25 Mayıs 2025 Pazar

Bir Gün Herkes Kendine Dönecek


"Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının! Herkes yarın için ne takdim ettiğine bir baksın. Allah’tan korkup sakının! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unuttukları (için), Allah’ın da onlara kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Bunlar, fasıkların ta kendileridir." (Haşr /18-19)

Bu ayetler, insanın varlık nedenine dair sarsıcı bir ikazdır. Modern zamanlarda unutturulmuş en temel şey: "Yarının varlığıdır. Gönüllerin eridiği, zihnin reklamlarda tükendiği, ruhun piyasada kelepir satıldığı çağda insanlar yarını değil, şimdi için yaşıyor. Oysa Rabbimiz buyuruyor ki: "Her nefis, yarın için ne hazırladığına baksın."

I. İmanın ciddiyeti söz değil sorumluluktur

İman etmek, sadece kelime-i şahadet getirmek değil; hayatın her zerresini Allah’a göre tanzim etmektir. Ayet bu nedenle iki kez "Allah’tan korkup sakının" diyerek vurgular. Bu tekrarda bir edebi süs değil, şuursuz yaşamların, sorumsuz günlerin kırk kat uyarısı vardır.

Modern birey, sanki Allah yokmuş gibi yaşar; kazanır, eğlenir, harcar, gezip tozar. Plan yapar, strateji kurar ama sormaz: "Bu planlar ölümle bitse, ne olur?" Çünkü Allah'la bağ kopmuşsa, sorumluluk duygusu da silinir.

II. Yarın sadece takvim değil mahşer 

Ayetin en çarpıcı yönü: "yarın" kelimesidir. Burada söz konusu olan yarın, sadece bir gün sonrası değil; mahşer sabahıdır. Hayatın hesabının sorulacağı, dosyaların açılacağı, perde arkasının göz önüne serileceği gündür.

Yarını düşünmeden yaşamak, sonsuz bir karanlığa koşmak gibidir. Bugün gösteri ve vitrin üzerinden yaşanan hayatların iç yüzü orada ortaya çıkacak.

III. Kendini unutanlar 

19.ayet insan ruhunun en trajik durumunu anlatır: Allah’ı unutanlar, kendilerini de unutur. Bu ifade, insanlığın en korkunç felaketidir.

İnsan kendini unutursa, neyi niçin yaptığını, nereden gelip nereye gittiğini de unutur. Bu unutma bir ceza olarak gelir: Allah, onlara kendi nefislerini unutturur. Kendine yabancılaşan, benliğini kaybeden, özüyle irtibatı kopmuş bir kalabalık yürür sokaklarda.

Tüketir, çöpler, süslenir ama çıplaktır. Güler ama içten çürümüştür. Sahip oldukları onu tanımsız bırakır, çünkü "kim olduğu" bilgisini kaybetmiştir.

IV. Bir hesap günü var ya hazırlık 

Her İslam öğretisi hesap üzerine bina edilmiştir. Her nefes, her nimet, her nimet israfı bir hesap konusudur. Peki sen ne hazırladın? Elindeki telefonun ekran süreleri ölçülürken, secdenin, yetimin başını okşamanın, hakkın yanında durmanın kaydını kim tutuyor?

Her şeyin fişi var ama vicdan fişi neredeyse kesilmiş durumda. Kendine bak. Ne için yaşıyorsun? Kime hizmet ediyorsun? Nereden gelip nereye gidiyorsun? Bunlara cevap vermeyen hayat, sadece bir oyalanmaktır.

V. Modern fasıkların portresi 

Fasıklar, Allah’ı unutanlardır. Ama bu unutma bilinçsiz bir unutma değil; kâr uğruna, zevk uğruna, statü için Allah'la olan bağı koparma tercihidir.

Bugün reklamlar Allah'ı unutturuyor. Algoritmalar seni sen olmaktan çıkarıyor. Mahremiyet metaya, insan bedeni markaya, vicdan piyasaya teslim. Fasık sadece zinakâr değildir; susan, gören ama umursamayan, zulme dilsiz kalan, hakkın karşısında tarafsız kalan da fasıktır.

YENİDEN KENDİNE DÖN!

Bu ayetler, bizi yeniden kendimize çağırıyor. İçine gömüldüğümüz yapay benlikten çıkıp, hakiki kimliğimize dönmeye davet ediyor. Çünkü Allah’ı hatırladığın an, kendini de hatırlarsın. Yarını unutma, çünkü sonsuz bir yarın seni bekliyor.

Ve unutma:

"Herkes yarın için ne hazırladığına baksın."

Bu emir, sözde değil, özde yaşamak içindir. Çünkü Allah, yaptıklarımızdan haberdardır.

Erol Kekeç/20.03.2025/Sancaktepe/İST


Dünyaya Razı Olanların Hazin Sonu

 


Bak Kardeşim,

Seninle açık konuşacağım. Öyle süslü kelimelerle, cilalı cümlelerle değil... Çünkü mevzu derin, mevzu insanın sonsuzluğa giden yolculuğunda yanlış sapağa girmesi. Beni dinlersen, birlikte biraz duralım. Bir nefeslik suskunlukta, içimize doğru eğilelim. Çünkü yüce Kitabımızda, Yunus Suresi’nin 7 ve 8. ayetleri öyle bir hakikate kapı aralıyor ki, sanırsın Rabbin yüreğine bakıyor da oradaki yönelişi sana yüzüne vuruyor.

Bak ne diyor Allah:

"Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir."

Bir düşün şimdi.

Bize kavuşacağını ummayan… Yani Rabbine varmayı aklının ucundan bile geçirmeyen, ölümü son sanan, toprağı ebedi istikamet sanan adam…

Ve dünya hayatına razı olan… "Yeter bana bu!" diyen, bir evi, bir arabası, bir maaşı olunca huzuru da bulduğunu sanan…

Ve en acıklısı: Allah’ın ayetlerinden gafil olan… Onca çağrıya, uyarıya, rahmete kulağını tıkayan insan…

Hepsinin ortak özelliği şu: Sadece dünyayı görüyorlar. Gözleri perdeli, kalpleri mühürlü. Hakkı işitmiyor, hakikati görmüyorlar.

Ama sen!

Sen bu sözleri okuyorsan, hâlâ Rabbini hatırlayabiliyorsan, hâlâ ahirete dair bir endişen, bir umudun varsa; sen kurtuluşa aday birisin. Ama yetmez! Sadece inanmak, sadece "ben farklıyım" demek kurtarmaz. Bu ayet bizi sarsmak, uyandırmak için inmiştir.

Bize diyor ki Rabbimiz: "Sadece dünyaya razı olanlara dikkat et!"

Bak razı olmak ne demek biliyor musun? Yetinmek, aramak istememek… "Bu kadarı yeter" demek. İşte en büyük tehlike burada başlıyor.

Yani mesele dünyada yaşamak değil, dünyaya razı olmak...

Hayır! Dünya geçici bir misafirhanedir. Evet çalışacağız, kazanacağız, aile kuracağız. Ama dünya bize yetmeyecek! Biz bu dünyadan razı olmayacağız. Çünkü burası fani, burası yorgun, burası eksik... Asıl yurdumuz, asıl mutluluğumuz Allah’ın yanında, ahirette!

Dünya, bir gölge kadar gerçek ama gölge kadar da geçici.

İşte bu ayet, bir hatırlatma. Kalbinde ebediyet arzusu olan her insan için bir uyarı. Bir tokat gibi iniyor yüzümüze: "Neye razı oldun? Neyle yetindin?"

Sana şimdi bir şey anlatacağım kardeşim.

Bir adam düşün. Sabah işe gidiyor, akşam dönüyor. Arada yemek, uyku, bazen tatil, bazen dizi, bazen sosyal medya… Haftalar, aylar böyle geçiyor. Arada bir cenazeye gidince ölüm geliyor aklına. Sonra tekrar hayatına dönüyor.

Hiç sormuyor kendine: "Ben nereye gidiyorum? Kimim ben? Beni yaratan benden ne istiyor?"

Bu adam, ne yazık ki "bize kavuşacağını ummayan" gruba girmiştir. Çünkü onun gündeminde Allah yok. Onun yolculuğunda ahiret yok.

Ve sen de, ben de her an bu hale düşebiliriz. Dikkat et! Gaflet yavaş gelir, sessiz gelir. Tıpkı suyun altındaki akıntı gibi seni alır götürür. Sonra bir bakmışsın, razı olmuşsun bu eksik hayata.

Bak ne diyor Allah: "Kazandıkları günahlar yüzünden varacakları yer ateştir."

Kazandıkları günahlar… Yani yaptıkları, seçtikleri, tercih ettikleri…

Ateş bir ceza değil sadece. Bir sonuçtur. Sen neye yönelirsen onun sonucunu yaşarsın. Kalbini dünyaya verirsen, sonun dünya gibi olur: geçici, sönük ve sonunda ateş!

Ama kalbini Allah’a verirsen, umutlanırsan, dönüşü hatırlarsan... İşte o zaman cennet senin için bir müjde olur.

Şimdi biraz gerçek konuşalım.

Bugün sokaklar kalabalık. Ama zihinler bomboş. Herkes koşuyor ama kimse nereye gittiğini bilmiyor. Binalar yükseliyor ama ruhlar çöküyor. Teknoloji gelişiyor ama merhamet çürüyor. İlişkiler hızlanıyor ama samimiyet ölüyor.

İşte dünya hayatına razı olmanın en net fotoğrafı bu: Sadece gördüğüne değer vermek, sadece sahip olduğuyla yetinmek...

Evde çocuklar telefonlara gömülmüş, anne babalar birbirinden uzak, komşular birbirini tanımıyor. Sözde medeni bir çağdayız ama ruhumuz taş devrinde kalmış.

Bize ne oldu kardeşim?

Niçin gözümüzü göğe kaldırmaz olduk? Niçin mezar taşlarından bile ibret almaz hale geldik?

Çünkü gaflet... Çünkü dünya tatmin etti bizi. Yetindik. Rahat bir koltuk, dolu bir cüzdan, biraz eğlence… Ve ahireti unuttuk.

Ama unuttuğun ahiret seni unutmaz!

Toprağın altı, orada seni bekliyor. Sorular hazır. Cevapların yoksa, işin zor!

Şimdi gel, başka bir adamdan bahsedelim.

Bu adam da çalışıyor, bu adamın da ailesi var. Ama fark şu: Sabah kalktığında "Allah'ım yeni bir gün verdin, sana şükürler olsun" diyor. İşine giderken helal kazanmanın duasında. Gözünü haramdan sakınıyor. Kazandığının zekâtını veriyor. Yetim görünce içi yanıyor. Geceleri başını secdeye koyuyor.

Evet onun da sıkıntıları var. Ama gönlü huzurlu. Çünkü o razı değil bu hayattan. Daha iyisini, daha kalıcısını, Allah'ın vaadini istiyor.

İşte bu adam, kurtulacaklardan.

Çünkü o Allah’a kavuşacağını umuyor. Çünkü onun içinde bir özlem var. Kalbi sadece dünyaya ait değil. Gönlü göğe açılmış bir kul o.

Kardeşim, sen hangi taraftasın?

Ayet seni uyarıyor: Dünya ile yetinme! Gaflete düşme! Allah’a dönüşü unutma!

Bir gün öleceksin. Evet çok açık söylüyorum: Öleceksin!

Kimse seni hatırlamayacak birkaç yıl sonra. Malın, araban, kıyafetin, sosyal medyadaki beğenilerin... Hepsi bitecek.

Ama bir şey kalacak: Allah’a neyle gittin? Hangi niyetle, hangi yüzle, hangi hayatla?

Şimdi bu yazıyı burada bırakabilirim. Ama seni yarım bırakmak istemem.

Şimdi sana bir yaşam denklemi vereyim:

1. Niyetini her gün tazele: Bugün Allah için ne yaptım? Bu soru hayatını değiştirecek.

2. Azla yetin ama dünyayla yetinme: Helal kazanç peşinde ol. Ama gönlün cennette olsun.

3. Ayetleri oku, düşün ve yaşa: Kur’an’ı raflarda değil kalbinde tut.

4. Gafletten uzak kal: Zikirle, dua ile, dostlarla uyanık kal.

5. Ölümü unutma ama korkma: Ölüm, Allah’a kavuşmadır. Hazırlıklı ol.

6. İnsanlara faydalı ol: Bir yetimin başını okşa, bir dertliyi dinle. İyilik seni diri tutar.

7. Secdeye kapan: Günde beş vakit, kalbini yıkarsın.

8. Allah’tan razı ol ama dünyadan değil: Çünkü Allah daha güzelini sana vaat ediyor.

Unutma kardeşim,

Sen Allah için yaratıldın. Dünya için değil. Sonsuzluğu unutanlar, fanilikte boğulurlar.

Bu hayat bir yarış değil, bir imtihandır. Kazanmak için dünyaya değil, Allah’a yönelmelisin.

Ve son olarak:

Sen, sana kavuşmayı bekleyen Rabbine karşı mahcup olma.

O seni bekliyor. Dön. Şimdi dön. Gecikme.

Çünkü "bize kavuşacağını ummayanlar" ateşe giderken, Allah'a umutla yönelenler cennete çağrılır.

Sen hangisi olmak istersin?

Karar senin, yol O’nun...

Selam ve dua ile.

Erol Kekeç/24.05.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...