Kışın Sessiz Fırtınası Ocak ayı geldiğinde dışarıda karın sessizce yağdığını, her bir tanesinin yere değdiğinde şehirde bir sükûnet bıraktığını fark ettim. Bu yılın başında içimdeki sessizlik, dışarıdaki beyaz manzarayla uyum içindeydi. Düşüncelerim beni eski şiirlerime, yazılı şeylerin kağıtlara aktığı zamanlara götürdü. Ancak bu sükûnetin ardında fark edemediğim bir yangın da vardı: Gazze’nin sessiz çığlıkları. Mazlumlar için yanıp tutuşan yüreğim, zalimlere gücüm yetmediği için vicdanımın derinliklerinde yankılanan bir acıyla doldu.
Kış bana, kendimle baş başa kalmanın, yaraları sarıp yeni kelimelere alan açmanın zamanı olduğunu hatırlattı. Ancak bu kez yazılarımın sıcaklığı, sadece içsel bir yolculuğun değil, insanlığın kanayan yaralarına bir ağrı kesici olma çabasının da yansıması oldu. Şairin ve yazarın vicdanıyla topluma sorumluluğunu hatırlatma yılıydı bu.
Baharın Yeniden Doğuşu Martın serin rüzgârları yavaşça ılımaya başladığında fark ettim ki, kışın karanlığından yeni bir umut filizleniyordu. Bahar benim için, yüzleşmekten korktuğum hikayeleri yazıp bitirme cesaretini getirdi. Eski defterleri açtım, tamamlanmamış şiirlerimi gün yüzüne çıkartıp yeniden ele aldım. Ancak yazılarım bu defa sadece şahsi hikayelerimin izini taşımadı. Gazze’deki mazlumların feryatları, satırlarımda yankı buldu. Bahar bana, her şeyin yenilenebileceğini ve bir kez daha başlamanın güzelliğini öğretti. Ama aynı zamanda, dünya üzerindeki haksızlıklara sessiz kalmamanın ne denli önemli olduğunu da hatırlattı.
Yazın Sıcak Güzelliği Haziran’da güneşin altında uzun yürüyüşlere çıktım. Doğayla bağımı yenilediğim bu aylarda, hayatın karmaşık soruları yerine basit ama anlamlı cevapların peşinde koştum. Yaz bana, bazen yaşamanın en iyi yolunun sadece "anda kalmak" olduğunu fısıldadı. Ancak öte yandan, şehrin karmaşıklığından uzaklaştıkça dünya çapındaki adaletsizliklerin bir kaç adım ötemde devam ettiğinin de bilinciyle yazılarıma sosyal sorumluluk yüklemeye başladım. Kalemim, bu yaz insanlığın ortak acılarına bir köprü kurdu. Gazze’nin yaralarını bir nebze de olsa sarabilmek için kelimelerimle mücadele ettim.
Sonbaharın Düşünceleri Eylül ile birlikte yaprakların yere düşüşünü izlerken, bir yılın yavaşça sona erdiğinin farkına vardım. Her dökülen yaprak, bana geride bırakılan şeylerin, yeni başlangıçlara yer açtığını hatırlatıyordu. Yazılarımın tonu da daha düşünceli ve melankolik bir hal aldı. Ancak bu melankoli, pasif bir üzüntüyle değil, bir şeyler yapma isteğiyle doluydu. Sonbahar bana, her hikayenin bir sonu olduğunu, ancak bu sonların yeni hikayelere kapı açtığını anlattı. Gazze’nin ve dünyadaki mazlumların acıları, yazılarımda yeni hikayelerin çağrısı oldu.
2024’ün Mirası 2024 yılı, bana bir şairin ve bir yazarın hayatında sessizlik ile eylemin, düşünce ile yaratıcılığın denge içinde çaba ettiğini öğretti. Her mevsim bana ayrı bir ders sundu: Sessizliğin fırtınası, umut dolu yenilenme, sıcak ve basit yaşam, düşünceli kapanışlar. Ama en çok da, zalime karşı durmanın, mazlumun sesi olmanın kutsallığını fark ettim. Şairin vicdanı, toplumu uyandıracak gücün anahtarıydı ve ben bu yıl bu anahtarla pek çok kapı açmaya çalıştım.
Gazze’nin yaraları hâlâ kapanmamışken, vicdanımın derinliklerinde bu çığlıkların yankısı sürüyor. Yazılarımda mazlumların umudunu yaşatmaya, insanlığın karanlık yanlarına ışık tutmaya devam edeceğim. 2024, benim için bir vicdan sınavıydı; bu sınavdan hangi sonuçlarla çıktığımı gelecek yıllar gösterecek.
Şimdi arkama yaslanıp 2024’ü düşünüyorum. Bu yıl, hayatın bir yazarın ellerinde şekillendiği, duyguları ve sorumlulukları derinlemesine hissettiğim bir dönüm noktası oldu. Şair ve insan olarak büyüdüm; kelimelerimle mazlumların sesi oldum ve içimdeki yangını kelimelerle söndürmeye çalıştım. 2024, hem kişisel hem toplumsal anlamda unutulmayacak bir yıl olarak hafızama kazındı.
Erol Kekeç/30.12.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder