22 Kasım 2024 Cuma

Karların Ardından Doğan Güneş

Kışın ortasında, her yer bembeyaz bir örtüyle kaplandığında, dünya sessiz ve sakin bir uykuya dalar. Buz gibi soğuk, insanın içine işlerken, ruhları da derin bir sükûnete çeker. Yeryüzü, karın ağırlığıyla dinginleşir; çıt çıkmaz. Ağaçlar, dallarını eğmiş, üzerlerindeki kar yükünü taşır; rüzgâr bile temkinli esip geçer. İşte böyle bir günün ardından, takvimler ilkbaharın habercisi olan Nisan’ı gösterdiğinde, tabiat bir mucizeye şahitlik eder.

Güneş, soğuk bulutları delip geçer. Beyaz karın üzerine vuran ışıkları, doğanın üzerine bir ışıltı serper. Önce küçük bir kıpırtı olur, ardından derin bir çözülme başlar. O buz gibi kar, güneşin dokunuşlarıyla damlalara dönüşür ve yerin bağrına doğru süzülür. Göz alabildiğine beyaz olan toprak, yavaş yavaş kahverengiye, siyaha ve kırmızıya boyanır. Bu değişim, sessiz bir devrim gibidir; toprak uyanır, yer gök bir araya gelip baharın müjdesini fısıldar.

Bugün de öyle bir gündü.

Sabahın ilk ışıkları odama süzülürken, içimde bir kıpırtı hissettim. Kış boyunca üzerime çöken ağırlık, sanki o ışık huzmeleriyle birlikte hafiflemeye başlamıştı. Camı araladım; dışarısı hala serin ama ferah bir hava vardı. Soluduğum her nefes, içime dolan umutların habercisiydi. Gözüm ufka takıldı. Güneş, tam karşı tepelerin ardında yükseliyordu. Göz kamaştırıcı bir parlaklıkla karları aydınlatıyordu.

Dışarı çıktım. Adımlarımın altında ezilen karların hışırtısı, sessizliğin içinde yankılanıyordu. Her adımda karlar, yerini ıslak toprağa bırakıyor; her adımdaysa içim biraz daha ısınıyordu. Güneşin ışıkları, etrafı sarıp sarmalarken, o eriyen karların yükselttiği buhar, sis gibi her yeri kuşatıyordu. Toprağın kokusu, buharla birleşip havaya yayılmıştı; bu koku beni eskiye, çok eskilere götürdü.

Bir an için gözlerim kapandı ve hatıralar sıralandı önümde. Her biri birer film karesi gibi gözümün önünden geçti. Çocukluk yıllarım... Kar üstünde kayan, oyunlar oynayan o küçük ben. Annemin sıcak çorba kokusu, eve döndüğümde yüreğime dolan huzur, babamın ellerindeki nasırlarla beni kucaklayışı... O an, bedenimdeki tüm buzlar çözülüyor gibiydi.

O çocukluk günlerinde, karın ardında güneşi beklerdik. Kışın ortasında ısınmanın en güzel yolu, hayallere dalmaktı. O zamanlar hayallerim ne kadar basitti. Daha büyük bir kaydırak, daha uzun süren oyunlar, bir de kar eriyince gelen baharın rengârenk çiçekleri... Şimdi düşünüyorum da, insan büyüdükçe hayalleri daha karmaşık oluyor, ama yine de o sade günlere olan özlemi hiç bitmiyor.

Derin bir nefes aldım ve tekrar gözlerimi açtım. Güneşin yeryüzüne yansıttığı berraklık, içimde bir ateş yakmıştı. Adeta karların erimesiyle, içimdeki kış da sona ermişti. Şimdi önümde uzanan topraklar, bana yeni bir hikâye yazmam için ilham veriyordu.

Her bir eriyen kar damlası, toprağın göğsünde kayboluyor ve ardından buharlaşıp gökyüzüne karışıyordu. Bu döngüyü izlerken, kendimi de bu hikâyenin bir parçası gibi hissettim. Toprak, o kışın ağırlığını taşımıştı ama şimdi yeniden doğuyordu. İşte insan da böyleydi; bazen üzerine yüklenen ağırlıklar, onu bitirir gibi görünür ama sabrettiğinde, zamanı geldiğinde yeniden doğar.

Gözlerim ufka takılı kalmıştı. Güneşin ışıkları, geleceğe dair bir umut gibi parlıyordu. O anda, içimde şöyle bir his belirdi: Bugün, diğer günlerden farklı. Bugün, bir başlangıç. Yüreğimde sıcaklık, zihnimde berraklık ve hayallerimde yepyeni ufuklar belirdi.

İnsan, bazen hayatın ağırlığı altında ezilirken, kendini bir karanlık içinde hisseder. Ama güneşin yeniden doğacağını bilmek, ona güç verir. Bugün de öyle bir gündü. Doğa, karlarını bırakırken, bana da kendi yüklerimi bırakmam gerektiğini fısıldıyordu. Her bir damla, sanki kalbimdeki yüklerden birini alıp götürüyordu.

Bir an durdum ve toprağa dokundum. Islak ve sıcak bir his, avuçlarıma doldu. Toprak, baharın habercisi olan yaşamı barındırıyordu. Güneşin ışıkları, bu toprağın üzerinde dans ederken, bir yandan da içimdeki aydınlığı artırıyordu.

Gözlerimi tekrar ufka çevirdim. O ufuk, yalnızca geleceği değil, aynı zamanda hayallerimi, umutlarımı ve hedeflerimi simgeliyordu. Artık önümde bir yol vardı. Bu yol, belki zorlu ve engebeli olacaktı ama bu yolun sonunda beni bekleyen güneş, her şeye değerdi.

Bugün, hatıralarımın gölgesinde, güneşin aydınlattığı bu yeni günle yepyeni bir hikâye yazmaya karar verdim. O hikâye, karların eriyip toprağa dönüşmesi gibi, hayatımdaki her bir hatıranın beni yeniden inşa edeceği bir hikâye olacaktı.

Güneşin sıcaklığı içimi ısıtırken, artık yalnızca geçmişe değil, geleceğe de bakabiliyordum. Çünkü güneşin doğduğu her sabah, bir umut demektir. Çünkü kışın ardından gelen her bahar, bir başlangıçtır.

Ve bugün, o başlangıcın ilk günüydü.

Erol Kekeç/18.11.2024/Namazgah/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...