Çıkar Peşinde Koşanların Dünyasında Dosdoğru Kalmak
Bir hakikati anlatmak kolaydır.
Dil döner, kelimeler akar, ses titreşir...
Ama karşındaki gönüller mühürlüyse, gözler körleşmişse, kulaklar yalnızca kendi çıkarlarının şarkısını duymak istiyorsa;
en berrak sözler bile çamurun içinde kaybolur gider.
Bu çağ, çıkarı ibadet aşkıyla kutsayanların çağında açıyor gözlerini.
Böylesi insanlar için doğruluk, sadece çıkarlarının karşılandığı sürece bir anlam taşır.
Onlar için hakikat, ancak kendi doyumlarına hizmet ediyorsa muteberdir.
Ve ne acıdır ki; bu kirli düzen içinde yüreklerinde iman taşıyanlar,
hakikati iliklerine kadar hissedenler,
gerçekten "doğru" kalmak isteyenler,
en çok onlar yorulur, onlar incinir, onlar hırpalanır.
Menfaatin Ölçü Olduğu Dünyalar
Onlar, kavuştukları noktadan asla geriye düşmek istemezler.
Çünkü o nokta,
dünyalık hırslarının, nefsani arzularının, kibir ve tamahlarının en üst basamağıdır.
O noktaya ulaşmak için;
iftira atarlar,
kara çalarlar,
yalanı süsler,
doğruyu çarpıtırlar.
Ve bunu öyle bir aşkla yaparlar ki;
gözlerinde bir ibadet edenin titizliği,
sözlerinde bir münacaat edenin içtenliği vardır.
Fakat bu aşk,
hakikate değil,
menfaatlerine yöneliktir.
İşte bu yüzden onlara hakikati anlatamazsınız.
Çünkü hakikati arama arzuları yoktur.
Kalpleri, gerçek arayışının nurundan yoksun kalmıştır.
Vicdanları, çıkarlarının ayakları altında ezilmiş, sesi kısılmıştır.
Hakikatle Çarpışan Akıllar
Bir hakikat sözcüsü onların arasına girdiğinde,
o ses birdenbire bir tehdit halini alır.
Doğrunun sözleri, onların çıkar dünyalarını titreten bir zelzeledir.
Korkarlar...
Ve korktukları şey, doğru değil;
doğrunun çıkarlarını sarsacak olmasıdır.
Çünkü çıkar, onların yeni ölçüsüdür.
Hakikat, ancak işlerine gelirse makbuldür.
İşlerine gelmeyen her doğru;
iftira, düşmanlık, dışlama, alay ve itibarsızlaştırmayla karşılık bulur.
Bu yüzden, doğruluk hak eden yere ulaşmaz onların içinde.
Çünkü doğruluk, onlar için bir tehlikedir;
sarsılmak istemedikleri sahte cennetlerinin tehdididir.
Ve bir dava adamı bu çürük dünyaların ortasına düştüğünde,
her adımı mayınlı bir tarlada atıyor gibi hisseder.
Yorulur.
İçindeki iman ateşiyle yürürken,
her adımda etrafına saçılan şüphe, ihanet ve sahtekârlık oklarına hedef olur.
İdealistlerin Bitmeyen Yorgunluğu
Gerçek dava adamları bilir:
Hakikati taşımak,
gülistanlarda yürümek değil;
çorak topraklarda, dikenler arasında ayakta kalmaktır.
Onların amacı, dünyalık çıkarlar değil, Allah'ın rızasıdır.
Onlar, doğruyu eğip bükmezler.
Çünkü doğru, Allah'ın adıdır.
Çünkü hakikat, varoluşun ta kendisidir.
Ama bu hakikat savaşında, en çok onlar yara alır.
Bazen suskunlukla sınanırlar.
Bazen yalnızlıkla.
Bazen ihanetle.
Bazen anlamazlıkla.
Ve onların en büyük düşmanı,
karşılarındaki yalancılar değil,
onların yorgun kalpleridir.
Sabırları tükenir gibi olur,
umutları kırılır gibi olur,
ama yine de yürürler,
çünkü bilirler:
Bu yol, yürümeye değerdir.
Bu yol,
dünyanın en ağır ama en şerefli yükünü sırtlanmaktır:
Hakikati temsil etmek.
Sabır, Sebat ve Afiyet Dilemek
İşte bu yüzden;
ideal bir dava adamına düşen görev;
sebat etmektir.
Sabrı kuşanmak,
öfkesini Allah'a havale etmek,
kalbini geniş tutmak,
ve afiyet dilemek...
Çünkü afiyet; sadece sağlık değil,
ruhun huzuru,
kalbin sebatı,
imanın korunmasıdır.
Dava adamı bilir ki:
Bu dünya, adaletin terazisinin kurulacağı yer değildir.
Bu dünya, imtihan yeridir.
Ve asıl adalet,
Allah'ın katında kurulacaktır.
Bu yüzden iftiralar karşısında yılmadan,
yalana karşı suskunluğun şerefini kuşanarak,
hakikatin şahitliğini yapmaya devam eder.
Zaten en güzel şahitlik,
sesle değil,
sözle değil,
haliyle yapılır.
Hakikati yaşamak,
onu anlatmaktan daha güçlü bir haykırıştır.
Hakikatin Sonsuz Değeri
Bilinmelidir ki:
Hakikat, her zaman azınlıkta kalır.
Hakikat, her zaman yüksekte değil, çoğu zaman yerin dibinde görülür.
Ama değerini orada kaybetmez.
Hakikat, iftira çamuruyla kirlenmez.
O, Allah'ın nurudur.
Ve Allah'ın nuru, hiçbir kirle söndürülemez.
Çıkarı için her türlü alçaklığa başvuranlar;
belki dünyada alkışlanır,
belki makamlar, mevkiler elde eder,
belki gülerek dönerler yollarından.
Ama Allah'ın adaleti şaşmaz.
Gizli olanı bilen O'dur.
Kalplerde gizlenen niyetleri bilen O'dur.
Ve gün gelir;
gerçek ortaya çıkar.
Gözler açılır.
Perdeler yırtılır.
Ve o zaman,
hakikat sabırla sebat edenlerin alnında bir taç olur.
Hakikatin Yolcularına
Ey hakikat yolcusu,
Ey yorgun ama inançlı dava eri,
Ey yalnız ama onurlu hakikat adamı;
Yolundan şaşma.
Sözünden dönme.
Kalbinden vazgeçme.
Bırak onlar,
çıkarları için iftira atsınlar,
bırak onlar,
yalanı süsleyip doğrunun üstünü örtsünler.
Sen;
doğrunun sancağını yere düşürme.
Sen;
hakikatin şahitliğini terk etme.
Çünkü bir gün,
bu kirli perdeler kalkacak.
Ve hakikatin yüzü,
güneş gibi doğacak.
O gün geldiğinde,
sen alnı ak,
yüreği pak,
ameli sağlam biri olarak dirileceksin.
Onların çıkarları yıkılacak,
onların makamları çökecek,
onların yalanları yok olup gidecek.
Ama senin doğru adımların,
ebediyet yolunda yankılanacak.
Öyleyse;
sabret.
Sebat et.
Allah'tan afiyet dile.
Ve unutma:
Allah doğrularla beraberdir.
Ve hakikat, Allah’ın adıdır.
Erol Kekeç/04.04.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder