7 Kasım 2024 Perşembe

Barışın Turnaları

Bir bahar mevsimiydi, göğün en derin mavisine kanat açmıştı turnalar. Süzüldükçe süzülüyor, gökyüzünü aşarak ülkeler arasında haberci, barışın sönmeyen ışığı gibi dolaşıyorlardı. Her bir kanat çırpışlarında yeni bir umut doğuyor, uzaklardaki insanların yüreklerine ulaşan fısıltılar yankılanıyordu. Turnalar, uzak diyarların güvenli barış elçileri gibi gururlu ve yüce duruyorlardı; doğanın sanki gökte bıraktığı bir iz, bir işaretti onlar.

Turna kafilesi, her zamanki gibi bir gün ülkenin sınırlarından geçtiğinde, barışın bir dönem sessizce fısıldandığı, ama artık çığlıklarla kaybolduğu bir yere vardılar. Orada güvercinler yaşıyordu, ama bu güvercinler, barışın sembolü olan saflıklarıyla değil, üzerlerindeki korku ve ürkeklikle dolu gözlerle beklemekteydi. Güvercinler ürkekçe turnalara yaklaşıp onları selamlamak istediler, ama kanat çırpmaları sessiz bir uyarı gibiydi. Barışın ülkesi dedikleri bu yerde, turnalar güvercinlerin güvenli olmadığını sezdi; orada garip bir gerilim vardı. Belki de o güvercinlerin, misafirlerini sevgiyle kucaklayacak halleri kalmamıştı.

Turnalar yeryüzünün güvenine pek ihtiyaç duymadılar; bu nedenle en yukarılarda kalmayı yeğlediler. Yeryüzü kirlenmiş, o saf güzellik yerini acı ve korkuya bırakmıştı. Öyle ki, ne kırlangıçlar geri dönüyor ne ördekler daldıkları sulardan çıkıyorlardı. Her yanda avcıların gölgesi, onların soluklarını kesen bir korku vardı. Bu yerin adı “barış ülkesiydi; ama barıştan geriye bir avuç toprak, birkaç ürkek kanat sesi ve ardı kesilmeyen av sesleri kalmıştı.

Avcılar silahlarıyla gece gündüz her yerde pusuya yatmış, sanki bir düşman arayışındaydılar. Güvercinler yine de umutla barış mesajları taşımaya çalışıyordu, ama artık nafileydi. Gökyüzüne bakıp özgürlüğün izini süren, uzak diyarların kuşlarına seslenen o güvercinler de artık kanatlarını başka bir diyara açacak cesareti bulamıyordu. Barış, içi boş bir kelimeye, yitirilmiş bir anıya dönüşmüştü sanki.

Turnalar ise barış ülkelerinden geçerken orada konaklamayı düşündüler; ama kendilerine bile güveni olmayan bu ülkede nasıl huzur bulacaklardı? Gittikçe daha yukarılara uçtular, yeryüzünden kopan bakışlarını göklere çevirdiler. Onlar artık yeryüzünden çekilen göçmenlerdi. Barışın, hakikatin ve sevginin diyarını gökte aramaya koyuldular. Zira dünya, onların sığabileceği bir yer olmaktan çoktan çıkmıştı.

Bir zamanlar burada konaklayan kuşlar, ağaçların dallarında cıvıldaşır, doğanın ahengine ayak uydururlardı. Şimdi ne çakallar aslanlara, ne güvercinler insanlara güvenebilirdi. Geceler bile huzur vermez olmuş, göklerin karanlığında bir umut ışığı arayanlar, yalnızca kendi gölgelerine rastlar olmuşlardı. Karanlık çöktükçe gölgeler çoğalıyor, ne aslan ne güvercin ne de turna güven içinde kalabiliyordu.

Ben de bu diyarlara bir yolcu gibi geldim, içimde bir umut ve huzur arayışı vardı. Barış diyarına ayak basmak, bir parça huzur bulmak istedim. Lakin içimdeki derdi dökmekle kalmadım, buradaki manzarayı görünce, eski umutlarımı yitirdiğimi fark ettim. Bu topraklarda barışa dair bir şeyler aramak, kurumuş bir kuyuda su aramak gibi boşunaydı. Yüreğimdeki sevgi, etrafımdaki korkuyla sarsıldı; barış hayalim, avcıların hedef tahtasına dönüşmüştü.

Turnalar bir kez daha süzüldü, göklerin o masmavi derinliğinde. Öylesine içli bir hüzünle döndüler ki uçarken, içimizdeki barış da onlarla birlikte göğe çekildi. Hala var mıydı o barış dolu diyar, yoksa turnalar da artık kendilerine bile güvenmeden uzak diyarlara mı süzüleceklerdi?

Güvercinlerin gözlerinde bir anlık barış umudu belirdi; ama turnalar, onlara güvenmeyen dünyadan geriye dönmeyecekti. Her bir kanat çırpışı, avcılardan ve ürkek güvercinlerden uzaklaşmanın hüzünlü zaferini taşıyordu. Barış, avcıların tüfeğinden kaçan bir rüya gibi, bir hayal olarak kalmıştı.

Ve biz, turnaların ardından bakarken düşündük: Bir daha ne zaman gökyüzünde kanat açacaklar? Ne zaman barış, yeryüzünde yeniden yuva bulacak? Aslanlar çakalların inine sıkışmışken, güvercinler kendi barışlarını ancak düşlerinde yaşarken, yeryüzü yeniden barış diyarı olacak mıydı?

Bahadır Hataylı/Ağustos-2024/Namazgah/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...