8 Mayıs 2025 Perşembe

Bir Mevki İçin Bir Nesli Yaktılar

 


"İktidar elde etti mi, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez."
(وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِي ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ)

Bakara Suresi:2/205)

Makam Verildiğinde Yıkıma Koşanlar – 

Bir Uyanış Konuşması

Ey halkım!
Ey ümmetim!
Ey akıl sahipleri!
Ey sandık başında boyun eğmiş mümin kalıntıları!

Size sesleniyorum.

Allah bir ayette diyor ki:
“Makam elde ettiğinde, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”

Şimdi düşün.
Bu ayet kime iniyor sanıyorsun? Firavuna mı? Ebu Cehil’e mi?
Hayır!

Bu ayet senin el üstünde tuttuğun, kürsüye taşıdığın, dualarla iktidara yolladığın, "Allah dostu" sandığın ama Allah’ın sevmediği adamlara iniyor.
Senin taparcasına sahiplendiğin sahte kurtarıcılara.

Bak bakalım bugün kim ekinleri kuruttu?
Hangi iktidar üretimi yok etti? Tarlaları betona, ormanları villalara, çiftçiyi bankalara teslim etti?

Kim çocuklarımıza zehri müfredat diye dayadı?
Hangi yöneticiler gençliği Tik Tok'ta, uyuşturucuda, deizmde, nihilizmde boğdu?

Kim nesli ifsat etti?
Kim aile yapısını dağıttı? Kim toplumu birbirine düşürdü? Kim gençliği fuhşun ve faizli borcun pençesine attı?

Sen hala onların arkasında saf saf duruyorsun!

Allah diyor ki:

“Allah bozgunculuğu sevmez.”

Sen ne yaptın?
Bozguncuları, “reel siyaset”, “ehven-i şer”, “başka kim var?” diyerek alkışladın.
Allah’ın sevmediğini sen sevdin.
Allah’ın buğz ettiğine sen dua ettin.

İşte bu yüzden bu hale geldik!

Ekini Yok edilen Ülke- Ne Tarla Kaldı Ne Toprak

Tarım ülkesi dedikleri ülkeye bak!

  • Mazotu, gübreyi ithal ediyorsun.

  • Çiftçi tarlasını ekmiyor, bankaya borçlu.

  • Köylü marketten patates alıyor!

  • Çocuklar meyveyi mevsiminde değil, markette etiketle görüyor.

  • Buğdayı Rusya’dan, mercimeği Kanada’dan, samanı Bulgaristan’dan alıyorsun!

Bu mu senin medeniyetin?

Bu mu "yerli ve milli" olmak?

Toprağını terk etmiş bir ümmetsin sen.
Allah toprağı sana emanet verdi, sen betona gömdün.

Nesli Yok edilen Ülke- Ne Vicdan Kaldı Ne Aile

Soruyorum sana:

  • Sokakta gördüğün gençlerin gözlerinde bir ışıltı görüyor musun?

  • Liseliler artık evde kalmak değil, kurtulmak istiyor.

  • Üniversiteliler iş değil, yurt dışı kaçış planı yapıyor.

  • Kadınlar evlenmek istemiyor, erkekler sorumluluk almak istemiyor.

  • Çocuklar ekran annesiyle büyüyor, babanın kim olduğunu bilmiyor.

  • Bir nesil, sosyal medya sapkınlarının elinde büyüyor.

"Benim ailem sağlam" deme!
Toplumun bütününe bak!

Nesil gidiyor!

LGBT aleni olarak sokakta.
Ahlaksızlık özgürlük diye pazarlanıyor.
Evlenmek pahalı, boşanmak kolay.
İffet alay konusu, zinakârlık özgürlük kisvesinde…

Bu sistemin sahibi kim?
Sahip çıktığın yöneticiler değil mi?
Sen değil misin, “faiz haram ama ekonomi böyle yürür” diyenlere ses çıkarmayan?

O Zaman Bu Ayet Sana da İnmiş Olmasın?

Ayet diyor ki:
"İktidar verildi mi, bozgunculuk yapar."

Bak şimdi kendine!

  • Sen o iktidara destek oldun.

  • Bozguncuya ses etmedin.

  • Ekinin, neslin yok oluşuna göz yumdun.

Bu durumda sen hangi taraftasın?
Mazlumların mı?
Yoksa zalimlerin ardında susanlardan mı?

Sorgula Artık Ey Ümmet!

Şunu bil:

  • Allah kimseye torpil yapmaz.

  • Allah’ın sevmediği kişileri iktidara taşıyan da, en az onlar kadar sorumludur.

  • Zalim kadar, zalimi seven de, zalime susan da, aynı ateşle uyanacaktır!

Zilletle Yaşayanlara Açık Çağrı:

Ey kabuğuna çekilmiş, sadece dua eden, dua ederken de parmağı cepte olanlar!

Dua, bozgunculuğa karşı savaş açmıyorsa duasızlıktır!

Ey evinde halı serip dışarıdaki toprakla ilgilenmeyenler!

Senin konforun, başkasının mezarı oldu farkında mısın?

Ey “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler!

O yılan şimdi çocuğunun vicdanını sokuyor, farkında mısın?

Ve Son Sözüm Şu:

Allah bozgunculuğu sevmez.
Bozgunculuğa göz yumanı da sevmez.
Bozguncuyu başa getiren ümmeti de sevmez.

Sen hâlâ onları destekliyorsan…
Sen hâlâ vicdanını susturuyorsan…
Sen hâlâ "biz bir şey yapamayız" diyorsan…

Bu ayet, onların değil, senin üzerine inmiştir.

Bahadr Hataylı/Nisan-2025/İST

7 Mayıs 2025 Çarşamba

Harman Yeri Kadar Büyüktü Kalbimiz (Kaybolan Değerlerin Ardından)

Bir köy vardı çocukluğumda. Ne tabelası aklımda, ne de haritada yeri belliydi. Ama ben onu içimde taşıdım hep; bir yerin coğrafyasından çok ahlakı olurmuş çünkü. İşte o köyde, harman yeri meydandı, meydan adaletti, adalet ise iman kadar derindi.

Her yıl hasat zamanı geldi mi, köy bambaşka bir ruha bürünürdü. İnsanlar sabahın erken saatlerinde kalkar, tarladan toplanan mahsul çuvallara doldurulup harman yerine getirilirdi. Traktörlerin egzozundan çıkan duman bile başkaydı o zaman. Tozun toprağın içinde yüce bir düzen kurulurdu. Orası yalnızca buğdayın dövüldüğü, arpanın savrulduğu bir yer değil; hakikatin tartıldığı, vicdanların sınandığı bir kutsal alandı adeta.

İşte ben orada büyüdüm. Harman yerinin tam ortasında duran o köy meydanında, buğdayla birlikte insan da elenirdi. Orada kim ne kadar ürettiğiyle değil, ne kadar paylaştığıyla bilinirdi. Bu yüzden fakirin hakkı sonradan değil, harman kalkmadan verilirdi. Kimse “yarın getiririm” demezdi; çünkü bilirlerdi ki ertelemek, hakkı sakatlamaktı. Hakkı vermek, ertelenmeyecek kadar kutsaldı bizim köyde.

Fakir fukaranın adı meydanda yüksek sesle anılmazdı. Onların çuvalları ayrı bir kenara konurdu. “Şunlar da filancanın” denilirdi. Ama öyle bir söylenirdi ki bu, ne küçümseme vardı ses tonunda, ne acındırma. Sanki o mahsulde onun emeği vardı da oraya bırakılması sadece bir işin tamamlanmasıydı. Gönül borcunu öder gibi değil, kardeşlik hakkını teslim eder gibi verilirdi. Babam derdi ki: “O da bu köyün bereketine dua etti. Dualar da alın teri kadar geçerlidir. Kimin emeği alınır, kimin duası yazılır, biz bilemeyiz.”

Ve ben bunları gözümle gördüm, yüreğimle öğrendim. Herkesin işi vardı ama kimsenin gözü yoktu başkasının nasibinde. Bu yüzden de kimse geçim derdiyle utanmazdı. Utanılacak olan, bilip de görmezden gelmekti.

Babam çok okumuş biri değildi. Kitap yüzü görmemişti belki, ama hayatı kitabına göre değil, kalbine göre yaşardı. Sorduğumuzda neden böyle yaptığını, neden gizli verdiğini o buğday çuvallarını, yüzümüze şöyle derdi:

“Hak, gizli verilmez. Sadaka gizli verilir ki gösteriş olmasın. Ama hak açıktan verilir ki şüphe olmasın. İnsanlar sonradan konuşmasın. Kimin ne aldığını herkes görsün ki, bir garibin daha içi buruk kalmasın.”

Bunun adına ne hukuk derdi, ne sosyoloji. Ama içinde o kadar temiz bir adalet duygusu vardı ki, mahkeme kürsüsünden daha muteberdi gözümde. Biz böyle büyüdük işte. Mahsul kokusuyla, rüzgârda savrulan buğdayın hışırtısıyla, nasibin tarlada değil meydanda paylaşıldığını görerek.

Ama zaman aktı. Harman kalktı. Meydanlar betonlaştı. Köyler sessizliğe büründü. O vicdan terazisi olan insanlar bir bir göçtü bu dünyadan. Yerlerine kalanlar ise terazinin kefelerini değil, yalnızca torbalarının ağzını düşündü. Ve biz, çocukken büyüdüğümüz o meydanı şimdi sadece hatırlıyoruz. O harman yerini artık haritalarda değil, hatıralarımızda arıyoruz.

Şimdi şehirdeyim. Her sabah uyanıyorum, gökdelenler arasına sıkışmış vicdansız bir hayatın içinde. Sırtını ofislere dayamış insanlar var. Herkes meşgul, herkes yorgun, herkes telaşlı… Ama kimse kimseyi görmüyor. Kimsenin aklına bir başkasının nasibi gelmiyor. Eskiden buğday tenekeyle ölçülürdü, şimdi insan para birimiyle tartılıyor. Değer artık ölçülemez değil, tam tersine pazarlanabilir hale geldi.

Yardım yapanlar reklam broşürleriyle dolaşıyor. Hayır işlemek bile "içerik üretimi" oldu. Kamera yoksa vicdan çalışmıyor. Fakire verilen koli bile poz vermeden bırakılmıyor kapıya. Görülmeden yapılan iyilik değil, paylaşılınca anlam kazanıyor şimdi. Ama biz öyle görmedik, öyle büyümedik…

Ben bazen içimden bağıra bağıra ağlamak istiyorum. Çünkü artık vicdan sahibi olmak bile zayıflık sayılıyor. Hakkı korumaya çalışmak ahmaklık gibi görülüyor. Dürüstsen eziliyorsun, adaletliysen geride kalıyorsun. Ama bir yerde içim kanıyor. O meydan gözümde duruyor, o babamın sesi kulaklarımda çınlıyor:

“Evlat, fakirin hakkı geciktirilmez. Gecikirse vebal büyür.”

Şimdi bu çağda, o sözleri tutamamanın yüküyle yaşıyorum. Her gün bir parçam daha eksiliyor. Her gün bir duvar daha örülüyor içimde. Ne kadar çalışırsam çalışayım, o harman yerinin bereketi yok bu şehirde. Çünkü burada nasipten çok hırs var. Paylaşmaktan çok yarış var. Ve en acısı: utanmaktan çok unutan var.

Eskiden çocuklar yardım edilen garibanı bilmezdi, şimdi kime yardım edildiği billboardlara yazılıyor. Oysa bizim köyde bir gariban çuvalını alırken yüzü yere eğilmezdi. Çünkü alırken bilirlerdi ki onurları değil, hakları teslim alınıyor. Şimdi yardım alanın yüzü kameralara çevriliyor, bir teşekkür videosuyla. Peki ya onur? Peki ya insanlık?

Ben artık yetişkin bir adamım. Ama ruhumda hâlâ o harman yerinin tozları var. Hâlâ o çuvalların başında duran, hakkı bekleyen insanların gölgesi dolaşıyor yüreğimde. Onları unutmadım. Çünkü unutursam, ben de onlar gibi olurum. Ve ben biliyorum ki, bu çağın insanı unutkan olduğu kadar utanmaz da oldu.

Babamın gözyaşı dökmeden söylediği cümleler, şimdi gözyaşı dökmeden hatırlanmıyor. Çünkü o sessiz cümlelerin içi adaletle doluydu. Şimdi çok konuşuyoruz ama içimiz boş. Şimdi hak için değil, laf için konuşuyoruz. Kalpler vitrinde değil, kilit altında saklı.

Evet, zaman değişti. Ama biz kendimizi çok kaybettik. Ve ben, her geçen gün o kaybı daha çok hissediyorum. Artık geceleri bile uyuyamıyorum. Sanki o harman yeri hâlâ içimde kuruluyor. Birileri hâlâ çuvalları getiriyor, birileri hâlâ “şu filanca garibanın” diyor. Ama sonra gözümü açıyorum, ne meydan var, ne o insanlar…

Yalnızca içimde bir yangın var. Yalnızca kalbimde bir delik var. Ve her gün o delikten biraz daha kan sızıyor. Her sabah yeni bir yara açılıyor içimde. Çünkü çocukluğumun sadakatiyle bu çağın sahtekârlığı aynı kalpte barınamıyor.

Ve ben ne yapsam, bu kanı durduramıyorum. O yüzden yazıyorum. Bu satırlar bir yakarış değil, bir hatırlatmadır. Belki birileri okur da, yeniden kurar o harman yerini. Belki birileri okur da, utanır bir garibin hakkını göstermelik yaparken. Belki birileri okur da, "biz ne ara böyle olduk" der.

Ben bir köy çocuğuyum. Harman yerinde büyüdüm. Ve o meydan bana hak, edep ve sadakat öğretti. Şimdi o değerler kanıyor içimde. Ama hâlâ umudum var. Çünkü ben gördüm, yaşadım, inandım. O meydanda büyüyen yürekler kolay kolay tükenmez.

Erol Kekeç/02.04.2025/Hatay-İST arası

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...