Şeytanın En Büyük Yalanı
Şeytanın en sevdiği silah kılıç değil, kurşun değil, füze değildir. Onun en güçlü silahı vesvesedir. Çünkü o, kalbi teslim aldığı anda en sağlam kaleyi bile içten çökertir.
Bugün şeytanın kullandığı en büyük vesvese şudur:
“İsrail yenilmezdir. Onların karşısında durmak boşunadır.”
Bu fısıltıyı kimi zaman Batı medyası dile getirir, kimi zaman korkuya kapılmış Müslüman diller. Hatta kimi zaman bir dost yüzlü çıkar, der ki:
“Bunca yıl geçti, hâlâ aynı noktadasınız. Vazgeçin artık!”
Halbuki bu sözler, Allah’ın kitabına ters düşer. Çünkü Kur’an bize öğretir:
Onlar dünya hayatının sadece dış yönünü bilirler.
Ahiretten ise gafildirler.
(Rum/ 7)
İsrail’in tankı vardır, uçağı vardır, teknolojisi vardır. Fakat bunların hepsi dış görüntüdür. Allah’ın hesabı ise görünmeyen derinliktedir. Nice kavimler, nice imparatorluklar, nice zalimler tarih sahnesinde “yenilmez” göründü. Ama hepsi çürük bir yaprak gibi devrildi.
Bugün İsrail’in görüntüsü dev bir gölgedir; ama o gölgeyi ayakta tutan ip, Allah’ın kudretinde gizlidir. Ve Allah, zalime süre tanır; ama onun sonunu geciktirmez.
Şeytanın yalanı işte burada açığa çıkar:
O, gözünü sadece güce diker. Kalbine korku salar.
Ama iman gözüyle bakan bilir ki, en güçlü görünen düşman bile Allah’ın bir emriyle toz duman olur.
Allah’ın Vaadi ve Sabrın Hakikati
Allah Kur’an’da defalarca tekrar eder:
“Allah, (zafer konusunda) onlara bir vaadde bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum/ 6)
İşte mesele budur: Allah’ın vaadi değişmez. İnsan değişir, toplum değişir, çağlar değişir; fakat Allah’ın sözü asla değişmez.
Bugün Gazze’de, Yemen’de, dünyanın dört bir yanında mazlumlar ayağa kalkıyor. Ellerinde tank yok, uçak yok, teknoloji yok. Ama onların elinde, Allah’ın vaadine güven var. Bu güven, en büyük silahtır. Çünkü imanla sabır birleştiğinde, görünmeyeni mümkün kılar.
Sabrı çoğu kişi sadece beklemek zanneder. Oysa sabır, direniştir. Yere düşsen yeniden kalkmaktır. Acıyı bağırmadan göğüslemektir. Gözyaşını secdeyle karıştırmaktır.
Gazze’nin çocuğu sabrı öğrenmiştir. Bombalar altında annesini kaybettiğinde, gözünden yaş süzülür ama dudaklarından “Hasbunallahu ve ni’me’l vekîl” dökülür. İşte bu, sabrın hakikatidir.
Ve sabreden topluluk için Allah şöyle der:
“Nice az topluluk, Allah’ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir.” (Bakara/249)
Yani zaferin ölçüsü sayı değildir, teknoloji değildir. Zaferin ölçüsü, sabırla yoğrulmuş iman gücüdür.
Dünya Hayatının Dış Görünüşü ve Hakikatin Perdesi
Kur’an der ki:
“Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiretten ise gafildirler.” (Rum/7)
İnsanoğlu gökyüzünü parçalayacak uçaklar yapar, yıldızları gözleyen teleskoplar kurar, okyanusların dibine iner… Ama kalbin derinliklerine inmeyi başaramaz. Maddî olanı ölçer, tartar, hesaplar. Fakat hakikati perdeleyen, işte bu sadece görünenle yetinme hastalığıdır.
Gazze’nin, Yemen’in, mazlum coğrafyaların çocukları da dışarıdan bakıldığında yoksul görünür. Ellerinde top yoktur, lüks evleri yoktur, çoğu zaman bir parça ekmekle doyarlar. Dünyanın güçlüleri onları aciz görür.
Ama işte gaflet burada gizlidir. Çünkü hakikatin özü dış görünüşte değildir. O çocukların kalbinde öyle bir iman vardır ki, dünyanın en güçlü ordularının sahip olmadığı göklere uzanan bir kuvvet taşır.
Dünya perdesine aldananlar, toprağın altında filizlenen tohumu göremezler. Onlar kupkuru bir dal zanneder, fakat Allah bir gün o dalı yemyeşil yapraklarla donatır. Aynı şekilde mazlumların sabrı ve duası da bir gün ümmetin dirilişinin yemyeşil yaprakları olacaktır.
Allah buyurur:
“Sakın Allah’ın zalimlere mühlet vermesini, onların hayrına sanma. Onlara mühlet veriyoruz ki, günahlarını arttırsınlar. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Âl-i İmrân/178)
Demek ki bugün zulmedenler saltanat sürebilir, fakat bu saltanat hakikatte bir imtihanın tuzağıdır. Onlar zenginliklerinin sarhoşluğunda yürürken, aslında kendi sonlarını hızlandırmaktadırlar.
Zaferin Şartı – İman, Direniş ve Dayanışma
Kur’an bize defalarca hatırlatır:
“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed /7)
Zaferin anahtarı silahların çokluğunda değil, imanın sağlamlığındadır. Nice ordular vardır ki, donanımları güçlüdür ama kalpleri boş olduğu için ilk fırtınada dağılırlar. Nice topluluklar vardır ki, ellerinde taş, yüreklerinde iman vardır; işte onlar tarihin akışını değiştirmiştir.
Gazze’deki çocuk, taş atan küçücük eliyle aslında bir orduyu dize getirecek cesareti temsil eder. Yemen’deki anne, açlığa rağmen yavrusuna sabrı öğreterek en büyük direnişi sergiler. Bu tablolar bize hatırlatır ki, zafer Allah’ın vaadiyle sabır, sebat ve dayanışma içinde gelen bir meyvedir.
Kur’an buyurur:
“Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara/ 153)
İşte sabır, sadece beklemek değildir. Sabır; inancı terk etmeden, umudu kaybetmeden, zulüm karşısında dimdik durmaktır.
Dayanışma ise sabrın kardeşidir. Bir ümmet, birbirine destek olmadıkça güçlü kalamaz. İslam’ın ilk yıllarında sahabeler birbirlerine kardeş ilan edildiğinde, zengin fakirine kapısını açtı, fakir zenginine duasını verdi. İşte o zaman İslam devleti doğdu.
Bugün ümmetin yarası da işte budur: birbirinden kopmuş kalpler.
Eğer Gazze’ye sadece Gazze’nin meselesi, Yemen’e sadece Yemen’in sorunu diye bakarsak, zafer gecikecektir. Ama onların dertlerini kendi derdimiz bilip omuz omuza durursak, Allah’ın yardımı an meselesi olacaktır.
Çünkü Allah’ın vaadi kesindir:
“Allah, kendisine yardım edenlere mutlaka yardım eder.” (Hac/40)
Zulmün Geçiciliği ve İlahi Adaletin Kaçınılmazlığı
Kur’an bize tarih boyunca zulmün hep aynı sonla bittiğini öğretir. Firavun, Nemrut, Karun ve benzerleri… Hepsi bir dönem dünyayı titretti. İnsanlar onların gücünden korkar, ordularından ürkerdi. Ama Allah onların sonunu ibretlik kıldı.
Bugün Gazze’yi kuşatan, Yemen’i açlığa mahkûm eden zalimler de aynı kaderi paylaşacaktır. Çünkü Allah şöyle buyurur:
“Zalimlerin yaptıklarından sakın Allah’ı habersiz sanma. Ancak O, onları gözlerin donakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim/ 42)
Bu ayet bize gösteriyor ki, zulmün ömrü sınırlıdır. Zalimler istediklerini yapar gibi görünür ama aslında kendi sonlarını hazırlarlar. Çünkü Allah’ın adaleti gecikse de tecelli eder.
Gazze’nin yerle bir edilen evlerinde, Yemen’in açlıktan susuzluktan kıvranan çocuklarında, sabreden bir ümmetin duası vardır. Bu dualar göğe yükselir ve Allah’ın adalet terazisinde karşılığını bulur.
Zalimlerin gücü geçicidir, ama mazlumların duası kalıcıdır. İşte bu yüzden mazlumun ahı göğe ulaşır ve arşa değer.
Kur’an buyurur:
“Nice memleketler vardı ki, zalimlik yaptılar. Biz onları helak ettik. Yerlerinde bugün yurt bile yok.” (Enbiya /11)
Tarihe bakıldığında, zulmün kurduğu hiçbir düzen ayakta kalmamıştır. Bugün yeryüzünde adeta yenilmez sanılan güçler yarın haritadan silinecek, ama Allah’a yaslanan ümmet ayakta kalacaktır.
Çünkü zulmün ömrü kısa, adaletin hükmü sonsuzdur.
Ümmetin Dirilişi ve Gelecek Umudu
Kur’an, ümmeti yalnızca geçmişin izlerini taşıyan bir topluluk olarak tanıtmaz. Aynı zamanda geleceğin umudunu da ümmetin ellerine bırakır. Bugün Gazze’nin yıkıntılarında ağlayan bir çocuk, aslında yarının özgürlük müjdecisidir. Yemen’de açlığa sabreden bir anne, ümmetin yeniden dirilişinin işaretini taşır.
Çünkü Allah, Kur’an’da şöyle buyurur:
“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân /139)
Bu ayet bize, zulmün karanlığında bile bir sabah ışığının doğacağını haber verir. İman edenler, sabırla ve direnişle hareket ettiklerinde Allah’ın yardımıyla galip gelirler.
Bugün parçalanmış, dağılmış, ümmet ruhunu unutmuş görünen İslam coğrafyası, aslında toprağın altında yeniden filizlenecek bir tohum gibidir. Bir süre sessiz kalır, bir süre sabreder, ama zamanı geldiğinde öyle bir diriliş yaşar ki zalimlerin tahtlarını yerle bir eder.
Gazze’nin enkazında yetişen çocuklar, korkunun değil cesaretin mirasçılarıdır. Yemen’in çorak topraklarında açlığa direnen insanlar, sabrın zaferini temsil eder. İşte bu yüzden ümmetin geleceği karanlık değil, umut doludur.
Allah buyurur:
“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde halife kılacağını vaad etmiştir.” (Nur /55)
Bu ayet, ümmete verilen en büyük müjdedir. Bugün zillete düşmüş gibi görünsek de, aslında Allah’ın vaadiyle yeniden ayağa kalkacak, adaletle yeryüzünü dolduracak bir nesil yetişmektedir.
Dirilişin şartı, ümmetin yeniden Kur’an’a sarılması, kardeşliğini hatırlaması ve Allah’ın yolunda birleşmesidir. O gün geldiğinde, zalimlerin tankları, uçakları, orduları bir anlam taşımayacak; çünkü hak ile batıl karşılaştığında, batıl yok olmaya mahkûmdur.
Sabır, Direniş ve Zaferin Anahtarı
Her dirilişin, her kurtuluşun bir bedeli vardır. Allah’ın vaadi elbette haktır; ancak o vaade ulaşmanın yolu sabırdan, direnişten ve kararlılıktan geçer.
