.

Yıllar sonra, o tablo bir sanat galerisinde sergilendi ve büyük ilgi gördü. Ancak o tabloda ne anlatıldığını, kimseye açıklamadım. Çünkü artık biliyordum: Kendini anlatmaya çalışmak boş bir çabaydı. İnsanlar, sadece anlamak istediklerini anlıyordu. Ve bazen, hikayenizin sessiz kalması, onun güzelliğini korumanın en iyi yoluydu.

Bir gün, hayatın bana başka bir sürprizi oldu. Sergilerden uzak, dingin bir yaşam sürerken, genç bir sanat öğrencisi atölyemi ziyaret etti. "Hocam," dedi çekinerek, "ben sizin tablolarınızı anlayabileceğimi düşünüyorum. Çünkü onların sessizliği bana kendi hikayemi anlatıyor." Gözlerinde samimi bir ışıltı vardı. İlk kez biri, tablolarımın sessiz diline kulak veriyordu.

Ona, hiçbir açıklama yapmadan bir tabloyu işaret ettim ve sessizce izledim. Gözleri dolmuştu. "Bu, benim içimdeki kayıp," dedi kısık bir sesle. İşte o an, babamın sözünün başka bir anlamını keşfettim: Sessizlik bazen en güçlü hikaye anlatıcısıdır.

O genç öğrenciyle konuşmamız, bana yeni bir pencere açtı. Anladım ki, hikayemiz başkalarının hikayelerinde yankı bulduğunda, gerçekten anlam kazanıyor. Ve bazen, bu yankıyı yaratmanın yolu, sadece sessizce dinlemek ve paylaşmaktan geçiyor.

O günden sonra, tablolarımı sadece kendim için değil, insanlara kendilerini bulacakları bir ayna sunmak için de yapmaya başladım. Babamın sözü hâlâ kulağımda yankılanıyordu: "İnsanlara ne anlatırsan anlat ama kendini anlatma." Ancak artık bu söz, benim için bir sınır değil, bir rehber olmuştu.

Çünkü biliyorum, insanlar kendi hikayelerini bulmak istiyor. Ve belki de, bu hikayeye ilham olarak, anlatılabilecek en güzel hikaye.

Bahadır Hataylı/23.01.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...