Kardeşliğin Yıkılışı ve Zilletin Kökleri
Bugün yeryüzünde milyarlarca Müslüman var. Ancak bu sayı, ne zalimlerin elini titretiyor ne de mazlumlara güven veriyor. Çünkü bu kalabalık, kardeşliğini kaybetmiş, birbirine sırt çevirmiş, birbirinin hakkını gözetmeyi terk etmiş bir yığından ibarettir. Kur’an’da müminlerin birbirine olan haklarını açıkça ortaya koyan ayetlerin hayatımızdan silinmesiyle, ümmet olma vasfımız da toprağa gömülmüştür.
Kur’an’ın her ayeti bir uyarıdır, bir çağrıdır. Ama bizler, çağrılara kulak tıkayıp zalimlerin yoluna rıza gösteren bir kitleye dönüştük. Bugün Filistin’de bir çocuk şehit olduğunda, onun kanı sadece işgalcinin değil; sessiz kalan, birliğini kaybetmiş, kardeşini unutmuş Müslümanların da eline bulaşır.
İşte bu yüzden, artık kardeşlik hukukumuzu, müminin mümine hakkını ve bu hakların nasıl diriltileceğini haykırmak zorundayız. Çünkü bu haklar, sadece bireysel değil, ümmetsel bir dirilişin anahtarıdır.
1. Kardeşlik Hukuku-Sözde Değil Özde Birlik
"Müminler ancak kardeştir." (Hucurât/10)
Bu ayetin ilk sözcüğü “innemâ” yani “ancak ve ancak”dır. Yani gerçek kardeşlik yalnızca iman edenler arasındadır. Ama bugün bu kardeşliğin yeri rant, ırk, mezhep, grupçuluk ve siyasî çıkarlarla doldurulmuştur. Mümin, mümine düşman olmuş; aynı kıbleye yönelenler birbirinin arkasından konuşur, birbirinin ayağını kaydırmaya çalışır hale gelmiştir.
Somut örnek: Suriye’de, Yemen’de, Libya’da, Sudan’da ve daha nice İslam coğrafyasında Müslümanlar birbirini öldürüyor. Neden? Çünkü emperyal güçler aralarına nifak soktu. Fakat bu nifaka kapı açan bizdik. Çünkü “birbirimizin velisi olma” sorumluluğundan kaçtık.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir." (Tevbe/71)
Velilik, yalnızca dostluk değildir. Koruyuculuk, kolaycılık, destekleyicilik anlamına gelir.Bu yapılmadığında zillet kaçınılmaz olur. Bugün bir mümin zulme uğradığında, diğer müminlerin görevi onu yalnızca dua ile değil, somut yardımlarla da desteklemektir.
2. Ahlaki Çöküş-Gıybet, Haset, Alay ve Fitne
"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın..." (Hucurât/11)
Müslümanlar bugün kardeşlerinin eksiklerini araştırıyor, özel hayatlarına dair dedikodular yapıyor, sosyal medyada ifşalarla, küçük düşürmelerle birbirine zarar veriyor. Bu, kardeşlik değil, şeytanın projesidir.
"Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Zira bazı zanlar günahtır. Birbirinizin gizlisini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini etmeyin..." (Hucurât/12)
Bu ayetler, bir müminin başka bir mümin üzerindeki en temel haklarını bildiriyor: Onur, haysiyet, mahremiyet. Fakat bugün sosyal medya paylaşımlarından mahalle dedikodularına kadar herkes, herkesin mahremini konuşur halde.
Çözüm: Müslüman, bir başka müminin onurunu kendi onuru bilmelidir. Başkasının düşmesi seni sevindiriyorsa, sen mümin olma vasfını yitirmişsindir.
3. Fedakârlık ve Cömertlik-Ensar Ahlâkı
"Onlardan önce bu yurda yerleşenler, hicret edenleri severler... kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler." (Haşr/ 9)
Bugün bir mümin açken, bir başka mümin israf içinde yaşıyorsa bu ayet unutulmuştur. Sadaka kutuları boş, yardım kampanyaları ilgisiz, komşular birbirine yabancı.
Örnek: Gazze’de bombalanan evlerden kurtulan yetimler için düzenlenen yardım kampanyaları varken, milyonlarca Müslüman AVM’lerde indirim kuyruklarında bekliyor. Bu neyin göstergesi? Kardeşlik değil, sekülerleşmiş bir umursamazlık.
4. Yardımlaşma Takva Üzerine Olmalı
"İyilik ve takva üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın." (Maide/ 2)
Bugün İslam coğrafyasında birçok grup, cemaat veya siyasi yapı, kendi menfaatine göre yardımlaşma yapıyor. Takva değil, çıkar temelinde kurulan bu ilişkiler, kardeşlik hukukunu kirletiyor.
İlke: Bir mümin başka bir mümine yardım ederken onun mezhebine, cemaatine veya siyasal görüşüne göre değil, Allah’a olan bağlılığına ve zulümle olan mesafesine göre hareket etmelidir.
5. Barışı Sağlama Sorumluluğu
"Eğer iki mümin topluluk birbiriyle savaşırsa, aralarını düzeltin..." (Hucurât/9)
Bugün İslam ülkelerinde mezhep savaşları, etnik çatışmalar sürüyor. Bu savaşların fitnesi dışardan geliyor olabilir; ama içerdeki suskunluk da bu fitnenin büyümesine zemin hazırlıyor.
Örnek: Irak’ta Sünni-Şii çatışmalarında binlerce masum öldü. Ama İslam dünyasının “sessiz çoğunluğu” bu fitneye müdahale etmedi. Halbuki ayet bu sorumluluğu açıkça yüklüyor: “Aralarını düzeltin!”
6. Müminin Onurunu Korumak-Mahremiyet ve Saygı
"Ey iman edenler! Kendi evinizden başkasına, izin almadan ve selam vermeden girmeyin..." (Nur/ 27)
Bu ayet, bir başka müminin özel hayatına, evine, mahrem alanına gösterilmesi gereken saygıyı ifade eder. Bugün Müslümanlar birbirinin izzetiyle değil, zaaflarıyla ilgileniyor.
İlke: Mahremiyet, yalnızca fiziki değil; dijital alanda da korunmalıdır. Mümin, bir başka müminin izinsiz fotoğrafını paylaşamaz, özel konuşmalarını ifşa edemez. Bu hak, Kur’an tarafından güvence altına alınmıştır.
7. Hakiki Dostluk- Velayet ve Dayanışma
"Eğer siz de böyle yapmazsanız (yani müminler birbirinin velisi olmazsa), yeryüzünde fitne ve büyük bir bozulma olur." (Enfal/73)
İşte bugünün manzarası tam da budur: Yeryüzünde fitne ve bozulma. Çünkü müminler birbirinin velisi olmayı terk etti. Zalimlerin karşısında tek vücut olamayanlar, zalimlerin gücünü artırdılar.
Çözüm: Gerçek dostluk, savaşta omuz omuza, zulme karşı saf tutmaktır. Mümin, kendi çıkarı uğruna kardeşini terk edemez. Böyle yapan, Allah’ın rahmetinden uzaklaşır.
8. Ümmetin Dirilişi İçin Pratik Adımlar
1. Kardeşlik Yeniden İnşa Edilmelidir
-
Aileden başlayarak, camide, okulda ve tüm toplumsal yapılarda "müminin mümine hakkı" ders olarak öğretilmelidir.
2. Zengin-Fakir Ayrımı Ortadan Kalkmalıdır
-
Zekât kurumu, infak bilinci camilerden yayılmalı, israf kültürü lanetlenmelidir.
3. Ayrımcılık Son Bulmalıdır
-
Mezhepler, etnik kimlikler değil; iman ve salih amel merkezli birlik teşvik edilmelidir.
4. Dua ve Eylem Birlikte Olmalıdır
-
Zulme karşı sadece "dua edelim" değil; "eylem planı yapalım, destekleyelim, boykot edelim" anlayışı hâkim olmalıdır.
5. Zalimle Mesafe, Mazlumla Saf Tutmak
-
Mümin, zalime yakın olup mazluma sırt çevirdiğinde dinini kaybeder. Bu bilinci diriltmek farzdır.
Ya Diriliş Ya Zillet
Müminin mümine hakkı, yalnızca bireysel değil, toplumsal ve ümmetsel bir sorumluluktur. Bu hakların ihlali, ümmetin yıkımına; yaşanması ise yeniden dirilişine vesiledir. Artık söz değil, amel zamanıdır. Bu hakları yaşamak, her müminin boynunun borcudur. Aksi hâlde, zilletin içinde çürümeye mahkûmuz.
"Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara cenneti vererek satın almıştır." (Tevbe/111)
Bu alışverişi yapanlar, kardeşinin elinden tutar. Yapmayanlar, sadece konuşur ve zilletin içinde yaşar.
Erol Kekeç/29.05.2025/Sancaktepe/İST

