Bugün insanlık öyle bir noktaya geldi ki; ne hakikate kulak veriyor ne de mazlumun çığlığına. İnsanlar kulakları sağır, gözleri kör, kalpleri taş kesilmiş bir halde dünyada geziniyorlar. Kur’an’ın çağlar üstü uyarılarını adeta duymamaya yemin etmiş gibi yaşıyorlar. İşte Fussilet Suresi’nin bu ayetleri bize yol gösteriyor; hem bireysel olarak kendimize bakmamızı hem de toplumsal yozlaşmayı teşhis edip tedavi yollarını aramamızı emrediyor.
1. Sorumluluk Kişiseldir, Kimse Kimsenin Günahını Yüklenmez
“De ki: Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız.” (Fussilet/25)
Bu ayet insanlığa çok net bir mesaj veriyor: Kimse kimsenin günahını taşımaz. Bugün toplum olarak yaşadığımız birçok sorun, sorumluluğu başkalarına atarak kendimizi temize çıkarmaya çalışmamızdan kaynaklanıyor. "Hükümet böyle, sistem böyle, ailem beni böyle yetiştirdi, herkes yapıyor" gibi bahanelerle kendimizi aklamaya çalışıyoruz. Oysa Kur’an diyor ki: Dur! Sen yaptığın her şeyin hesabını vereceksin. Kimse seni temize çıkarmayacak. Kimse senin adına bedel ödemeyecek.
O zaman yol haritamızın ilk maddesi şu olmalı:
Kendimize dürüstçe bakmak. Her birimiz vicdan terazimize başvurmalı, neyi neden yaptığımızı sorgulamalıyız. Bu toplumun bir parçası olarak, yaşanan yozlaşmada bizim de payımız var mı? Görmezden geldiğimiz, sessiz kaldığımız zulümler, susarak onayladığımız adaletsizlikler neler?
2. Gerçek Adaletin Sahibi Allah’tır
"Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir." (Fussilet/26)
Dünyadaki adaletsizlik insanın canını yakıyor. Gazze’de çocuklar öldürülüyor, Afrika’da insanlar açlıktan ölüyor, mülteciler denizlerde boğuluyor, kadınlar istismar ediliyor, işçiler sömürülüyor. Ve bütün bu zulümlerin failleri çoğu zaman ya el üstünde tutuluyor ya da hiçbir bedel ödemiyor. Bu noktada insanlar isyan ediyor: "Adalet nerede?"
İşte burada iman devreye giriyor. Biz biliyoruz ki, Allah’ın adaleti şaşmaz. Herkesin yaptığı önüne serilecek, hiç kimse haksızlığa uğramayacak. O gün, maskeler düşecek. O gün, kimse torpil yapamayacak.
Yol haritasında ikinci madde: Adalete iman etmek ve bu dünyada da adaleti savunmaktan vazgeçmemek. Çünkü hesap günü gelecek.
3. Şirk, Hakikati Perdeleyen En Büyük Felakettir
"De ki: Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah'a ortak olamaz.) Aksine O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır." (Fussilet/27)
Bugün insanlar putlara tapmıyor olabilir ama modern dünyanın putları çok daha sinsi: Para, makam, şöhret, ideoloji, teknoloji, milliyetçilik... İnsanlar Allah’tan korkmaz hale geldi ama patronundan, müdüründen, devlet dairesinden, sistemden ödü kopuyor. Çünkü gönüllerinde başka ilahlar var. Bu yüzden zulme susuyor, bu yüzden vicdanını susturuyor, bu yüzden hakikate sırt çeviriyor.
Yol haritasında üçüncü madde: Modern şirki teşhis etmek ve sadece Allah’a kulluk etmek. Gerçek özgürlük, Allah’tan başkasına boyun eğmemekle mümkündür.
4. İnsanlara Uyarıcı Geldi Ama Çoğu Bilmezden Geldi
"Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Fussilet/28)
İnsanlığın gafleti buradadır işte. Peygamber geldi, mesaj geldi, kitap geldi ama insanlar başka gündemlerle meşguldü. Bugün de öyle. Kur’an hâlâ aramızda ama kimse okumuyor, anlayan çok az. Herkesin elinde telefon var, gündemi takip ediyor ama vahyi takip eden yok.
Bugün toplum olarak ahlaki çöküş yaşıyoruz. Aile dağılmış, gençlik hedefsiz, eğitim sistemimiz ezberle körelmiş, siyaset ise hizmet değil çıkar mücadelesi olmuş. Mazlumun sesi duyulmuyor çünkü ekranlar başka sahte krizlerle meşgul. Uyarı açık ama kulak tıkalı.
Yol haritasında dördüncü madde: Vahye kulak vermek. Vahyin rehberliğini gündelik hayatımıza taşımak.
5. "O Gün" Mutlaka Gelecek
"De ki: Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz." (Fussilet/30)
İşte insanoğlunun unuttuğu hakikat budur: Ölüm var. Hesap var. Mahkeme-i Kübra var. O gün geldiğinde kimse "ben bilmiyordum" diyemeyecek. O gün geldiğinde geri dönmek mümkün olmayacak. Ama ne gariptir ki; insanlar sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor. Sanki hesap günü hiç gelmeyecek gibi haramlar içinde debeleniyor.
Devletler, yöneticiler, zenginler, medya patronları, sanatçılar, akademisyenler… Herkes bir şekilde bu sistemin çarkını döndürüyor ama kimse durup da "Biz nereye gidiyoruz?" demiyor.
Yol haritasında beşinci madde: Ölümü ve ahireti unutmamak. Her hareketimizi o günün ışığında yapmak.
Günümüz Toplumu ve Gafletin Derinliği
Bugün Türkiye’de ve dünyada yaşadığımız durum tam bir gaflet hali. Kamu israfı almış başını gitmiş. Bir avuç zengin için yapılan harcamalar, lüks araçlar, özel uçaklar, şatafatlı törenler… Öbür yanda asgari ücretle hayatta kalmaya çalışan milyonlar. Emeklilikte çöken hayatlar, gençlerin umutsuzluğu, eğitimdeki çürümüşlük…
Zorla kanun çıkarılıyor, milletin sırtına yeni vergiler bindiriliyor. Bu sırada “devletin itibarı” adı altında halkın cebinden lüks finanse ediliyor. Oysa Kur’an’ın emri açık: Adaleti ayakta tutun, zayıfın hakkını gözetin.
Bugün camiler dolu ama kalpler boş. İslam, şekilsel bir ritüele dönüşmüş; namaz var ama faiz de var, oruç var ama iftira da var, hac var ama kul hakkı yeniyor. Bu, şirk düzeninin başka bir versiyonudur. Dini parçalayarak yaşamak, Allah’a şirk koşmaktır.
Örneklerle Anlatalım
Bir baba, evinde çocuğuna dürüst olmayı öğütlüyor ama markette vergi kaçırıyor. Bu kişi şirk bataklığında farkında olmadan boğuluyor.
Bir öğretmen, öğrenciye doğruluğu anlatıyor ama sınavlarda torpil yapılmasına göz yumuyor. Bu samimiyetsizlik Allah’a ortak koşmaktır.
Bir siyasetçi adalet nutukları atıyor ama yakınlarını kayırıyor. Bu, ilahlaştırılmış nefsin, Allah’ın hükmünün yerine konmasıdır.
Yol Haritasının Son Maddeleri
Şirkten arınmış saf bir imanla yaşamak. Kur’an’a dönmek, onun rehberliğine teslim olmak.
Her alanda hakikati söylemek. Susmak, dilsiz şeytan olmak demektir.
Mazluma sahip çıkmak. Bu dünyada sessiz kalınan her zulüm, ahirette çığlığa dönüşür.
İç muhasebe yapmak. Ne kadar Kur’an’la yaşıyoruz? Gerçekten vahyin izinde miyiz?
Toplumun dönüşümünü bireyden başlatmak. En yakın çevremizde adaleti, hakkı ve merhameti yaymak.
Bu ayetler insanlık için bir uyan çağrısıdır. Artık gözümüzü açmalı, kulaklarımızı tıkadığımız hakikati duymalıyız. Modern putları yıkmalı, kalplerimizi sadece Allah’a açmalıyız. Bu sistemin yaldızlı yalanlarına kanmadan, şatafatlı çürümüşlüğüne kapılmadan, sade, temiz, dürüst bir hayatı inşa etmeliyiz. Allah’tan başkasına boyun eğmeden, hakikati ne pahasına olursa olsun söyleyerek yaşamalıyız.
Çünkü o gün gelecek. Ne bir saat erken, Ne bir saniye geç...
Erol Kekeç/15.12.2024/Namazgah/İST