Bugün Gazze’de sabahın erken saatlerinde, enkazın altından çıkarılan yaralı bir çocuk gözlerini gökyüzüne çevirip “Allah büyüktür” diyebiliyorsa, işte sabrın hakikati odur. Yemen’de günlerce yiyecek bulamayan bir annenin, yine de çocuğunu uyuturken Kur’an’dan ayetler fısıldaması, direnişin en güçlü örneğidir.
Allah Kur’an’da buyurur:
“Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara /153)
Bu ayet, ümmetin zafer yolunu gösterir. Sabır, sadece beklemek değildir; sabır, en zor anlarda bile Allah’a güvenerek dimdik durmaktır. Sabır, zulme boyun eğmek değil, zulme karşı direnmek ve hak uğruna mücadele etmektir.
Gazze’nin gençleri, taşlarla tanklara karşı çıktığında sabrın ne demek olduğunu öğretiyor. Yemen’in yoksulları, açlığın ortasında isyan etmeyip direnişi seçtiğinde sabrın büyüklüğünü gösteriyor. İşte bu sabır, Allah’ın zafer kapılarını açan anahtardır.
Unutulmamalıdır ki zafer, bir anda gelmez. Bedir’de, Hendek’te, Uhud’da sabırla kazanıldı. Peygamberimiz (sav) ve sahabe, yıllarca işkenceye, açlığa ve boykota direndi. Sonunda Allah, onların sabrını zaferle taçlandırdı.
Bugün ümmetin yaşadığı imtihan da böyledir. Sabredenler, direnenler, Allah’a güvenenler eninde sonunda zafere ulaşacaklardır. Çünkü Allah, zalimlerin oyununu bozar, müminlerin yolunu açar.
“Şüphesiz zafer, sabredenlerindir.” (Enfâl /46)
İşte bu yüzden, sabır ümmetin kalkanıdır; direniş ise kılıcıdır. Sabırla kuşanan, direnişle yürüyen bir ümmetin önünde hiçbir güç duramaz.
Zalimlerin Sonu ve İlahi Adalet
Zulüm, geçici bir gölge gibidir; kalıcı değildir. Tarih boyunca zalimler, güçlerine ve ordularına güvenmiş, Allah’ın adaletini unutarak yeryüzünde kibirle yürümüştür. Ama her birinin sonu, ibretlik bir çöküş olmuştur.
Firavun, denizlerin sultanı olduğunu sanıyordu; oysa Kızıldeniz’in dalgaları arasında boğuldu. Nemrut, gökleri fethetmeye kalktı; küçücük bir sinek onun hayatını söndürdü. Karun, servetinin büyüklüğüyle övünüyordu; yerin dibine gömüldü.
Bugünün zalimleri de aynı kaderden kaçamayacaklardır. İsrail’in bombaları, Amerika’nın uçakları, Batı’nın desteği… bunların hepsi birer sınavdır. Allah zulmün sahibine mühlet verir ama ihmal etmez. Çünkü O buyurur:
“Zalimlerin yaptıklarından sakın Allah’ı habersiz sanma. Ancak Allah, onları cezalandırmayı, gözlerin dehşetle açılacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim /42)
Bugün Gazze’de, Yemen’de, Filistin’in köylerinde zulmedenler, belki kendilerini galip sanıyorlar. Fakat Allah’ın terazisi şaşmaz. Bir gün gelir, zulmün dağları yerle bir olur. Mazlumun duası göğe yükselir, melekler o duayı taşır, Allah’ın adaleti yeryüzüne iner.
Zalimlerin gücü ne kadar büyük olursa olsun, kalpleri korkak, ruhları zayıftır. Onlar tanklarla, uçaklarla gelirler ama bir taşın, bir duanın, bir sabrın karşısında yenilirler. Çünkü zalimlerin en büyük zafiyeti, hakikati inkâr etmeleridir.
Allah, Kur’an’da defalarca hatırlatır:
“Sonunda zalimlerin kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (En‘âm /45)
İşte bu yüzden ümmet, zalimlerin gücünden korkmamalıdır. Zalimlerin sonu kesindir. Tarih, bu ilahi adaletin şahitleriyle doludur. Ve bugün de Gazze’nin sokaklarında, Yemen’in dağlarında aynı hakikat yeniden yazılmaktadır.
Zulüm ile abat olanların sonu, kahırla berbat olmaktır. İlahi adalet, er ya da geç tecelli edecektir.
Birliğin Gücü ve Ümmetin Dirilişi
Ümmetin en büyük gücü, sayısında değil, birliğinde gizlidir. Bugün milyarlarca Müslümanız ama dağınık olduğumuz için gücümüzü kaybettik. Oysa Kur’an bize buyurur:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân/103)
Tarih şahittir: Müslümanlar bir araya geldiklerinde, hiçbir güç onları yenememiştir. Bedir’de sayı azdı ama iman büyüktü; Allah’ın yardımıyla zafer geldi. Hendek’te düşman çoktu ama birlik ve sabır vardı; Allah’ın nusreti indi.
Bugün ümmetin ihtiyacı, aynı ruhu yeniden diriltmektir. Gazze’nin, Yemen’in, Kudüs’ün kurtuluşu, tanklarla değil; kalplerin birleşmesiyle, duaların birleşmesiyle, adalet için ayağa kalkan yüreklerle olacaktır.
Birlik, sadece orduların birleşmesi değildir; kalplerin, duaların, hedeflerin birleşmesidir. Her müminin, dünyanın neresinde olursa olsun, mazluma sahip çıkmasıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz buyurur:
“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsız olursa, diğer uzuvlar da onun ıstırabına katılır.”
Bugün Gazze’de ağlayan bir çocuk varsa, İstanbul’da, Kahire’de, Karaçi’de, Endonezya’da, Sana’da kalbimiz sızlamalıdır. Çünkü o çocuk sadece Gazzeli değil, ümmetin çocuğudur.
Ümmet, parçalanmış haritalar, sınırlar ve dillerle bölünmüş olsa da, iman bağı hepsinden güçlüdür. Eğer bu bağa sarılırsak, yeniden ayağa kalkarız. Eğer bu bağı unutsak, zalimler bizi tek tek avlamaya devam eder.
Birlik, zaferin anahtarıdır. Dağınıklık, hezimetin sebebidir. İşte Gazze ve Yemen’in direnişi, ümmete bir çağrıdır:
“Birleşin, Allah’ın ipine tutunun, kardeş olun.”
Çünkü Allah söz vermiştir:
“Allah, kendi yolunda, kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff/ 4)
Bu saf yeniden kurulursa, ümmetin dirilişi kaçınılmazdır.
Mazlumun Duası ve Allah’ın Vaadi
Mazlumun gözyaşı, zalimin tankından daha güçlüdür. Çünkü mazlumun duası ile Allah arasında perde yoktur. Rasulullah (s.a.v) buyurur:
“Mazlumun duasından sakının. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”
Gazze’de bombaların altında dua eden bir annenin elleri, Yemen’de açlıkla kıvranan bir çocuğun gözyaşları, Kudüs’te secdeye kapanan yaşlı bir müminin duası… Hepsi Arş’a yükselir, Rabbin huzurunda kabul görür.
Zalimler, güçlerine güvenerek mazlumu ezdiklerini sanırlar. Oysa bilmezler ki, Allah’ın adaleti mutlaka tecelli eder. Mazlumun ahı yerde kalmaz. Tarih bunun şahididir: Firavun’un orduları denizde boğuldu, Nemrut’un ateşi söndü, Ebrehe’nin fillerini kuşlar perişan etti. Bugünün zalimleri de aynı sondan kaçamayacak.
Allah, Kur’an’da şöyle buyurur:
“Zulmedenlere fırsat verme! Yoksa ateş size de dokunur.” (Hud/ 113)
Mazlumun duası, zalimin saltanatını yıkan görünmez bir ordudur. Belki gözümüzle görmeyiz ama Rabbimizin adaleti yavaş yavaş tecelli eder. Çünkü Allah söz vermiştir:
“Zulmedenlere mühlet veririm, ama yakaladığımda ise artık bırakmam.” (Hûd /102)
Bugün Gazze’de bir çocuk açlıktan “Allah’ım!” diye ağladığında, o dua göklere yükselir ve melekler şahitlik eder. Yemen’de bir baba evladına ekmek bulamadığında, gözyaşıyla yaptığı dua, Rabbin rahmet kapısını aralar. Kudüs’te bir mücahit, “Ya Rabbi, bize sabır ver, ayaklarımızı sabit kıl, kâfir kavme karşı bize yardım et” diye niyaz ettiğinde, Allah’ın vaadi gerçekleşmeye yaklaşır.
Zalimler ordularına, silahlarına, paralarına güvenir. Mazlumlar ise Allah’a güvenir. İşte bu yüzden mazlumun duası, zalimin tankını eritir, uçaklarını çürütür, saltanatını yıkar.
Çünkü Allah, mazlumun yanındadır. Ve O’nun yardımı geldiğinde, hiçbir güç durduramaz.
Umudun Işığı ve Direnişin Zaferi
Umutsuzluk, zalimin en büyük silahıdır; umut ise mazlumun en güçlü direnişidir. Gazze’de, Yemen’de, Kudüs’te bombalar gökyüzünü karartsa da, her çocuğun gözlerinde bir ışık parıldar: umut ışığı.
Çünkü iman edenler bilir ki:
“Allah’ın yardımı mutlaka yakındır.” (Bakara /214)
Tarih boyunca nice milletler zulme uğramış, fakat sabır ve direnişle yeniden ayağa kalkmıştır. Moğol orduları şehirleri yakıp yıktığında, kimse İslam dünyasının yeniden dirileceğine inanmıyordu. Ama kısa bir süre sonra o Moğollar İslam’a girdi. Haçlılar Kudüs’ü işgal ettiğinde, müminler gözyaşına boğuldu. Ama ardından Selahaddin’in sancağı altında Kudüs yeniden özgürlüğüne kavuştu.
Bugün Gazze’de çocuklar taş atarken, Yemen’de açlıkla mücadele eden anneler sabırla dua ederken, Kudüs’te müminler secdeye kapanırken aslında bir şey haykırıyorlar:
“Zulüm ebedî değildir. Direniş zaferle sonuçlanır.”
Umudu ayakta tutan şey, Allah’ın vaadidir. Çünkü Rabbimiz buyurur:
“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekilere verdiği gibi yeryüzünde mutlaka iktidar vereceğini vaat etmiştir.” (Nur/ 55)
İşte bu ayet, mazlumun kalbine güneş gibi doğar. Bombalar yeryüzünü sarsar, açlık yürekleri kavurur, yalnızlık ciğerleri parçalar… ama umut hep yeşerir. Çünkü her karanlığın ardından bir sabah vardır.
Gazze’nin enkazları arasından yükselen bir ezan, Yemen’de bir çocuğun gülümsemesi, Kudüs’te bir bayrağın dalgalanması… bunlar zaferin işaretleridir. Direnişin ışığı, umudu besler.
Ve bilinir ki: Umudunu kaybetmeyenler, eninde sonunda zaferi kazanır.
Kardeşliğin Çağrısı ve Duanın Gücü
Bugün yeryüzünde her Müslüman’ın kalbi aynı yerden kanıyor: Kudüs’ten, Gazze’den, Yemen’den, Şam’dan, Bağdat’tan, Doğu Türkistan’dan, Çeçenya’dan, Arakan’dan… Sınırlar farklı, diller farklı, bayraklar farklı olabilir; ama acı tek, zulüm tek, gözyaşı tek… Ve unutmayalım ki, Rabbimiz katında iman edenler bir tek ümmettir. Biz ayrı ayrı değil, aynı bedenin uzuvlarıyız. Bir parçamız acıyorsa bütün beden hasta olur.
Şeytanın orduları, İsrail’in tankları, Batı’nın uyduları, emperyalistlerin işgal planları… Hepsi aslında tek bir noktada birleşiyor: Müslüman’ı korkutmak, yılgın düşürmek, teslim almak. Çünkü şeytan da biliyor ki bir Müslüman gerçekten ayağa kalktığında, imanla dolu bir yüreğin önünde hiçbir ordunun duramayacağını. İşte o yüzden bize sürekli fısıldıyor: “Direnişin faydası yok… İsrail yenilmez… Amerika büyük…” Oysa hakikati bilen her yürek haykırıyor: Allah büyüktür, Allah yenilmez, Allah yeter!
Ey kardeşim! Bizi yıkmak isteyenlerin unuttuğu bir şey var: Bizim imanımız, onların teknolojisinden daha güçlüdür. Bizim sabrımız, onların tanklarından daha sağlamdır. Bizim şehitlerimiz, onların askerlerinden daha kalıcıdır. Onlar ölümü bir son sanır, bizse şehadeti ebediyetin başlangıcı biliriz. İşte bu yüzden hiçbir zaman yenilmeyeceğiz. Çünkü Allah, zalimlerin tuzaklarını boşa çıkaranların en hayırlısıdır.
Şimdi sorumluluk bizdedir. Bizim ellerimizde… Bizi bu topraklarda, bu çağda Müslüman olarak yaratan Rabbimiz, tesadüfen seçmedi bizi. Bizim şah damarımıza bu imanı yerleştirdi ki dünyada adalet yeniden ayağa kalksın. Susarak, kabullenerek, korkarak değil; haykırarak, direnerek, kardeşine sahip çıkarak yaşaman için seçti seni.
Ey Müslüman! Unutma ki senin en büyük gücün, kardeşine dua etmendir. Sen Gazze’deki çocuğa dua ettiğinde, Yemen’deki aç babaya dua ettiğinde, Kudüs’teki direnişçiye dua ettiğinde; Allah katında o dua, gökten yağan taşlardan daha güçlüdür. Çünkü dua, müminin silahıdır; hiçbir füzenin karşı koyamayacağı bir silahtır.
Bugün bütün insanlığa haykırıyorum: Yol bellidir, istikamet açıktır, alternatif yoktur. Hak’tan başka yol yoktur. Şeytan ve avenesi çırpındıkça çırpınsın, onların sonu cehennemdir. Müminin sonu ise cennettir. Ve işte bu hakikati bilen her yürek, şeytanın karargâhını içinde paramparça etmelidir.
O hâlde gelin, kardeşlerim! Birbirimizin yüreklerini ellerimizle onaralım. Birbirimize yük değil, destek olalım. Aramıza ayrılık tohumları değil, kardeşlik tohumları ekelim. Ve unutmayalım ki, zafer sadece direnenlerin değil; zafer, Allah’a güvenenlerin olacaktır.
Dua ile Kapanış
Allah’ım! Kudüs’ün çocuklarına sabır, Yemen’in analarına umut, Gazze’nin yiğitlerine sebat ver.
Allah’ım! Mazlumların gözyaşlarını rahmetine, zalimlerin kanlı ellerini gazabına bırak.
Allah’ım! Bizlere cesaret, birlik, feraset, dayanışma nasip et.
Allah’ım! Şeytanın fısıltılarına kanmaktan, onun ordularına boyun eğmekten bizleri koru.
Allah’ım! Ümmeti Muhammed’i yeniden birleştir, kalplerimizi bir, saflarımızı sık eyle.
Allah’ım! Bizleri zafere layık kullarından eyle.
Ve bilinsin ki: Bizim yolumuz birdir, bizim Rabbimiz birdir, bizim umudumuz birdir.
Zafer, Allah’a inananlarındır.
Erol Kekeç/09-13.04.2025/Sancaktepe/İST