30 Aralık 2024 Pazartesi

Ölümsüz İzler ve Gidenin Mektubu

 


Sevgili dostlar,

İşte bu satırları size bir zamanlar yaşayan biri olarak yazıyorum, fakat artık dünyanın o yorucu koşuşturmasından uzak, farklı bir alemdeyim. Bu mektubu size bazı şeyleri paylaşmak, belki de sizi hayata dair farklı bir şekilde düşünmeye davet etmek için yazıyorum.

Yaşamınızda sizi mutlu eden, üzen, kaygılandıran ve heyecanlandıran o kadar çok şey var ki… Ama şu an bulunduğum yerden baktığımda, bunların birçoğunun aslında ne kadar geçici ve anlamsız olduğunu fark ediyorum. Para, görkemli evler, makamlar… Tüm bunlar burada hiçbir şey ifade etmiyor. Ama ne gariptir ki, bir zamanlar bunlar için yaşardım. İnsanın özünü kaybetmesi için ne kadar da cazip bir düzen kurmuşuz dünyada.

Burada öğrendiğim ilk şey, aslında hayatınızın gerçekten ne ile dolu olduğunun önemli olduğudur. Mal ve mülk sizi buraya kadar takip etmiyor. Ama sevgi, şefkat, adalet ve iyilik… İşte bunların izi her yerde. Hayatınızda bıraktığınız en küçük bir iyilik, burada devasa bir anlam taşıyor. Gördüm ki, bir insana uzattığınız el, bir mazluma söylediğiniz teselli sözü, bir çocuğun gözlerine bakıp ona gülümsemeniz… Bütün bunlar, bir zamanlar önemsemediğim ama aslında sonsuz bir değer taşıyan şeylerdi.

Dünyadan ayrıldıktan sonra geriye kalan tek şey, hatıralarınız. Siz fark etmeseniz bile insanların kalbinde bıraktığınız iz, aslında sizi ölümden sonra da yaşatmaya devam eder. Ama bu iz nasıl bir iz olacak? Bir sıcaklık mı? Yoksa bir soğukluk mu? İşte bu sorunun cevabı tamamen sizin elinizde.

Burada her şey çok farklı. Zaman, dünyadaki gibi akmıyor. Hızla geçen o dakikalar, burada sakin bir nehri andırıyor. Ve o sakinlik, insana kendini düşünmesi için bol bol zaman veriyor. Hayatta neyi başarıp başarmadığınızı, neyi yanlış yaptığınızı ve neleri doğru yaptığınızı tartmak için sonsuz bir zamanınız var gibi hissediyorsunuz.

Ama bırakın burada ne olduğunu; önemli olan, orada, dünyadayken ne yaptığınızdır. Çünkü buraya geldiğinizde artık yeni bir şey yapamazsınız. Ancak eski hatalarınızı düşünür, doğrularınızla teselli bulursunuz. Bu nedenle, oradayken hayata doğru bir anlam katmaya çalışın. Birilerine umut olun, birilerinin dertlerine derman olun. Çünkü burada bu eylemler, sizin en büyük hazineniz olacak.

Bir de şunu söylemeden edemeyeceğim: Dünyada çok şey için kavga ediyor, tartışıyor ve birbirimize zarar veriyoruz. Ama burada bunların hiçbir anlamı yok. Din, dil, renk, ırk… Tüm bunlar, dünyanın kaotik yapısında insanları ayırmak için kullanılıyor. Oysa burada, bu ayrımın ne kadar anlamsız olduğunu çok daha net görebiliyorsunuz. Hepimiz aslında aynı yolculuktan geçiyoruz. Ve bu yolculuğun sonunda herkes aynı şeyle yüzleşiyor: Kendisiyle.

Bu nedenle, dostlarım, birbirinize zarar vermeyi, birbirinizi kırmayı bir kenara bırakın. Sevgiyle ve şefkatle yaşamaya bakın. Çünkü gerçek anlamda sizi kurtaracak olan, sadece ve sadece sevgidir. Buradan bakıldığında görülen en önemli şey, ışıkla dolu bir kalbin gücü.

Unutmayın, dünya bir oyun sahnesi gibi. Orada rollerimizi oynuyoruz. Ama sahne kapanıp perde indiğinde, sadece oynadığımız rolün ardında bıraktığı iz kalıyor. İşte bu izi doğru bir şekilde bırakmak sizin elinizde.

Size bu mektubu sevgi ve şefkatle yazıyorum. Dünya hayatınızda her anınızın farkında olun. Hata yapmaktan korkmayın, çünkü hatalar, insanı daha da olgunlaştıran en değerli öğretmenlerdir. Ama asıl önemli olan, yaptığınız hatalardan ders alıp kendinizi geliştirmektir. Hayatı, bir yarış gibi görmek yerine, bir öğrenme ve sevgi yolculuğu olarak algılayın. Çünkü buradan bakınca, kazandığınız zaferler ya da elde ettiğiniz başarılar değil, nasıl bir insan olduğunuz her şeyi belirliyor. Belki de en çok özlenen şey, insanların yüzündeki içten bir gülümseme ve yürekten gelen bir tebessümdür. Dünyada bu kadar karmaşanın içinde, böyle basit bir şeyin ne kadar değerli olduğunu fark edemiyoruz. Ama işte, o gülümsemeler bir iz bırakıyor. İnsanların kalbine dokunan en güzel armağan, yürekten bir iyilik.

Buradayken fark ettiğim bir diğer şey ise, zamanı ne kadar hoyratça harcadığımız. Halbuki dünya hayatı, kum saatinden akan incecik taneler gibi. Her biri değerlidir. Geleceği düşünerek geçmişte takılı kalmaktansa, bugünü yaşayın. Çünkü sadece o an sizin gerçek sahip olduğunuzdur.

Sevgili dostlarım, kendinize her gün şu soruyu sorun: Bugün birine nasıl bir iyilik yapabilirim? Bugün bir insanı nasıl daha mutlu edebilirim? İşte bu küçük sorular, sizi gerçek mutluluğa ulaştırabilir. Çünkü buradan bakıldığında, mutluluğun sizin dışınızdaki insanlara ne kadar sevgi verdiğinizle doğru orantılı olduğunu görebiliyorsunuz.

Son olarak, hiçbir şeyin kalıcı olmadığını ve en güçlü insanın bile bir gün bu yolculuğa çıkacağını unutmayın. Bu yüzden egonuzdan sıyrılın, sade bir yaşam sürmeye çalışın ve kalbinizin sesini dinleyin. Dünyaya barış ve sevgi getirmek, sizin ellerinizde.

Size bu mektubu yazarken, içim sevgi ve huzurla doluyor. Sizi buradan, bu başka boyuttan sevgiyle kucaklıyorum. Her birinizi ışığınızla parlayan birer yıldız olarak görüyorum. Lütfen dünyanızı güzelleştirin, çünkü her bir iyilik, sonsuz bir yankı bırakır.

Sevgiyle,
Bir zamanlar yaşayan, şimdi hüzünlü diyardan yazan dostunuz.

Erol Kekeç/17.12.2024/Sancaktepe/ST

Meleklerin Gölgesinde Bir Hayat

 

Hiç düşündünüz mü? Ölüm dediğimiz o bilinmez an, gerçekte neleri saklar? İnsan, kaybedeceği şeylerin farkına varır mı o uçurumun kıyısında? Çehov'un anlatısında meleklerle olan karşılaşması, bu düşünceleri derinleştiren bir çağrı. Hayatın, ölümün ve öte dünyanın sınırlarında gezinmek... İşte tam da burada başlıyor bizim hikâyemiz.

“İki dakika önce öldüm.” Bu sözler, derin bir yankı bırakarak odaya yayıldı. Sessiz ve soğuk bir mekânda, bir grup melek ve kim olduklarını bilmediği varlıkların ortasında buldu kendini. Kolları yanlarına sarkmış, ruhunun ağırlığını hissediyordu. Henüz yaşamdan ayrıldığını kavrayamamıştı. Düşünceleri çalkantılıydı; her şey yarım kalmıştı.

Kalbinde bir kıvılcım belirdi. Karısı… Gözlerinin önüne geldi genç eşinin tebessümü. Oğlunu düşündü; henüz doğmamış, varlığını bile bir avuç kişiye duyurmuş olan oğlunu. Hayatları, bir perdenin ardında kalmış gibiydi. Meleklere döndü, gözleri dolu bir sesle:

“Beni geri gönderin. Karım yalnız, oğlum ışığı görmedi daha. Onların yanında olmalıyım.”

Melekler arasında bir mırıltı yayıldı. Sessizlik devasa bir kayalık gibi üzerlerine çöktü. Bir melek, yüzünde merhametle dolu bir gülümsemeyle ona doğru ilerledi. Ellerinde bir nesne taşıyordu; modern dünyanın insanlarına tanıdık gelen bir televizyon ekranını andıran bir şeydi bu. Ancak onun dokusu, rüyaların gerçekliği gibiydi; keskin, ama bir o kadar belirsiz.

“Bu ekran aracılığıyla dünyayı izleyebilirsin,” dedi melek. “Buradaki dakikalar, orada günlere eşit. Bu zamansal farkı göz önünde bulundurarak izle.”

Ekran açıldı ve anında karısının görüntüsü belirdi. Hızla değişen sahneler, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden akıyordu. Karısı, karnında oğluyla ayakta duruyordu. Gözlerinde hüzünle karışık bir dayanıklılık okunuyordu. Günler geçtikçe oğulları doğdu; bir avuç bir şey olan bebek, hızla büyüyordu. İlk adımları, ilk sözleri... Oğlan okula başlamıştı bile.

Fakat bir şey dikkatini çekti. Bu hızlı değişimlerin içinde, sahnenin arka planında siyah bir gölge belirginleşmişti. İlk başta bu gölgeyi önemsemedi, bir yanılgı ya da rastlantı olduğunu düşündü. Ancak zaman ilerledikçe fark etti ki gölge her zaman aynı yerde duruyordu.

Gölge soluk bir varlıktı. Değişimlerle kıpırdamıyordu, varlığı değişmiyordu. Her şey akıp giderken, o sabit duruyordu. Bu merakı daha fazla dayanılmaz hale geldi. Meleklerden birine seslendi:

“Lütfen, o gölgeyi bana daha yakın göster. Ne olduğunu öğrenmek istiyorum.”

Melek, tereddütsüz dileğini yerine getirdi. Gölgenin görüntüsünü yaklaştırdı. Daha yakından bakınca, kalbinde yankılanan bir acıyla fark etti ki bu gölge annesinden başkası değildi. Yaşlı ve hüzünlü görünüyordu, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Anne figürü, oğlu için orada sessizce dua eder gibiydi. Onca yıl boyunca her değişimi izlemiş ve olduğu yerden hiç ayrılmamıştı.

“Anne... Beni duyuyor musun?” diye sordu, ama cevap alamadı.

Görüntüler yeniden akmaya başladı. Hayat, ölümle bölünmüş o çizgiyi hiçe sayarak ilerliyordu. Oğlu bir delikanlı olmuştu; ilk aşklara kapılmış, sonra kendi hayatını kurmuştu. Her dönüm noktasında annesi, onun için sebat etmişti. Onunla konuşmasa bile varlığı oradaydı.

“Gölge dediğimiz şey aslında sevgidir,” dedi melek, sessizliğini bozarak. “Ayrı kalanlar bile kalplerindeki bağı korur. Gölgenin sabitliği, sevginin değişmeyen doğasını gösterir. Ölüm, bağları çözemez.”

O an, zihninde bir aydınlanma oldu. Annesinin, eşinin, oğlunun sevgisi; bu duygu o kadar derindi ki sınır tanımıyordu. Hayat akışında görünmeyen ellerle birbirlerine tutunuyorlardı. Dünya döndükçe bağlar yerini koruyor, gölgeler büyümeye devam ediyordu.

Kendi oturduğu yerden izlediği sahne, ona hayatın gerçek anlamını öğretmişti. Geçici olan her şeyin arkasında, kalıcı bir ışık bulunuyordu. İlişkiler, fedakârlıklar ve aşk... İnsan varoluşunun en değerli unsurları. Zaman her ne kadar silip süpürür gibi görünse de bu bağlar, başka bir boyutta yankılanıyordu.

Ve gölgesine, yani annesine son bir bakış attı. Artık onu anlayabiliyordu; sessizce akan gözyaşlarının aslında özlem değil, mutluluk olduğunu. Sevdiği herkes güvendeydi. Tüm eksikliklere rağmen, insan olmanın özü o dayanışma ve sevgi idi. Belki bedenler kaybolur, ama gölgeler hep kalır.

Erol Kekeç/21.12.2024/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...