Güç, Zenginlik ve Mazlumların Varisliği Üzerine
Kur’an-ı Kerim’de adalet kavramı, insanlık tarihi boyunca süregelen güç, zenginlik ve mazlumiyet olgularını ele alarak ilahi bir dengeyi tesis eder. Şımarık güçlülerin, zenginlerin ve makam sahiplerinin toplumda ekini ve nesli yok ederek fesat çıkardıkları belirtilirken, ezilenlerin ise yeryüzüne varis kılınacağı müjdelenir. Bu karşıtlık, sadece tarihsel bir durumu anlatmakla kalmaz; aynı zamanda insanlık için evrensel bir adalet ve sorumluluk öğretisini içerir.
“Onlar bir makam mevki sahibi olduklarında, ekini ve nesli yok ederler, yeryüzünde fesat çıkarırlar” (Bakara:2/205) ayeti ile, “Biz ise, yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyoruz” (Kasas:28/5) ayeti arasında güçlü bir bağ vardır. Bu iki ayet, güç ve zenginlik sahiplerinin kibir ve zulmüne karşı, mazlumların adalet ve merhametle yeryüzünün gerçek varisleri olacağını ifade eder. Ancak bu, pasif bir bekleyişi değil, adalet için aktif bir direnişi gerektirir.
Bu yazıda, bu ilahi mesajın anlamını, tarihsel bağlamını ve günümüz dünyasındaki yansımalarını sorgulayıcı ve uyandırıcı bir yaklaşımla ele alacağız. Aynı zamanda, malın ve mülkün belli ellerde toplanmaması gerektiği mesajının sosyal ve ekonomik adaletle olan ilişkisini değerlendireceğiz.
I. Şımarık Güçlüler ve Yeryüzünde Fesat Çıkarmak
“Onlar bir makam mevki sahibi olduklarında, ekini ve nesli yok ederler, yeryüzünde fesat çıkarırlar” (Bakara:2/205)
Bu ayet, gücü ve zenginliği kibir ve zulüm aracı olarak kullananları sert bir şekilde eleştirir. İktidar hırsıyla hareket eden bu kimseler, kendi çıkarları uğruna toplumun ekinini, yani ekonomik kaynaklarını sömürür; neslini, yani geleceğini yok ederler. Bu, sadece fiziksel bir tahribatı değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi bir çöküşü de ifade eder.
Ekini ve Nesli Yok Etmek:
Ekini yok etmek, sadece tarımsal kaynakları tüketmek değil, ekonomik adaletsizlikle toplumun geçim kaynaklarını gasp etmek anlamına gelir. Nesli yok etmek ise, gelecek nesillerin umutlarını ve haklarını çalmaktır. Bugün bunun yansımalarını çevresel tahribatta, ekonomik sömürüde ve sosyal adaletsizlikte görmekteyiz.
Fesat Çıkarmak ve Sosyal Çürüme:
Fesat çıkarmak, toplumun ahlaki ve manevi yapısını bozarak, insanların birbirine düşman olmasını sağlamak, adaletin ve merhametin yerine hırs ve bencilliği koymaktır. Şımarık güçlülerin kibri, toplumun birliğini bozar ve sosyal barışı tehdit eder.
Bu bağlamda, Kur’an, güç ve zenginliği sadece maddi anlamda değil, ahlaki ve manevi sorumlulukla ele alır. Güç sahibi olanların adalet ve merhametle hareket etmeleri gerektiğini vurgular. Ancak tarih boyunca bu ilke çoğu zaman çiğnenmiş, gücü elinde bulunduranlar zulüm ve adaletsizliği yaymışlardır.
II. Ezilenlerin Yeryüzüne Varis Kılınması-İlahi Adaletin Tecellisi
“Biz ise, yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyoruz.” (Kasas:28/5)
Bu ayet, ilahi adaletin zalimlerle mazlumlar arasındaki dengeyi nasıl yeniden kuracağını gösterir. Allah, zulüm görenlerin sadece özgürleşmesini değil, aynı zamanda yeryüzünün yöneticileri ve varisleri olmalarını istemektedir. Bu, adaletin pasif bir şekilde beklenmesini değil, aktif bir direnişi ve değişimi gerektirir.
