22 Mayıs 2025 Perşembe

Bir Dağın Sırtında

“Dünyanın taşıdığı en ağır yük nedir?”
Diogenes cevaplar: “Cahil bir insan.”
Doğa, bu sözü çoktan toprağa yazdı aslında. Şimdi birlikte o toprağı kazalım.

Çürük Bir Kütüğün Üzerindeki Orman

Ormanda heybetli ağaçlar yükselir ama bazıları bir çürük kütüğe yaslanır. O çürük gövde, ne kendine hayat verebilir ne de diğerine. Yine de orman onu taşır, onunla yaşar, onun eksikliğini dallarında hisseder.

Toplum da böyle… Cahil birey, ne kendine faydalıdır ne de çevresine. Ama hâlâ karar verir, konuşur, yön verir. Ve ormanın taşıdığı bu çürük kütük, bazen en genç fidana bile gölge düşürür.

Yanlış Büyüyen Sarmaşık

Sarmaşık güzeldir, yeşildir, süs gibidir. Ama yanlış yöne büyürse, koca bir çınarı boğabilir. Bilgisiz ama inatçı bir insan da böyledir. Nereye tırmandığını bilmeden sarılır. Kime zarar verdiğini umursamadan ilerler.

Cahil seçmen, cahil yönetici, cahil kanaat önderi… Hepsi o sarmaşığın gövdesi gibi. Ve çınar, yani toplum, her geçen gün biraz daha nefessiz kalır.

Sisli Bir Vadide Kaybolan Yolcular

Tarih dediğimiz şey bir vadidir. Ama sis çökerse yollar görünmez olur. O sis de cehalettir. Bilgeler pusula olmaya çalışır ama yolcular, sisin içindeki hayaleti kılavuz zanneder.

Sokrates, Galileo, Hallâc-ı Mansur… Hepsi o vadide yol göstermeye çalıştı. Ama sisli kafalar, onların ateşini söndürdü. Bugün de bilgeler yol gösteriyor ama sis hâlâ kalın; çünkü cehalet bir doğa olayı gibi tekrar tekrar çöküyor.

Kuruyan Dere Yatağında Kırılan Umutlar

Bir şehir düşün, içinden geçen dere yıllar önce kurumuş. Hâlâ üstüne köprüler yapılıyor, çevresine evler konduruluyor. Ama su yok. Hayat yok. Akış yok.

Bu şehirde belediye başkanı da susuz, halk da susuz. Çünkü bilgi akmadığında şehir kurur. Cahillerin yönettiği toplumda umutlar da o dere yatağında kuruyup kalır.

Zehirli Mantarlar Gibi Çoğalan Sözler

Ormanda bazı mantarlar renkli görünür ama zehirlidir. Hayatta da bazı sözler kulağa hoş gelir ama içinde cehalet saklıdır. “Kadın hak etti”, “Çocuk kaderine razı”, “Gazeteci vatan haini” gibi cümleler o zehirli mantarlardır.

Ve bu mantarları yiyen toplumlar önce yavaş yavaş hastalanır, sonra çürür.

Yaralı Bir Kuşun Kanadında Uçmaya Çalışmak

Bir öğretmen düşün, kanadı kırık bir kuş gibi. Kalkmak ister ama her seferinde ağırlık yapacak bir şey onu yere çeker. Bazen bir veli, bazen bir müfettiş, bazen de cehaletin sesi…

Yaralı kuş yere çakıldığında, onunla birlikte gökyüzü de kaybolur.

Toprağı Zehirleyen Yağmur

Yağmur rahmettir, ama kirli gökyüzünden düşerse toprağı zehirler. Eğitim de öyledir; doğru ellerde verim alır ama cehaletin elinden geçerse zehir olur.

Bugünün sistemi, gökten zehirli damlalar bırakıyor. Çünkü su değil; siyaset yağıyor. Bilgi değil; propagandaya bulanmış cehalet.

Dağın Sırtındaki Kaya

Ve şimdi dönelim başa…
Bir dağ düşün, zirveye tırmanan bir yolcu var. Sırtında ağır bir kaya taşıyor. O kaya nedir? Bilgisizlik mi? Hayır. Onu taşıyan bir cahil! Kendi düşünmeyen, sorgulamayan, öğrenmeyen, ama başkasını da yolda bırakan bir yük.

Ve bu yük, yalnızca dağa ağır değil; o yolcuya da, gökyüzüne de…

Göğe Bakarken Yeri Unutanlara

 “Tek bir çimen yaprağı tüm yıldızlar kadar hayranlık vericidir.” – Walt Whitman

Doğanın sessiz lisanı, bazen bir insanın binlerce sayfada anlatamayacağı hikâyeyi bir çimen yaprağına sığdırır. Kainatın görünen yüzü olan tabiat, aslında bize görünenin çok ötesinde bir anlamlar okyanusudur. Walt Whitman’ın bu sözü, sadece doğaya değil, insana, kainata, yaşama bakış açımızı yeniden düşünmemiz gerektiğini haykırıyor gibidir.

Bir Çimen Yaprağının Şifresi

İnsanoğlu, uzayı keşfetmeye çalışırken, ayın ötesine uydular gönderirken, evrenin sınırlarını zorlamaya yeltenirken çoğu zaman ayaklarının altındaki mucizeyi görmezden gelir. Oysa yeryüzündeki tek bir çimen yaprağı bile, evrenin en karmaşık denkleminden daha büyük bir sırrı barındırır içinde. Bir yaprağın damarlarında akan hayat, güneş ışığını emip oksijene dönüştürme kudreti, toprağın derinliklerinden aldığı mineralleri göğe doğru yeşerten sabrı… Bunlar rastlantı olabilir mi?

Çimen yaprağı, yeryüzünün tevazu timsalidir. Yola düşse ezilir, rüzgâr esse savrulur, üstüne basılsa inlemeden kabullenir ama her baharda inadına yeniden dirilir. Tıpkı insanın da bin bir musibete rağmen her sabah yeniden uyanması, yeniden umut etmesi gibi.

Doğanın Sessiz Bilgeliği

Bir çimen yaprağı, gösterişsizliğiyle öğretir. Dikkatli bir bakışla onu inceleyen biri; sabrı, tevazuu, düzeni, metaneti ve hizmetkârlığı aynı anda görebilir. O her sabah bize şunu fısıldar: “Hayatta kalmak için büyümen gerekmez, faydalı olman yeter.”

Oksijen üretir, toprağı tutar, serinlik verir, hayvanlara besin olur. Hiçbir çıkar beklemeden, hiçbir övgü istemeden… Ne ödül bekler ne de alkış. İşte insana düşen de budur. Görevini yapmak, faydalı olmak, doğaya ve çevresine katkı sunmak. Çimen, işini yapar; oysa insan, işini yaparken görünmek ister. Bu fark, doğa ile insan arasında açılan uçurumun derinliğini gösterir.

İnsan, Göklerde Ararken...

İnsanlık, yüzyıllardır yıldızlara bakar ve büyülenir. Gecenin siyah örtüsünde parlayan ışıklar, ona ulaşılmaz olanı çağrıştırır. Oysa asıl ulaşılmaz olan, gözlerinin önünde duran bir çimen yaprağının sırlarını çözmektir. Bilim, yıldızlara teleskop tutar; ama çoğu zaman toprağın üstündeki o yeşil sessizliği unutmuştur.

Çünkü yıldızlar uzağı temsil eder. Uzakta olan hep caziptir. Oysa hakikat, çoğu zaman en yakındadır. Evrenin sırrı bir yaprağın fotosentezinde, bir arının yön bulmasında, bir kuşun kanat çırpışında gizlidir. Lakin gözler uzaklara alışınca yakındakini göremez olur.

Tefekkür, Sessiz Bir Yolculuk

Whitman’ın sözü, insanı düşünmeye davet eder. Tefekküre… Bu öyle bir yolculuktur ki, haritası yoktur, ama hedefi bellidir: Hakikate varmak. Bir çimen yaprağına bakarak tefekkür eden kişi, evrendeki bütün sistemin ne denli kusursuz işlediğini fark eder.

Her bir yaprak, rüzgârla sallanırken Allah’ın kudretini zikreder adeta. Yıldızlar ne kadar büyüleyici ise, yaprağın yeşili de o kadar derindir. Üstelik yıldızlara sadece bakabiliriz, ama çimeni koklayabiliriz, dokunabiliriz, onunla serinleyebiliriz.

İnsan, yıldızlara özenip göğe çıkmaya çalışırken toprağı unutmuştur. Oysa toprak, insanın anasıdır. Toprak doğurur, doyurur, bağrına basar. Çimen yaprağı da o toprağın öz evladıdır. Anlayabilene nice sırlar fısıldar.

Modern Çağın Körlüğü

Bugün insan, çimenin üstüne beton dökmeye meyilli. Doğanın yerini yapaylık aldı. Çocuklar artık çimen üstünde koşmak yerine ekran başında gözleri kısılmış şekilde büyüyor. Şehirler yükseldikçe doğa alçalıyor. Çimenin sesini duyamayan bir nesil, yıldızların da sessizliğinde kaybolur.

Bir zamanlar sabah çiğiyle ayaklarımızı serinleten çimenler vardı. Şimdi o sabahlarda ayağımıza değen tek şey, mermerin soğukluğudur. Hayatımızdan doğayı çıkardık, yerine plastik mutluluklar koyduk. Oysa bir çimen yaprağı bile, tüm sanal eğlencelerden daha fazla neşe barındırır. Çünkü o gerçektir.

Bir Öğretmen Olarak Doğa

Doğa, en büyük öğretmendir. Ama dersi sessiz anlatır. Sadece sabredenler, dikkatle bakanlar anlayabilir. Bir çimen yaprağına bakarak tevazuyu, sebatı, paylaşmayı öğrenebiliriz. Çimen, diğer yapraklara “önce ben büyüyeceğim” demez. Hepsi beraber yükselir, beraber eğilir rüzgârda.

Bize düşen, bu öğretmenin dilini öğrenmektir. Tefekkür, gözle bakmak değil, gönülle görmektir. Dışarıda sıradan gibi görünen o yaprak, içimizdeki karmaşaya ilaç olabilir.

Örneklerle Hayata Dair

Bir sabah çocuğunuzu alın ve bir parkta yere oturun. Ayakkabılarınızı çıkarın, çimene basın. Ona bir yaprak verin. Sorun: "Bu neye benziyor?" Belki hayal gücüyle bir ejderha gövdesine, belki bir köprünün kemerine benzetir. O da düşünsün. İşte o anda bir tohum ektiniz. Düşünme tohumu…

Yaşlı bir kadının bastonuyla yavaş yavaş yürüdüğü bir parkta, çimenin üzerine eğilerek dua ettiğine tanık oldum. Yanına yaklaşınca fısıltıyla dedi ki: "Burada eşimle yürürdük. Her çimen adımımızı hatırlıyor. Şimdi ben tek başıma yürüyorum ama o yine buralarda. Belki şu yaprağın üstünde oturuyordur."

Bir yaprakla başlayan hatıra, bir ömrü taşıyordu.

İnanç Perspektifiyle Bakmak

Kur’an’da tekrar tekrar doğaya bakmamız emredilir. Ayetlerde göklerin ve yerin yaratılışı zikredilirken, “Onlarda düşünenler için ibretler vardır” denir. Bir çimen yaprağı da Allah’ın kudretine işaret eden bir ayettir.

İnsan, kendine dönüp sormalı: Ben bir çimen yaprağı kadar faydalı mıyım? Bir yaprak kadar zararsız, bir çimen kadar sabırlı mıyım? Yoksa sadece kendim için mi yaşıyorum?

Bir Yıldız Gibi Değil, Bir Yaprak Gibi Yaşamak

Yıldızlar güzeldir ama uzaktır. Yapraklar basittir ama yakındır. İnsan hangi hayatı tercih eder? Uzakta parlayan ama kimseye dokunamayan bir yıldız mı, yoksa herkesin üstünde yürüdüğü ama köklere can veren bir yaprak mı?

Bu sorunun cevabı, hayat tarzımızı belirler. Gösteriş mi, hizmet mi? Övgü mü, fayda mı?

Çimen yaprağı, cevap vermez. Ama yaşayan her şey onunla cevap bulur.

Yaprağın Fısıltısı

Bir çimen yaprağı bazen dua olur, bazen gözyaşı. Çocukların üstünde yuvarlandığı, âşıkların üzerine oturup hayal kurduğu, yaşlıların başını yasladığı o yumuşak yeşil örtü… Sessiz bir öğretmen, sabırlı bir hizmetkâr, gizli bir bilge…

Walt Whitman’ın sözünü duymak değil, anlamak gerekir. Anlamaya çalışanlar ise artık yıldızlara değil, yere bakmaya başlar. Çünkü hakikat bazen başını göğe kaldırmakta değil, yere eğmekte gizlidir.

Ve insan, ancak yere eğildikçe büyür.

Not:Bu yazı, modern çağın göz ardı ettiği sessiz mucizelere bir ağıt, bir uyarı ve bir davettir: Çimen yaprağını gör. Çünkü orada kainat gizlidir.

Erol Kekeç/26.Mart 2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...