22 Nisan 2025 Salı

Gökyüzüne Yürüyen Çocuk

 



“Ey Çocuk… Sen Kurtuldun, Onlar Kaybetti”
Bir gece
Gökyüzü sanki kararmamış, bütün karanlık yeryüzüne inmişti.
Yıldızlar, utanıp arkasını dönmüştü bu geceye.
Ve bir çocuk…
Küçücük bedeniyle, minicik yüreğiyle, yıkılmış bir evin enkazının kenarında duruyordu.

Daha birkaç saat önce annesinin saçlarını taradığı, babasının alnına öpücük kondurduğu, kardeşinin omzuna yaslanıp uyuduğu o küçük çadır, şimdi yoktu.
Bir bomba… Adına “akıllı mühimmat” dedikleri ama yüreksiz vicdanların kumandasındaki bir bomba… Bir anlık aydınlanmanın ardından karanlığın ta kendisi oluvermişti.

Toz…
Duman…
Kan kokusu…
Ve tarifsiz bir sessizlik…

O sessizlik ki, çocuğun ciğerini yırtan bir haykırışa dönecek, zamanın ve mekânın sınırlarını aşarak yeryüzünün en sağır köşelerine çarpacaktı.

Ey insanlık…
Kulaklarınızda yankılanacak bu ses.
Görmediğiniz, duymadığınız, hissetmediğiniz o haykırış işte şimdi, işte burada.

Bir Çocuğun Gözleriyle Dünyanın Çöküşü
Çocuk, patlamanın etkisiyle havalanıp bir kenara savrulmuştu.
O küçücük bedeniyle, devasa bir acının içine düşmüş, tozun, dumanın ve çığlıkların arasından baktığında, annesini göremedi.
Babası…
Kardeşi…
Ve o günün sabahı beraber zeytin dalı topladıkları dedesi… Hiçbiri yoktu.

Sadece kıyıda köşede yırtılmış çadır bezleri…
Kanla bulanmış oyuncak parçaları…

Ne yapacağını bilmeden çadır kalıntılarına doğru yürüdü.
Dizleri titredi.
Ama ne ağladı, ne de bir kelime döküldü dudaklarından.
Gözleri koca bir suskunlukla iki yana açılmış, tıpkı kaybettiği ailesinin üzerine kapanmak isteyen gökyüzü gibi.

Sonra o çığlık…
Boğazından yükselen, yeri ve gökleri titreten, zeytin ağaçlarının meyvesini düşüren, hamile kadınların yüreğinde depremler yaratan o haykırış…

“Anne!”

Bir çığlıktı bu.
Yalnızca bir ses değil.
Bir tarih, bir ağıt, bir lanet, bir dua…
Ve en çok da bir isyan.

Ve Sessizlik…
O çığlık, gökyüzünü yaran bir çizik gibi iz bıraktı.
Melekler, çocuğun yanına indiler.
Çünkü yeryüzü, artık ona bir sığınak olamayacak kadar kirliydi.
Kanla sulanmış, gözyaşıyla yoğrulmuş, ihanetle örülmüş duvarların arasında büyüyecek bir masum kalmamıştı.
Ve çocuğun bedeni gökyüzüne yükselirken, meleklerin kucakladığı o an… İşte o an, tarihin en sessiz ama en güçlü anıydı.

Ama Kimse Duymadı
O çığlık, kulaklarına çarptı zalimlerin.
Ama onlar…
Kibir kulelerinde, gösterişli salonlarında, utanç duvarlarının ardında kahkahalar atıyorlardı.

Evet, çocuğun haykırışı dünyayı ikiye ayırdı o gece.
Duyanlar…
Ve kulaklarını tıkayanlar.

Kulaklarını tıkayanlar…
Rant peşinde koşanlar…
Makamına, servetine, iktidarına bir taş daha eklemek için bir milletin yurdundan, çocuklarının canından, analarının gözyaşından çalanlar…

Ve onlar bilsin ki;
Bir gün, o meleklerin omzunda taşınan çocuklar, gökyüzünde birikiyor.
Her biri bir yıldız gibi parlıyor.
Ve bir gazap ordusu gibi bekliyorlar.

Ey Çocuk… Sen Kurtuldun
Sen artık zulmün hükmü altında değilsin.
Senin alnındaki ışık, Firavunların suratına çarpan o asırların tokadı.
Sen kurtuldun.
Çünkü bu dünya kaybetti seni.
Ve sen, kaybedilmeyi değil, kazanılmayı hak edecek kadar temizdin.

Ey Dünyanın Yöneticileri
Sizin saraylarınız, çocuğun haykırışını geçici olarak susturabilir.
Rakam oyunlarınız, algılarınız, sözde diplomatik dengeleriniz…
Ama unutmayın; her bomba bir gökyüzü sesi doğurur.
Ve o ses sizin kulaklarınızı değil, ilahi teraziyi titretecek.

Gazze’de çadırdan çıkan bir çocuk, işte o terazinin kefesini değiştirdi bu gece.
Siz hala duymazsanız, o terazi sizin tahtlarınızı mezara çevirecek.

Ey İnsanlık… Neredesin?
Vicdanı, reklam aralarında kaybolan insanlar…
Rant için toprakları talan eden, şehirleri harabeye çeviren yöneticiler…
Menfaat masalarında susup, sokakta aslan kesilen muhterem ahlaksızlar…
Bir çocuğun çığlığı gökyüzünü yardı.
Siz hâlâ telefon ekranına mı bakıyorsunuz?

Bütün Melekler Gözlüyor
Gökyüzünde birikiyorlar.
Her biri, bir çocuğun duasını, bir annenin yitirdiği yavrusunun ismini taşıyor.
Ve o melek ordusu bekliyor.
Zamanı geldiğinde, insanlığın suskunluğuna karşı, ilahi bir hesap günü için.

Sen Kurtuldun Ey Çocuk… Ama Biz Kaybettik
Sen kurtuldun.
Artık acı yok, suskunluk yok.
Sen gökyüzüne yürüdün.
Ama biz…
Biz kaybettik.

Biz, suskun kaldığımız için kaybettik.
Biz, yalan haberlerle uyutulduğumuz için kaybettik.
Ranta sessiz kaldığımız için…
Sözde siyaset oyunlarına teslim olduğumuz için…
Mazlumun duasını unuttuğumuz için…
İki cümle kurmak, iki tweet atmak ya da sessizliği seçtiğimiz için kaybettik.

Ve sen şimdi gökyüzünde parlayan bir yıldız,
Biz ise kendi karanlığımızda çürüyen silik gölgeleriz.

Bir Gün Hesap Var
Ey zalim…
Sen şimdi rahat olabilirsin.
Meydan senin, ekran senin, algı senin…
Ama unutma, senin gözünü kaçırdığın o çocuklar, gökyüzünde ilahi bir mahkemenin tanıkları.
Ve o mahkemede hiçbir bahanenizin hükmü olmayacaktır.
O gün, sadece suskunların gözyaşları, mazlumların çığlıkları konuşacak.

Ve O Gün Geliyor
Çünkü bu dünya suskunlukla, yalanla, betonla, rantla yürümüyor.
Bir çocuğun yüreğinde dirilen dua, bütün sistemleri altüst edebilir.

Ve ey çocuk…
Senin çığlığın işte şimdi yazıldı.
Taşa değil, zamana kazındı.
Bu yazı bitmez, bu isyan dinmez.

Ey insanlık…
Artık ya bu haykırışı duyarsın.
Ya da karanlıkta kaybolursun.

Çünkü çocuk kurtuldu, sen kaybettin…

Erol Kekeç/19.04.2025/Namazgah/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...