Kur’ân, sadece bir kutsal kitap değil; hayatın özüne dair mutlak hakikatin beyanıdır. O’nun indirilişi, mutlak güç sahibi ve hükümran olan Allah katındandır. Her bir ayeti, bir çağrıdır. İnsana, eşyaya, zamana ve mekâna anlamını kazandıran bu kelam; göklere ve yere bakmayı, nefse dönmeyi, düşünmeyi, ibret almayı, inkârın karanlığından hakikatin aydınlığına yönelmeyi emreder. Çünkü insan, çoğu zaman nankörlükle kararmış gözlerini ancak hakikatin tokat gibi çarpan beyanıyla açabilir.
Gökler ve yer hakikatin aynası
“Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için nice deliller vardır.” (Câsiye/ 3)
Gökleri gözlemleyen bir mümin, orada başıboşluğun değil, kusursuz bir düzenin varlığını görür. Yıldızlar, gezegenler, galaksiler… Her biri bir hikmeti fısıldar insana. Yerin bağrından çıkan tohum, rızkın sembolüdür. Bahar geldiğinde yeniden dirilen doğa, ölümden sonra dirilişin habercisidir. Allah’ın varlığına ve birliğine, göklerle yer şahitlik eder. Bu, kör gözlere değil, imanla bakan kalplere görünür.
Kendini tanımayan Rabbini nasıl Tanıyacak?
“Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın yaydığı canlılarda da kesin olarak inanan bir toplum için nice deliller vardır.” (Câsiye/4)
İnsan, kendi yaratılışına bakmaz mı? Bir damla sudan yaratıldığını unutur mu? Beyninin, kalbinin, hücrelerinin muazzam işleyişi… Hepsi bir sırdır. Hiçbir bilim, bu sırların tamamını çözemez. Çünkü yaratıcı kudretin eseri olan varlık, ancak o kudrete teslim olan kalplerce anlaşılabilir. Aynı şekilde, karınca ordularından okyanus balıklarına, uçan kuşlardan toprak altındaki solucanlara kadar her canlı, ilahi bir düzenin parçasıdır.
“Geceyle gündüzün ardı ardına gelişinde, gökten rızık indirilip yeryüzünün ölümünden sonra diriltilmesinde, rüzgârların evirilip çevrilmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.” (Câsiye/5)
Gecenin karanlığı, bir örtü; gündüzün aydınlığı bir uyanıştır. Her sabah yeni bir sayfa açılır insana. Yağmur, sadece damla değildir; toprağın dirilişi, insanın rızkı, hayatın canlanışıdır. Rüzgâr, sadece esinti değildir; ilahi kudretin dolaştırdığı rahmettir. Tüm bu döngüler, gözüyle değil, kalbiyle bakanlar içindir. Zira bu ayetler, aklını kullanan toplumlara hitap eder.
“İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?” (Câsiye/ 6)
Sözlerin en gerçeği bu kitaptadır. İnsan nice filozof dinler, nice teorilere sarılır, nice kitaplar okur. Fakat tüm sözlerin üstünde bir kelam vardır: Allah’ın kelamı. O hakikati söyler, çünkü sahibidir. Allah’ın ayetlerinden sonra hâlâ başka bir söze, başka bir yöne kulak verenler; hem dünyada hem ahirette kaybederler.
“Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz.” (Câsiye/ 34)
İnsan, hayatın telaşında ahireti unutur. Öyle bir unutur ki, namazını geciktirir, harama yönelir, adaleti terk eder, vicdanını susturur. Ne için? Üç günlük dünya için. Fakat o unuttuğu gün gelir çatar. Ve Allah ona şöyle seslenir: “Sen bugün için hazırlanmadın, şimdi biz de seni unuttuk.” O gün ne dost fayda eder, ne mal, ne şöhret, ne de hatırlı tanıdıklar…
Ağır hesabın sebebi alay ve aldanış
“Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” (Câsiye/35)
Nice insan vardır ki, Kur'an'ın ayetlerini küçümser, onları bir hikaye gibi görür. Allah’a inandığını söyler ama hayatını dünya için yaşar. Zamanını dizilere, mal toplamaya, alkış toplamaya harcar. Ahiret için yaşadığını iddia eder ama davranışları dünya merkezlidir. İşte bu çelişki, insanın helakine sebep olur. Ayetlerle alay eden, aslında kendi kurtuluşunu reddeder.
Geri dönüş yok, reddedilen Tevbe
“Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.” (Câsiye/35)
O gün pişmanlık fayda etmez. “Ya Rabbi! Beni geri gönder, salih ameller işleyeyim” diyecekler. Ama geri dönüş yoktur. Çünkü zaman, sadece dünyada vardır. Ahiret, ebedi yurdun ya azabı ya da selam yurdu olan karşılığıdır. Bugün yapılan, yarın karşına çıkacak. Her göz bakacak, her dil konuşacak, her kalp çarpacak.
Hamd,Gücün ve Hikmetin Sahibine
“Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Câsiye/36-37)
İşte bu ayet, insanın baş eğmesi gereken yegâne hakikattir. Hamd, yalnızca Allah’a mahsustur. Ne yöneticilere, ne sistemlere, ne paraya, ne ideolojilere… Yalnız O’na. Çünkü O, bütün varlıkların Rabbi’dir. O’nun hükmü geçer. O, hikmet sahibidir. Şu anda anlayamadığımız nice olayın ardında O’nun sonsuz bilgeliği vardır.
Bu yazı bir yol levhası gibi okunmalı
Ey insan! Bu satırlar, sana verilmiş bir uyarıdır. Kalbine saplanacak bir ok gibi değil; eline tutuşturulmuş bir fener gibi oku. Gökleri, yeri, kendini, geçmişi ve yarını düşün. Senden öncekilerin helak edilişini, pişman olanların ahını, imana sarılanların huzurunu göz önüne getir. Kur’an’ın çağrısı, bir şiir değil, bir manifesto, bir kurtuluş çağrısıdır.
Unutma, yarın gelecek. Ama sen bugünü nasıl yaşarsan, o yarın sana öyle dönecek. O gün unutulmak istemiyorsan, bugünü unutma. Ayetleri dikkate al. Çünkü bu ayetlerin dışında hiçbir söz seni kurtaramaz.
Ve son söz: Hamd, yalnızca Allah’a mahsustur. Güç O’nundur. Hüküm O’nundur. Yol da, hesap da, ödül de, ceza da O’ndandır. Ona yönelen kurtulur; yüz çeviren helak olur.
Erol Kekeç/13.03.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder