29 Ocak 2025 Çarşamba

Dünya Malının Aldatıcı Cazibesi ve Hutâme'nin Gerçekliği

 


1,2. Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!
3. O, malının, kendisini ebedîleştirdiğini sanır.
4. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme'ye atılacaktır.
5. Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
6,7. O, Allah'ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir.
8,9. Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları hâlde) ateş onların üzerine kapatılacaktır.

İnsanların Mal Tutkusu ve Aldanışı

İnsanlık tarihi boyunca servet ve mal, gücün ve iktidarın en önemli göstergelerinden biri olarak algılanmıştır. İnsanlar, sahip oldukları malların ve servetin kendilerini güçlü, itibarlı ve hatta ölümsüz kılacağına inanarak biriktirme hırsına kapılmışlardır. Bu hırs, onları sadece zenginleşmeye değil, aynı zamanda bencilleşmeye, kibirlenmeye ve başkalarına karşı adaletsiz davranmaya da itmiştir. Hûmeze Suresi'nde bu tür kişilere yönelik çok net bir uyarı vardır: "Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!"

Günümüzde bu ayetin ne kadar büyük bir gerçekliği yansıttığını görmek zor değildir. Modern dünyada milyarderler, servetlerini sürekli artırma peşinde koşarken, fakirlik ve yoksulluk içinde kıvranan milyarlarca insan göz ardı edilmektedir. Birçok kişi, sahip olduğu paranın ve malların kendisini koruyacağını, ona güvenlik sağlayacağını ve hatta bir anlamda ölümsüzlük kazandıracağını düşünmektedir. Lüks villalar, zırhlı arabalar, özel jetler ve devasa banka hesapları, bu yanılsamanın en somut göstergeleridir. Ancak, Kur'an, bu inancı kökünden sarsarak şöyle der: "O, malının, kendisini ebedîleştirdiğini sanır. Hayır! Andolsun ki o, Hutâme'ye atılacaktır."

Hutâme-Yüreklere İşleyen Ateş

Hutâme kelimesi, "paramparça eden, kıran, yok eden" anlamına gelir. Bu, cehennemin özel bir ismi olarak kullanılmıştır ve insanın yüreğine işleyen, içten içe yakan, pişmanlığı ve azabı en derin şekilde hissettiren bir ateşi ifade eder. Ayetlerde, bu ateşin kaçınılmaz olduğu ve kişiyi tamamen kuşatacağı belirtilir. Hutâme'ye atılanların, sahip oldukları servetin kendilerini kurtaramayacağını anladıklarında yaşayacakları dehşet, modern dünyanın birçok aldatıcı güvenlik anlayışıyla da paralellik göstermektedir.

Bugün birçok insan, paraları sayesinde her türlü beladan korunacaklarını zannetmektedir. Sigorta sistemleri, güvenlik şirketleri, yüksek teknoloji güvenlik önlemleri, servetlerini koruma altına almak için oluşturdukları hukuki mekanizmalar, onların dünyadaki "Hutâme"den kaçış planları gibidir. Ancak ölüm geldiğinde, hiçbiri bir fayda sağlamayacaktır. Firavun'un, Nemrut'un ve Karun'un servetleri nasıl onları ilahi azaptan koruyamadıysa, bugün milyar dolarlık servetlerin de sahiplerine bir faydası olmayacaktır.

Günümüz Dünyasında Hutâme’nin Karşılığı

Günümüzde Hutâme'yi sadece ahiretteki bir azap olarak görmek eksik bir bakış açısı olur. Hutâme aynı zamanda dünyada da yaşanır. Mal ve servet tutkusuna kapılanların sonu genellikle psikolojik çöküş, mutsuzluk, güvensizlik ve toplumsal yalnızlık olur. Modern çağın en zengin insanlarının büyük bir kısmının depresyon, kaygı bozukluğu ve ruhsal çöküş içinde olduğu gerçeği, bu ayetlerin dünya hayatındaki yansımalarıdır.

1. Servetin Kölesi Olan İnsanların Ruhsal Çöküşü

Zenginleşmek için her yolu deneyen, haksız kazanç elde eden, insanları aldatıp sömüren kişilerin iç huzur bulamaması, Hutâme'nin dünyadaki en belirgin tezahürlerinden biridir. Tarih boyunca büyük zenginliklere sahip olmuş birçok kişi, iç huzurdan yoksun olarak intihara sürüklenmiştir. Büyük şirket sahipleri, medya patronları, film yıldızları, milyarderler... Sahip oldukları her şeye rağmen huzuru ve tatmini bulamadıkları için ya alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yönelmekte ya da hayatlarına son vermektedirler. Hutâme'nin yüreklere işleyen ateşi, yalnızca ahirette değil, bu dünyada da kendini göstermektedir.

2. Kapitalizmin Yarattığı Hutâme

Kapitalist sistem, insanları daha fazla kazanmaya, daha fazla tüketmeye ve sahip oldukları şeyleri korumak için daha fazla mücadele etmeye zorlamaktadır. Günümüzde, milyarlarca insanın borç batağına saplanarak köleleşmesi, Hutâme'nin modern versiyonlarından biridir. İnsanlar lüks tüketim ürünlerine bağımlı hale getiriliyor, borçlanarak yaşamaya mahkûm ediliyor ve sürekli olarak ekonomik kaygılar içinde boğuluyorlar. Servet sahipleri ise daha fazla kazanma hırsı ile insanları sömürmeye devam ediyor. Ancak, bu düzen içinde hem sömürenler hem de sömürülenler bir çeşit azap içinde yaşamaktadır.

3. Sosyal Medya ve Gösterişin Hutâme’si

Hûmeze Suresi'nde, insanları arkadan çekiştiren ve kaş göz işaretiyle alay eden kişilere de vurgu yapılmaktadır. Günümüzde bu durum, özellikle sosyal medya platformlarında kendisini göstermektedir. İnsanlar, lüks yaşamlarını sergileyerek başkalarını küçük düşürmeye çalışmakta, sahip oldukları mal ve mülkü göstererek diğer insanları kıskançlığa ve değersizlik hissine sürüklemektedir. Oysa ki bu gösterişin arkasında çoğu zaman büyük bir boşluk ve mutsuzluk yatmaktadır.

Hutâme’den Kaçış Yolu

Kur'an, servetin insanı kurtaracağı yanılgısını açık bir şekilde reddetmektedir. Peki, Hutâme'den kurtulmanın yolu nedir?

  1. Malı ve serveti amaç değil, araç olarak görmek: Allah’ın verdiği nimetleri paylaşmak, infak etmek ve fakirlere yardım etmek, servetin insanı felakete sürüklemesini engeller.

  2. Kibir ve gösterişten uzak durmak: İnsanları küçümsemek, mal ile böbürlenmek, Hûmeze Suresi'nde kınanan tavırlardandır.

  3. Şükretmek ve kanaatkâr olmak: "Kanaatkâr insan en zengin insandır" hadisi, gerçek zenginliğin malda değil, gönül huzurunda olduğunu gösterir.

  4. Adaleti ve paylaşımı benimsemek: İslam’ın sosyal adalet ilkelerine uygun bir ekonomik anlayışı benimsemek, toplumsal huzuru sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Hutâme yalnızca bir ahiret azabı değil, aynı zamanda bu dünyada da kişinin ruhunu yakan, onu mutsuzluğa ve çöküşe sürükleyen bir ateştir. Kur'an’ın bu uyarısını dikkate almak, dünya ve ahiret saadeti için gereklidir. Aksi halde, insan sadece mal biriktiren, ama gerçekte her şeyini kaybetmiş bir zavallı haline gelir.

Erol Kekeç/30.01.2025/Sancaktepe/İST

Hatmi Çiçeği ve Çocukluk Hatırası



Köyde geçen çocukluk dönemlerinde her şeyi çabuk öğrenen bir yapım vardı. Oyun, genellikle benden birkaç yaş büyüktü ama onlardan ayrılanlara karışır, öğrendiklerimi hızla kapar, yol yarışırdım. Bir gün, sapan atmayı öğrenmek için hep birlikte derelerde tutulduk. İçimizde biri vardı ki, sapani bir türlü doğru kullanamıyordu. Çünkü taşı fırlatmak için havada birkaç kez çevirdikten sonra iplerden birini bırakmak gerekiyordu. O ya aldın ya da bıraktın ya da hiçbirini bırakmadı.

Sabırla ona nasıl davranması gösterildim, özetle anlattım. Ama olmadı. Sonunda bir deneme daha yaptı, sapanı salladı... ve bir türlü ipi bırakamayınca, sapan taş yerine kafama indi!

Bir anda sıcak bir şeyin enseme doğru aktığını hissettim. Elimi götürdüm, kıpkırmızı... Kan! Sağ lop tarafımın arka kısmı yaralanmıştı. Canım yanıyordu ama daha çok korkmuştum. O günün gözleri büyüdü, panikle kaçtı. Amcamoğlu hemen yanıma koştu, “Köye götürelim seni!” dedi. Korkudan titreyerek bozulma başlamıştı, kan yüzümden süzülüyordu.

Köyümüz yakındı, kısa sürede vardık. Annemin kapısında beni bekleyen bir an durdu, sonra hızla koştu. Ellerini yıkadı, başlangıcını sürdürdü ve yüzünü soğuk suyla yıkadı. Daha sonra özellikleri yöneldi, bahçeye çıktı. Bizim “hitmiye” dediğimiz hatmi çiçeklerinden birkaçını kopardı. Büyük, açmış olanlarının ince kanatlarını ayırdı ve kanayan yere bastırdı.

Kan hala akıyordu ama annem sakindi. Hatmi çiçeğinin yapraklarını değiştirdi, tekrar bastırdı. Birkaç dakika sonra tamamen durdu! Kafam hala zonkluyordu ama annemin ellerinin güveni içimi ısıtmıştı. Eve girdik, temiz bir bezle başımı sardı. Ertesi gün kanamanın tamamen durmuş olduğunu fark ettim. Yara hızla iyileşiyordu. Doktora falan gitmemişti ama sanki bu çiçek, doktorların yapacağı pansumandan bile etkili olmuştu.

Şimdi yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, o hatmi çiçeklerinin nasıl bu kadar güçlü bir şifa kaynağı olduğunu sorguluyorum. O gün annemin elleriyle iyileştiği yara ilacı sürülmemiş, Dikiş atılmamış, tedaviye gidilmemişti ama birkaç gün içinde tamamen kapanmıştı. Eğer bu çiçeğin böyle bir gücü varsa neden modern tıpta pek kullanılamıyor? Yoksa eskilerin bildiği ama bizim unuttuğumuz bir doğa mucizesi mi?

Kim bilir… Belki de bazı sırlar, bizim çocukluk anılarımız gibi, hatıralarımızın içinde saklıdır.

Günler geçtikçe yaralı yerim kabuk bağladı, saçlarım tekrar uzadı ve o gün yaşadığım korku, yerini bir meraka bıraktı. Annemin kullandığı o hatmi çiçeği gerçekten kanı nasıl durdurmuştu? O yıllarda çocuk aklımla bunu pek sorgulamamıştım, ama şimdi düşündükçe içimde bir araştırma isteği doğuyordu.

Bir gün köydeki yaşlılara sordum:

— Hatmi çiçeği gerçekten yaraları iyileştirir mi?

Yaşlı Hasan Amca gözlerini kıstı, sakalını sıvazladı ve hafifçe gülümsedi:

— Evlat, bizim zamanımızda doktor yüzü görmek lükstü. Annelerimiz, ninelerimiz doğanın bize sunduğu her şeyi bilirdi. Hatmi çiçeği sadece yaraları iyileştirmez, aynı zamanda öksürüğe, mide rahatsızlıklarına ve iltihaplara da iyi gelir. Eskiden her evin bahçesinde olurdu.

Bu sözler içimde yeni bir pencere açmıştı. Günümüz tıbbı o kadar ilerlemişti ki, belki de bu tür doğal çözümler unutulmuştu. Ama köyde hâlâ hatmi çiçeği vardı. Çiçeğin pembe ve mor yapraklarına baktım, o gün annemin elleriyle başıma bastırdığı o şifalı yaprakları hatırladım.

Şehirde, tıp alanında çalışan tanıdıklarıma sordum. Çoğu, hatmi çiçeğinin tıbbi kullanımını duymamıştı bile. Ancak birkaç araştırmacı, bitkinin anti-inflamatuar ve yara iyileştirici özellikleri üzerine çalışmalar yapıldığını söyledi. Fakat bu bitki, modern ilaçlarla rekabet edemediği için popülerlik kazanmamıştı.

Bunu duyduğumda içim biraz burkuldu. Neden? Çünkü belki de doğa bize en iyi ilaçları zaten sunmuştu ama biz onları unutarak, yerine fabrikalarda üretilen kimyasalları koymuştuk.

Sonrasında kendi başıma bir deneme yapmaya karar verdim. Küçük bir çizik olduğunda hatmi çiçeğini denedim. Gerçekten de kanı hızla durduruyor, deriyi rahatlatıyordu. Çocukken farkına varmadığım bu mucize, aslında ellerimin arasındaydı.

Ve bir soru aklımdan hiç çıkmadı:

Acaba biz, doğanın sunduğu şifayı modernleşme uğruna terk mi etmiştik? Yoksa gerçekten daha iyisini mi bulmuştuk?

Kim bilir… Belki de eski bilgiler ile yeni tıp arasında bir köprü kurabilsek, hatmi çiçeği gibi unutulmuş şifa kaynaklarını tekrar hayatımıza katabiliriz. Ama önce, onları hatırlamamız gerek.

Ben hatırladım. Ya siz?

Erol Kekeç/29.01.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...