9 Mayıs 2025 Cuma

Römorkun Üstünde Çiğ Düşen Hayat

Hatay’ın yazı başkadır. Gündüzleri kavurur insanın etini, geceleri ise bambaşka bir sessizliğe bürünür. Sivrisinekler, cırcır böcekleri, ateş böcekleri… Her biri, gecenin içindeki orkestra gibi sırayla sahne alır. İşte o gecelerden biriydi; Temmuz’un ortası, havanın ağırlaştığı, rüzgârın bile terlettiği bir zaman.

Bizim içinse bu zamanlar başkaydı. Babam, nenem ve ben… Geceleri evin içindeki sıcaktan kaçar, eski römorkun üstüne çıkardık. Römork, gün boyunca güneşin altında kızmış demir sacını, gecenin serinliğinde usulca bırakırdı. Önce oturur, sonra uzanırdık. Sıcağın yerini yavaş yavaş hafif bir serinlik alırdı. Babam römorka battaniyeleri sererdi, nenemse yanına biraz su, biraz meyve getirirdi.

O gecede öyle başlamıştı. Yıldızların çok daha parlak olduğu, şehir ışıklarının karışmadığı bir gökyüzü… Nenem dua ederdi önce. Babam göğe bakarak, “Bu yıldızlar, dedemin de çocukken seyrettiği yıldızlar… Ne kadar aynı görünseler de, biz ne kadar değiştik.” derdi.

Sivrisinekler o gecede bile rahat vermedi. Nenem kolumu sıvazlayarak, “Sabret, bu ısırıklar bile bir gün özlenir.” dediğinde gülmüştüm. Ama şimdi, o sözü düşününce içim burkuluyor. Gerçekten de özleniyormuş.

O zamanlar anlamazdım. Babamın her sözüne kafa sallardım ama içimde bir şey şekillenmezdi. Şimdi, bu yaşımda o sözler ruhumun derinliklerinde yankı buluyor. Mesela o gece babam şöyle demişti: “Oğlum sen sen olmadıktan sonra etrafında tonlarca insan olsa ne çıkar, önce kendin olacaksın sonra kalabalıklar içine gireceksin işte o zaman mutluluğun hep içinde seninle birlikte yürür. Böyle bir insan olmak için bu geceler seni pişirir ve kıvamına gelirsin ondan sonra söylediğin her söz tadından yenmez, ağızlarında tat bozukluğu olmayanlar için...”

Bu cümle bana uzun yıllar yol gösteren bir deniz feneri gibi oldu. Çocukken anlamamıştım. Ama şimdi şehir hayatının sahte ışıklarında yolumu kaybettikçe, o feneri arar oldum.

Gece ilerledikçe sesler değişirdi. Önce cırcır böcekleri, sonra ateş böcekleri... Derken sessizlik başlardı. Çiğ düşmeye başlardı işte o anda. Nenem örtüyü üstüme çeker, “Çiğ düştü, hasta olma.” derdi. O örtü sanki bir annenin şefkatiydi. O anlar, hayatımın en huzurlu zamanlarıydı.

Uykuya dalardık. Derin, deliksiz bir uyku… Savaştan dönen bir askerin yorgunluğu gibi… Ne rüya vardı, ne kabus. Sadece içten gelen bir huzur. O kısa uykudan uyanınca horozlar ötmeye başlardı. Yeni gün başlardı. Ve biz, o kısa uykudan aldığımız huzurla güne başlardık.

Yıllar geçti. Büyüdüm. Okudum. Şehre yerleştim. Beton duvarlar, asansörler, ofisler… Her şey düzenliydi, soğuktu, eksikti. Geceleri klimayla serinlesen de, o römorkun serinliği yoktu. Yastığın pamuğu yumuşak olsa da, nenemin serdiği battaniyenin sıcaklığı yoktu.

Artık ne yıldızlar gözüküyordu camdan, ne de bir horoz sesi duyuluyordu sabah. Alarm sesiyle uyanıyor, kahvemi içerken maillerime bakıyor, bir koşuşturmaca içinde günü tamamlıyordum. Ama o kısa uyku… O birkaç saatlik deliksiz dinleniş, hiçbir uykuda kendini tekrar etmemişti.

