Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl Suresi, 90)
Bu ayet, adaletli olmayı, iyilik yapmayı ve toplumsal bağları güçlendirmeyi emrederken, kötülüklerden uzak durmayı öğütler.“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.”(Nisa Suresi, 135)
Sevgili kardeşlerim,
İşte karşınızda, çok derin anlamlar taşıyan iki ayet. Allah’ın bize verdiği bu öğütleri anlamak, üzerinde düşünmek ve hayatımıza katmak her birimizin en temel vazifesi. Büyük bir hikmetle indirilen bu ayetler, aslında insan olmanın özüne dokunuyor: Adalet, iyilik ve dürüstlük. Gelin, birlikte bu önemli ilkelerin ne anlama geldiğini, hayata nasıl uygulanabileceğini anlamaya çalışalım.
Öncelikle, Nahl Suresi 90. ayeti ele alalım. Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emrediyor; hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklıyor. Peki, bu emirleri ve yasakları nasıl anlamalıyız? Adalet sadece mahkeme salonlarında uygulanması gereken bir ilke midir? Hayır, adalet çok daha kapsamlıdır.
Adalet, bir babanın çocuklarına eşit davranmasında, bir işverenin işçisinin hakkını eksiksiz vermesinde, bir öğretmenin tüm öğrencilerine eşit şans tanımasında gizlidir. Adalet, her bireye hak ettiği değeri vermek demektir. Komşuna, dostuna, hatta sokaktaki tanımadığın bir insana bile adaletle davranmalısın. Mesela, ölçüp tartarken adil olmak; ticarette kimseyi kandırmamak, bir insanın çıkarına zarar vermemek… Bunlar hep adaletin birer parçasıdır.
Ancak Allah’ın emirleri bununla sınırlı değil. Ayette iyilik yapmak ve akrabaya yardım etmek de özellikle vurgulanıyor. Buradan şu anladım ki, bir insanın önce kendi yakın çevresine, ailesine karşı sorumlulukları vardır. Anne ve babaya saygı, kardeşlerine sevgi, yaşlılara hürmet, çocuklara merhamet… Bunlar bizden beklenen iyiliklerin en önemli basamakları. Ama iyilik sadece akrabalarla sınırlı değil. Komşudan, arkadaşlara; düzensiz bir hayatta çaresizlik çeken herkese uzanmalı elimiz. Yetimi gözetmek, fakiri doyurmak, hasta birine Şaşırtıcı bir yardım eli uzatmak… Allah’ın sevdiği bu fiillere çok ihtiyacımız var.
Diğer taraftan, hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığın yasaklanması bizi toplumdaki şer eylemlerden uzak tutmaya davet ediyor. Hayasızlık, insanın kendi değerini hiçe saydığı, haddi aştığı anlarda ortaya çıkar. Kötülük ise insanı karanlıklara sürükler. Allah büyük bir merhametle, bizi şer eylemlerden sakındırıyor, çünkü bilir ki bunlar hem birey hem de toplum için çöküşün habercisidir.
Sevgili kardeşlerim, şimdi gelin, Nisa Suresi’nin 135. ayetine bakalım. Burada Allah, bizlere adaletle şahitlik yapmamızı, her zaman hakka şahitlik eden insanlar olmamızı öğütlüyor. Ayet, özellikle Allah’ın adıyla harekete geçmemizi söylüyor; yani, sadece kızının ya da bir dostun lehine konuşmamak, hak neyi gerektiriyorsa onu dile getirmek. Bu ne kadar zor bir şey değil mi? Ama şunu unutmayalım ki adaletli şahitlik, ödülün en büyüklerinden biridir.
Hadi, bunu çok basit bir örnekle ele alalım: Bir çalışma ortamındasınız ve bir meslektaşınız haksız bir ithama maruz kalıyor. Belki sessiz kalırsanız kimse size bir şey söylemeyecek, ama hakkı dile getirmek de sizin ödülünüze vesile olacak. Sessizlik, bazen bir suç ortaklığıdır, unutmayın. Hakkı savunmaksa Allah’ın bizden beklediği bir duruştur.
Ancak şu da bir gerçek ki, adalet, çok çaba gerektirir. Adalet bazen sevdiklerimizi incitebilir, bazen bize zarar verebilir. Fakat unutmayın, dürüstlük ışık gibi bir şeydir: Nerede parıldarsa orada karanlıklar yok olur. Dürüst olun! İçten, samimi ve hakkaniyetle yaşayın. Allah bu şekilde yaşayanlara kendi rızasıyla ödül verir.
Erol Kekeç/02.01.2025/Namazgah/İST
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder