31 Ağustos 2025 Pazar

Sessizliğin Yolu


Yalnızlığın Kapısında

Hayat, insanın kalabalıklar içinde kaybolmasıyla başlıyor aslında. Gürültü, telaş, koşuşturma… Herkes bir yere yetişme derdinde; ama kimse kendine yetişemiyor. Kalabalıkların ortasında bir bakıyorsun, aslında yapayalnızsın.

Yalnızlık önce ürkütüyor insanı. Kalabalıkların sana yüklediği maskeler düşüyor, geriye çıplak bir gerçek kalıyor: Sen ve sessizliğin. İşte o an, kaçmak istiyorsun. Çünkü insan en çok kendinden korkuyor.

Ama bilmeden de adım adım giriyorsun yalnızlığın kapısından içeri. Ve fark ediyorsun ki, burası sadece boşluk değil. İçinde derin bir yankı var; senin sesin, senin kalbin, senin acıların.

Kırılmanın Sessizliği

Bir dostun gidişi, bir sevdanın bitişi, bir hayalin yıkılışı… Kırılmak işte böyle başlıyor. Ses çıkarmıyor, bağırmıyor, sadece içini delip geçen sessiz bir sancı gibi.

Yalnızlık bu kez daha da ağırlaşıyor. Çünkü artık yanında olmayanların boşluğunu taşıyorsun. Kalabalıklar seni avutamıyor, gürültü susamıyor. Her şey susuyor; sen bile…

Ama işte tam da o noktada, sessizliğin sana bir şey fısıldadığını fark ediyorsun: “Kırılmak, parçalanmak değildir. Parçaların yeniden başka bir güzelliğe dönüşebilir.”

Umudun Kırık Aynası

Kırıldığın yerden ışık sızıyor aslında. En çok acıdığın yerde, umudun yeşerdiğini görüyorsun. Çünkü umut, karanlıktan doğuyor.

Bir çocuğun masum bakışında, bir kuşun sabah ötüşünde, gökyüzünün mavisinde buluyorsun kendini. Ve anlıyorsun ki, yalnızlık daima umudu saklıyor içinde. Onu görmeyi öğrenmek sana kalıyor.

Yalnızlığın en keskin yerinde bile umut bir yol buluyor kendine. Çünkü umut, kırılmayan tek şeymiş.

Sessizliğin Öğrettikleri

Sessizlik önce ürkütüyor, sonra büyülüyor. İçinde korktuğun bütün sorular, sakladığın bütün cevaplar bir bir çıkıyor ortaya. Sessizlik seni susturmuyor; aslında seni sana anlatıyor.

Kalabalıkların ortasında unuttuğun her şeyi sessizlik sana hatırlatıyor. Çocukluğunu, hayallerini, yarım kalmış dualarını, gizli umutlarını… Ve sen fark ediyorsun: Sessizlik bir boşluk değil, bir öğretmenmiş.

Kalabalıklarda Yalnızlık

İnsan kalabalıkların içinde en çok yalnız hissediyor. Çünkü herkes konuşuyor ama kimse duymuyor. Herkes bakıyor ama kimse görmüyor. İşte o an, insan anlıyor: Yalnızlık mekânda değil, ruhun anlaşılmadığı yerde başlıyormuş.

Ama yine de kalabalıkların ortasında yalnız kalabilmek, insanı olgunlaştırıyor. Çünkü kendinle konuşmayı öğreniyorsun. Ve bu konuşmalar, belki de en dürüst sohbetler oluyor.

Acının Dönüştürdüğü İnsan

Acı önce yakıyor, sonra şekillendiriyor. Acının içinde olgunlaşıyor insan. Her gözyaşı bir ders oluyor, her kırılma bir öğretmen. Ve en sonunda fark ediyorsun: Seni sen yapan şey, mutlulukların değil, acılarınmış.

Çünkü mutluluk geçiyor, ama acı sana kalıyor. Ve o acı, seni dönüştürüyor. Daha derin, daha anlamlı, daha gerçek bir insana…

Umudun Sessiz Çiçekleri

Bir gün fark ediyorsun ki, sessizliğin içinde umudun çiçekleri açmış. Bir tebessümde, bir esintide, bir kuş kanadında gizlenmiş. Ve sen anlıyorsun: Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor; ne acı, ne yalnızlık.

Her şey bir döngü. Karanlık da ışık da, kırılma da iyileşme de… Ve umut, bu döngünün en sessiz ama en güçlü parçası.

Sessizlikle Barışmak

Yolun sonunda öğrendim ki, hayatın en değerli yanı sessizlikmiş. Çünkü sessizlik, insanı kendine getiriyor.

Yalnızlık artık bana acı vermiyor. Onu bir düşman değil, bir dost olarak görüyorum. Çünkü anladım ki: İnsan, en çok kendiyle barışınca özgürleşiyor.

Kalabalıkların ortasında susmayı, yalnızken bile gülümsemeyi, kendi kırık parçalarımı sevmeyi öğrendim. Ve fark ettim ki, kaybolduğunu sandığın her şey aslında bir başka biçimde geri dönüyor insana:
Sevgi bir tebessümle, umut bir kuş kanadında, barış sadece kendi nefesini dinlemekle.

Şimdi sessizliğe kızmıyorum. Onunla dost oldum. Ve bu dostlukta, ömrümün en berrak huzurunu buldum.

Erol Kekeç/29.08.2025/Sancaktepe/İST


29 Ağustos 2025 Cuma

Tilki ile Deve Hikâyesinden NATO ve BM’ye“Biz” Masalının Gerçek Yüzü


Bir gün tilki, deveye yaklaşır ve der ki:
— Gel, artık “ben” olmayalım. Sen ve ben yok; sadece “biz” olalım. Bize saldıran olursa birlikte karşı dururuz. Bulduğumuz ekmeği paylaşırız. Kısacası artık aramızda ayrılık gayrılık yok.

Bu söz deveye çok hoş gelir. Çünkü deve ağırbaşlı, saf ve iyi niyetlidir. “Biz” olmak kulağa güzeldir; paylaşmak, dayanışmak, ortak bir hayat sürmek insanın içini ısıtır. Deve kabul eder. Bir süre gerçekten de uyumlu görünürler.

Ama hayatın sert sınavı gecikmez. Deve yavrular. Onun bütün gayesi yavrusunu büyütmek, soğuklar bastırmadan ona güvenli bir hayat kurmaktır. Tilki ise açtır, çaresizdir, sabırsızdır. Gözünü doymayan nefsiyle yavruya dikmiştir. Bir gün sabırsızlığı galip gelir ve deve yavrusunu parçalayarak yer. Deve çırpınarak gelir, yavrusunu arar. Tilkinin ağzı gözü kan içindedir. Sorduğunda aldığı cevap şöyledir:
— “Yavrum deme, o bizim yavrumuzdu. Biz olduk ya… Senin acın da benim acımdır.”

İşte bu kısa kıssa, uluslararası siyasetin en çıplak metaforudur. Çünkü tarih boyunca güçlü devletler, güçsüzlere “biz” diyerek yanaşmış, onları kandırmış, işine gelince ortaklık kurmuş ama iş ciddileştiğinde ilk önce onların evlatlarını yemiştir.

NATO ve “Biz” Masalı

NATO’nun kuruluş hikâyesine bakalım. 1949’da, “birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için” sloganıyla yola çıktılar. Yani tilkinin deveye söylediği aynı söz: “Biz olalım!” Görünüşte kolektif güvenlik, dayanışma, ortak savunma…

Ama pratikte ne oldu?

  • Yugoslavya parçalanırken, NATO bombaları masum sivillerin üzerine yağdı.

  • Afganistan’da “biz” denildi, sonra en ağır faturayı Afgan halkı ödedi.

  • Irak işgalinde, “demokrasi getireceğiz” denildi; aslında petrol kuyularına el kondu.

  • Libya’da “biz” dediler, NATO uçakları gökleri kapladı. Sonuç? Yıkılmış şehirler, parçalanmış kabileler, binlerce öksüz çocuk.

Tilki, devenin yavrusunu yerken “biz” bahanesini nasıl kullandıysa; NATO da üye devletleri ve işgal edilen toplumları “ortak güvenlik”, “ortak değerler”, “özgürlük” diyerek aynı masalla kandırdı. Ama sonuçta yenen, hep zayıfın yavrusu oldu.

BM ve Sessiz Tilki

Bir de Birleşmiş Milletler var. Adı üstünde: “Birleşmiş”… yani “biz.” Tilki burada biraz daha süslü giyinir. Hukukun, adaletin, insan haklarının diliyle konuşur. Ama iş uygulamaya gelince, yine güçlülerin çıkarını korur.

  • Filistin halkı 70 yıldır işgal altında. BM onlarca karar aldı ama İsrail’in işgaline tek bir yaptırım uygulanmadı. Çünkü tilki güçlüydü; ABD veto etti, Avrupa sustu.

  • Ruanda’da yüzbinlerce insan katledilirken BM askerleri sadece izledi. Çünkü tilki orada çıkar görmedi.

  • Yemen bugün açlık ve bombalarla kıvranıyor. BM toplantılar yapıyor ama tilkinin çıkarına dokunacak hiçbir adım atmıyor.

Deve gözyaşıyla yavrusunu ararken tilkinin kanlı ağzını görmüştü. İşte Ortadoğu, Afrika ve Güney Amerika toplumları da aynı manzarayı görüyor. BM’nin ağzında “adalet” sözü var ama gözlerinde güçlünün kan kırmızısı yansıması duruyor.

Ortadoğu- Devenin Yavrusu

Ortadoğu halkları son yüzyıldır tilkinin en çok avlandığı coğrafyadır. Irak’ın, Suriye’nin, Filistin’in, Yemen’in yavruları tilki tarafından “ortak çıkar” bahanesiyle yenmiştir. ABD üssü, NATO operasyonu, BM kararı… Hepsi aynı masalın farklı dillerde söylenişi.

Irak işgalinde bir milyon insan öldü. Yalan neydi? “Kimyasal silah var.” Doğru neydi? Petrol kuyularına el kondu. Tıpkı tilkinin, “Biz olduk ya!” deyip deve yavrusunu yemesi gibi.

Afrika-Tilkinin Sofrası

Afrika’da onlarca ülke hâlâ sömürgeci tilkilerin masasında. Fransız şirketleri, İngiliz bankaları, Amerikan üsleri… Adı bağımsızlık olan ama ruhu zincirli devletler. BM orada da “yardım programı” adıyla giriyor, NATO “istikrar operasyonu” diyor. Ama sonuçta çocuklar açlıktan ölürken, madenler tilkinin kasasına gidiyor.

Güney Amerika-Biz Sözü, Borç Kelepçesi

Latin Amerika ülkelerine bak. IMF, Dünya Bankası, ABD’nin arka bahçe siyaseti… Hep aynı dil: “Ortak kalkınma, ortak refah.” Ama Venezuela’dan Bolivya’ya, Arjantin’den Şili’ye kadar her yerde zayıf toplumların kaynakları tilkinin iştahını kabartıyor. “Biz” diyerek borç veriyor, sonra faizle halkı köleleştiriyor.

 “Biz”in Gerçek Yüzü

Tilkinin masalıyla deve yavrusunu kaybetti. Bugün Ortadoğu, Afrika ve Güney Amerika halkları da aynı masalın kurbanı. “Biz” söylemi, güçlünün çıkarını koruyan koca bir kandırmaca.

NATO, BM, IMF, Dünya Bankası… Hepsi tilkinin farklı maskeleridir. Hepsi aynı şeyi söyler: “Biz olduk ya, senin acın benim acım.” Ama gerçek şudur: Önce senin yavrun yenir, sonra tilki karnını doyurur.

Halkların yapması gereken, deve gibi safça inanmak değil; gözlerini açmak, tilkinin maskesini düşürmektir. Çünkü gerçek “biz”, halkların kendi dayanışmasıdır. Tilkiyle kurulan “biz” ise sadece kanlı bir masaldır.

Bahadır Hataylı/29.08.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...