Bir gün oturup düşündüm. Hayatımda huzur veren ne vardı? Bu şehirde, bu düzenin içinde, gerçekten huzur diyebileceğim ne kalmıştı? Yalnızlığın içinde dönüp dururken, geçmişin gölgesinde yürürken fark ettim: Ben kendime, öz doğama, römorkun üstündeki o çocuğa hasretmişim.

O gün karar verdim. Tatil bahanesiyle köye gittim. Babam vefat etmişti artık. Nenem de… Ama römork hâlâ oradaydı. Paslanmış, kenarları ezilmiş ama yerindeydi. Ona elimi sürdüm, sanki yıllardır kaybettiğim bir dostla karşılaşmışım gibi duygulandım. Oturdum üstüne. Gözlerimi kapadım. Derin bir nefes aldım. Ve geçmiş, bir sel gibi içimi doldurdu.

Geceyi bekledim. Gökyüzü karardı. O tanıdık yıldızlar geri geldi. Cırcır böcekleri, ateş böcekleri... Her şey yerli yerindeydi. Sanki zaman durmuştu da sadece ben büyümüştüm. Yanıma bir battaniye aldım. Uzanıp göğe baktım. Nenemin duasını hatırladım. Babamın sözlerini tekrarladım.

Ve çiğ düşmeye başladığında, gözümden bir damla yaş süzüldü. Ama bu kez üzgün değil, şükür dolu bir gözyaşıydı. Çünkü insan, kaybettiğini anladığında bulmaya başlarmış. O gece, yıllar sonra ilk kez deliksiz uyudum. Sabah horoz sesleriyle uyandım. Ve yeni bir güne “Bismillah” diyerek başladım.

Belki yine şehirde yaşayacağım, yine betonların arasında olacağım. Ama artık içimde bir römork var. Üstünde yıldızlar, altında geçmişimin kökleri… Ve ben, her gece o çocuğu yeniden uyutacağım orada.

Çünkü insan, bazen geçmişe dönerek geleceğini bulur. Ve huzur, toprağın kokusunda, çiğ düşen bir gecede, babanın sesinde, nenenin duasında gizlidir.

Hayat dediğin de, işte o gizleri fark etmekle başlar...

Erol Kekeç/09.05.2025/Sancaktepe/İST

8 Mayıs 2025 Perşembe

Bir Mevki İçin Bir Nesli Yaktılar

 


"İktidar elde etti mi, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez."
(وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِي ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ)

Bakara Suresi:2/205)

Makam Verildiğinde Yıkıma Koşanlar – 

Bir Uyanış Konuşması

Ey halkım!
Ey ümmetim!
Ey akıl sahipleri!
Ey sandık başında boyun eğmiş mümin kalıntıları!

Size sesleniyorum.

Allah bir ayette diyor ki:
“Makam elde ettiğinde, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”

Şimdi düşün.
Bu ayet kime iniyor sanıyorsun? Firavuna mı? Ebu Cehil’e mi?
Hayır!

Bu ayet senin el üstünde tuttuğun, kürsüye taşıdığın, dualarla iktidara yolladığın, "Allah dostu" sandığın ama Allah’ın sevmediği adamlara iniyor.
Senin taparcasına sahiplendiğin sahte kurtarıcılara.

Bak bakalım bugün kim ekinleri kuruttu?
Hangi iktidar üretimi yok etti? Tarlaları betona, ormanları villalara, çiftçiyi bankalara teslim etti?

Kim çocuklarımıza zehri müfredat diye dayadı?
Hangi yöneticiler gençliği Tik Tok'ta, uyuşturucuda, deizmde, nihilizmde boğdu?

Kim nesli ifsat etti?
Kim aile yapısını dağıttı? Kim toplumu birbirine düşürdü? Kim gençliği fuhşun ve faizli borcun pençesine attı?

Sen hala onların arkasında saf saf duruyorsun!

Allah diyor ki:

“Allah bozgunculuğu sevmez.”

Sen ne yaptın?
Bozguncuları, “reel siyaset”, “ehven-i şer”, “başka kim var?” diyerek alkışladın.
Allah’ın sevmediğini sen sevdin.
Allah’ın buğz ettiğine sen dua ettin.

İşte bu yüzden bu hale geldik!

Ekini Yok edilen Ülke- Ne Tarla Kaldı Ne Toprak

Tarım ülkesi dedikleri ülkeye bak!

  • Mazotu, gübreyi ithal ediyorsun.

  • Çiftçi tarlasını ekmiyor, bankaya borçlu.

  • Köylü marketten patates alıyor!

  • Çocuklar meyveyi mevsiminde değil, markette etiketle görüyor.

  • Buğdayı Rusya’dan, mercimeği Kanada’dan, samanı Bulgaristan’dan alıyorsun!

Bu mu senin medeniyetin?

Bu mu "yerli ve milli" olmak?

Toprağını terk etmiş bir ümmetsin sen.
Allah toprağı sana emanet verdi, sen betona gömdün.

Nesli Yok edilen Ülke- Ne Vicdan Kaldı Ne Aile

Soruyorum sana:

  • Sokakta gördüğün gençlerin gözlerinde bir ışıltı görüyor musun?

  • Liseliler artık evde kalmak değil, kurtulmak istiyor.

  • Üniversiteliler iş değil, yurt dışı kaçış planı yapıyor.

  • Kadınlar evlenmek istemiyor, erkekler sorumluluk almak istemiyor.

  • Çocuklar ekran annesiyle büyüyor, babanın kim olduğunu bilmiyor.

  • Bir nesil, sosyal medya sapkınlarının elinde büyüyor.

"Benim ailem sağlam" deme!
Toplumun bütününe bak!

Nesil gidiyor!

LGBT aleni olarak sokakta.
Ahlaksızlık özgürlük diye pazarlanıyor.
Evlenmek pahalı, boşanmak kolay.
İffet alay konusu, zinakârlık özgürlük kisvesinde…

Bu sistemin sahibi kim?
Sahip çıktığın yöneticiler değil mi?
Sen değil misin, “faiz haram ama ekonomi böyle yürür” diyenlere ses çıkarmayan?

O Zaman Bu Ayet Sana da İnmiş Olmasın?

Ayet diyor ki:
"İktidar verildi mi, bozgunculuk yapar."

Bak şimdi kendine!

  • Sen o iktidara destek oldun.

  • Bozguncuya ses etmedin.

  • Ekinin, neslin yok oluşuna göz yumdun.

Bu durumda sen hangi taraftasın?
Mazlumların mı?
Yoksa zalimlerin ardında susanlardan mı?

Sorgula Artık Ey Ümmet!

Şunu bil:

  • Allah kimseye torpil yapmaz.

  • Allah’ın sevmediği kişileri iktidara taşıyan da, en az onlar kadar sorumludur.

  • Zalim kadar, zalimi seven de, zalime susan da, aynı ateşle uyanacaktır!

Zilletle Yaşayanlara Açık Çağrı:

Ey kabuğuna çekilmiş, sadece dua eden, dua ederken de parmağı cepte olanlar!

Dua, bozgunculuğa karşı savaş açmıyorsa duasızlıktır!

Ey evinde halı serip dışarıdaki toprakla ilgilenmeyenler!

Senin konforun, başkasının mezarı oldu farkında mısın?

Ey “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler!

O yılan şimdi çocuğunun vicdanını sokuyor, farkında mısın?

Ve Son Sözüm Şu:

Allah bozgunculuğu sevmez.
Bozgunculuğa göz yumanı da sevmez.
Bozguncuyu başa getiren ümmeti de sevmez.

Sen hâlâ onları destekliyorsan…
Sen hâlâ vicdanını susturuyorsan…
Sen hâlâ "biz bir şey yapamayız" diyorsan…

Bu ayet, onların değil, senin üzerine inmiştir.

Bahadr Hataylı/Nisan-2025/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...