Mazlumların Önder Olması ve Toplumsal Adalet:
Allah, ezilenlerin sadece kurtulmalarını değil, adaleti tesis edecek önderler olmalarını ister. Bu, pasif bir kurtuluş değil, toplumsal değişimin liderliğini yapma çağrısıdır. Ebu Zer (r.a.)’ın da dediği gibi, “Ekmeği elinden alındığı halde kılıcını eline alıp kalkıp savaşmayan arın ben aklına şaşarım” düşüncesi, mazlumların zulme karşı direnmeleri gerektiğini açıkça ortaya koyar.
Yeryüzüne Varis Olmak ve Adil Düzen:
Mazlumların varis kılınması, sadece siyasi gücü değil, ekonomik adaleti de içerir. Bu bağlamda, malın ve mülkün belli ellerde toplanmasını istemeyen ilahi mesaj, sosyal adaletin tesis edilmesi gerektiğini vurgular. İslam’da zekat ve sadaka gibi ekonomik ibadetler, bu adaletin sağlanması için emredilmiştir.
III. Malın ve Mülkün Belli Ellerde Toplanmaması-Ekonomik Adaletin İslami Temeli
"Ta ki, o mallar içinizden yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet olmasın." (Haşr:59/7)
Bu ayet, ekonomik adaletin İslam’daki temelini oluşturur. Malın ve mülkün sadece belli ellerde toplanması, sosyal adaletsizliklerin ve ekonomik sömürünün temel kaynağı olarak görülür. Bu nedenle, İslam, servetin toplumda adil bir şekilde dağıtılmasını ve sosyal dengeyi gözeten bir ekonomik düzenin kurulmasını emreder.
Servet Birikimine Karşı Uyarı ve Zekatın Anlamı:
İslam’da zekat, sadece bir yardım değil, ekonomik adaletin sağlanması için zorunlu bir yükümlülüktür. Malın toplumda dönüp dolaşmasını ve ekonomik hareketliliği sağlar. Bu, hem yoksulluğu önler hem de sosyal barışı korur.
Belli Ellerde Toplanmanın Toplumsal Sonuçları:
Mal ve mülkün belli ellerde toplanması, toplumsal kutuplaşmalara, sınıf çatışmalarına ve sosyal huzursuzluklara yol açar. Ebu Zer (r.a.), bu duruma sert eleştiriler getirmiş ve ekonomik adaletsizliğin toplumun ahlaki çöküşüne neden olduğunu vurgulamıştır.
Bu bağlamda, Kur’an’ın ekonomik adalet vurgusu, sadece bireysel hayırseverliği değil, toplumsal düzeni gözeten bir ekonomik sistemi hedefler. Bu sistemde, zenginlik tekelleşmez, aksine toplumun ortak refahını artırmak için paylaşılır.
IV. İlahi Adalet ve İnsanlığın Sorumluluğu
Kur’an, güç, zenginlik ve mazlumiyet kavramlarını ele alarak, insanlığa evrensel bir adalet öğretisi sunar. Şımarık güçlülerin zulmüne karşı, mazlumların adaletle yeryüzüne varis kılınacağı müjdesi, sadece pasif bir bekleyiş değil, aktif bir direniş çağrısıdır.
Bu çağrı, adaletin ahlaki ve ilahi temellerini anlamayı, ekonomik ve sosyal düzeni sorgulamayı gerektirir. Bugün dünyada süregelen ekonomik eşitsizlikler, sosyal adaletsizlikler ve politik baskılar karşısında, Kur’an’ın bu mesajı hala güncelliğini korumakta ve insanlığı adaleti tesis etmekle yükümlü kılmaktadır.
Adalet, sadece bir hak değil, aynı zamanda insanlığın ortak sorumluluğudur. Bu sorumluluk, mazlumları yeryüzünün gerçek varisleri yapmak ve zulme karşı mücadele etmekle yerine getirilebilir.
Erol Kekeç/18.02.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder