29 Mayıs 2025 Perşembe

Bir Sır Gibi Saklanan Mayıs 27

  


Bugün kalabalıklar arasında bir yabancı gibi durdum. Eşim öğrencilerinin mezuniyetini kutlarken ben, zamanın gerisinde, kalbimin kıyısında sakladığım bir deftere döndüm. Adını kimsenin bilmediği, yitip gittiği sanılan bir çocukluk hatırasına…

1981 yılının bir Mayıs günüydü. Beşinci sınıftaydım. Okulun son günlerinden biriydi. Tatil yaklaşmış, heyecan doruktaydı. Ama o gün, benim için başka bir anlam taşıyordu. Çünkü yanımda taşıdığım okul günlüğüm vardı. İçinde sadece anılarım değil, arkadaşlarımın hakkımdaki düşünceleri, satır aralarına sinmiş masum sevgileri vardı. Sayfa sayfa çocukluğumdu o defter.

Ama ben… O günü telaşla kapattım. Belki de son zili biraz erken kutladım. Defterimi sıramda unuttum.

Döndüğümde, yoktu…

Yalnızca bir defter değildi kaybolan. Bir çocuğun kalbine kazıdığı en saf duyguları, arkadaşlarına duyduğu güveni, küçük bir dünyada büyük bir anlam taşıyan satırlarıydı yitip giden. Ağlamadım belki ama içimde bir sessizlik başladı o gün. Yetişkinliğe uzanan bir suskunluk…

Yıllar geçti. Bugün, öğrencilerin müzikler eşliğinde eğlendiği o mezuniyet töreninde, o günün defteri yeniden açıldı içimde. Bir ses, bir gülüş, bir hareket – hepsi beni 1981’in o Mayıs gününe götürdü. Hürriyet ve Anayasa Bayramı’ydı o zamanlar. Bugün kimse hatırlamıyor belki, ama ben unutmam. Çünkü o gün hem çocukluğumun bayramıydı, hem de kaybettiğim bir hatıranın yas günü.

O gün, defterim gitti… Ama içindeki çocuk hâlâ benimle. Her yıl aynı mevsimde, içimde sessizce sayfalarını çeviriyor. Belki kimse görmüyor ama ben o cümleleri hâlâ okuyorum. Belki bir sır bu, ama ben her baharda o kaybolan defteri kalbimde yeniden buluyorum.

Ve bugün… O günkü kadar sessizce, kendime bir not düşüyorum:
“Kimi kayıplar, aslında seni sen yapan hatıraların en kıymetlisidir.”

Bu da benim sırrım olsun…
Bir defterin içinde saklanan bir çocuk, hâlâ içimde yaşıyor

Erol Kekeç/27.05.2025/Sancaktepe/İST

25 Mayıs 2025 Pazar

Bir Gün Herkes Kendine Dönecek


"Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının! Herkes yarın için ne takdim ettiğine bir baksın. Allah’tan korkup sakının! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unuttukları (için), Allah’ın da onlara kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Bunlar, fasıkların ta kendileridir." (Haşr /18-19)

Bu ayetler, insanın varlık nedenine dair sarsıcı bir ikazdır. Modern zamanlarda unutturulmuş en temel şey: "Yarının varlığıdır. Gönüllerin eridiği, zihnin reklamlarda tükendiği, ruhun piyasada kelepir satıldığı çağda insanlar yarını değil, şimdi için yaşıyor. Oysa Rabbimiz buyuruyor ki: "Her nefis, yarın için ne hazırladığına baksın."

I. İmanın ciddiyeti söz değil sorumluluktur

İman etmek, sadece kelime-i şahadet getirmek değil; hayatın her zerresini Allah’a göre tanzim etmektir. Ayet bu nedenle iki kez "Allah’tan korkup sakının" diyerek vurgular. Bu tekrarda bir edebi süs değil, şuursuz yaşamların, sorumsuz günlerin kırk kat uyarısı vardır.

Modern birey, sanki Allah yokmuş gibi yaşar; kazanır, eğlenir, harcar, gezip tozar. Plan yapar, strateji kurar ama sormaz: "Bu planlar ölümle bitse, ne olur?" Çünkü Allah'la bağ kopmuşsa, sorumluluk duygusu da silinir.

II. Yarın sadece takvim değil mahşer 

Ayetin en çarpıcı yönü: "yarın" kelimesidir. Burada söz konusu olan yarın, sadece bir gün sonrası değil; mahşer sabahıdır. Hayatın hesabının sorulacağı, dosyaların açılacağı, perde arkasının göz önüne serileceği gündür.

Yarını düşünmeden yaşamak, sonsuz bir karanlığa koşmak gibidir. Bugün gösteri ve vitrin üzerinden yaşanan hayatların iç yüzü orada ortaya çıkacak.

III. Kendini unutanlar 

19.ayet insan ruhunun en trajik durumunu anlatır: Allah’ı unutanlar, kendilerini de unutur. Bu ifade, insanlığın en korkunç felaketidir.

İnsan kendini unutursa, neyi niçin yaptığını, nereden gelip nereye gittiğini de unutur. Bu unutma bir ceza olarak gelir: Allah, onlara kendi nefislerini unutturur. Kendine yabancılaşan, benliğini kaybeden, özüyle irtibatı kopmuş bir kalabalık yürür sokaklarda.

Tüketir, çöpler, süslenir ama çıplaktır. Güler ama içten çürümüştür. Sahip oldukları onu tanımsız bırakır, çünkü "kim olduğu" bilgisini kaybetmiştir.

IV. Bir hesap günü var ya hazırlık 

Her İslam öğretisi hesap üzerine bina edilmiştir. Her nefes, her nimet, her nimet israfı bir hesap konusudur. Peki sen ne hazırladın? Elindeki telefonun ekran süreleri ölçülürken, secdenin, yetimin başını okşamanın, hakkın yanında durmanın kaydını kim tutuyor?

Her şeyin fişi var ama vicdan fişi neredeyse kesilmiş durumda. Kendine bak. Ne için yaşıyorsun? Kime hizmet ediyorsun? Nereden gelip nereye gidiyorsun? Bunlara cevap vermeyen hayat, sadece bir oyalanmaktır.

V. Modern fasıkların portresi 

Fasıklar, Allah’ı unutanlardır. Ama bu unutma bilinçsiz bir unutma değil; kâr uğruna, zevk uğruna, statü için Allah'la olan bağı koparma tercihidir.

Bugün reklamlar Allah'ı unutturuyor. Algoritmalar seni sen olmaktan çıkarıyor. Mahremiyet metaya, insan bedeni markaya, vicdan piyasaya teslim. Fasık sadece zinakâr değildir; susan, gören ama umursamayan, zulme dilsiz kalan, hakkın karşısında tarafsız kalan da fasıktır.

YENİDEN KENDİNE DÖN!

Bu ayetler, bizi yeniden kendimize çağırıyor. İçine gömüldüğümüz yapay benlikten çıkıp, hakiki kimliğimize dönmeye davet ediyor. Çünkü Allah’ı hatırladığın an, kendini de hatırlarsın. Yarını unutma, çünkü sonsuz bir yarın seni bekliyor.

Ve unutma:

"Herkes yarın için ne hazırladığına baksın."

Bu emir, sözde değil, özde yaşamak içindir. Çünkü Allah, yaptıklarımızdan haberdardır.

Erol Kekeç/20.03.2025/Sancaktepe/İST


Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...