8 Nisan 2025 Salı

Perde Kapanınca Sessizlik

 


Loş bir odada, kalabalığın ortasında yalnız bir adam oturuyordu. Adı Halil. Her cuma akşamı televizyonun karşısına geçip tarihi savaş filmleri izlemeyi adet edinmişti. Kan, barut, kahramanlık… Gözleri dolardı, burnunu çekerdi her zafer sahnesinde. Kalbi sıkışırdı mazlumların acısıyla. Ve film biterdi. Kapanış jeneriği akar, Halil gözyaşlarını siler, mutfağa gidip çay koyardı. Her hafta böyleydi.

Bir gün izlediği film, 1948’de Filistin’de geçen bir hikâyeydi. Kadınlar sürülüyor, çocuklar taş atıyor, gençler vuruluyordu. Halil yine ağladı. Gerçek gibiydi her şey. “Vay be,” dedi içinden. “Ne zulüm çekmiş bu insanlar…”

Ama sonra o jenerik yine aktı. Işıklar yandı. Telefon titredi. WhatsApp grubuna yeni bir “hafta sonu önerisi” düştü:
— “Netflix’te yeni bir Osmanlı dizisi var, izlediniz mi?”

Halil gülümsedi. Gerçekten acı çekmek yerine, acıyı simüle eden görüntülerle kendini avutmayı seviyordu. Çünkü o zaman hiçbir bedel ödemezdi. Ruhuna bir çizik bile inmezdi. Hikâyeler ağlatır, gerçekler yorardı.

Ertesi sabah camide, yaşlı bir adam eline bir broşür sıkıştırdı. Üzerinde sadece tek bir cümle vardı:
“Gazze bir film değil.”

Halil irkildi. Gözleri doldu. Ama bu gözyaşı farklıydı. İlk defa bir duygunun içinde kalakaldı. Film müziği yoktu, kamera açısı yoktu, kahramanlar birer oyuncu değildi. Ve o an fark etti:
Ağlamak kolaydı. Hissediyormuş gibi yapmak kolaydı. Ama gerçeğe dokunmak yürek isterdi.

O gün öğle namazından sonra evine gitmedi. İnterneti açtı, sosyal medyada dolaşmak yerine haber ajanslarına girdi. Bir çocuğun gözlerinden yakaladı gerçeği. Adı Rami idi. 9 yaşındaydı. Yüzü toz içindeydi ama gözleri sanki yüzlerce yıl yaşamış gibiydi.
Rami’nin hiçbir dizisi yoktu. Hiçbir sezonu, hiçbir bölümü.
Sadece sessiz bir çığlık.

Halil kendi kendine sordu:
“Ben bu çocuğun hangi sahnesinde ağlayacağım? Hangi yönetmene isyan edeceğim? Hangi senaryoya sığınacağım?”

İşte o an, gözyaşı değil karar aktı gözlerinden. Koltuğundan kalktı. Cüzdanını, telefonunu, bilgisayarını aldı. Yardım kuruluşlarını araştırmaya başladı. Vicdanına uzanan ilk köprüyü kurdu. Sadece bağış yapmak için değil…
Bir ses olmak, bir kalp olmak, bir iz bırakmak için.

Artık film bitince çay koymuyordu Halil. Film başlamadan önce dua ediyordu. Her cuma, önce Gazze’yi okuyordu. Sonra ağlamıyordu artık. Çünkü anlamıştı:
Ağlayanlar değil, sorumluluk alanlar değiştirir dünyayı.

Ve her cuma izlediği filmlerin sonunda kendi cümlesiyle kapatıyordu ekranı:
"Gerçekler sadece izlenmek için değildir… Onlar yaşanır. Ve yaşanan hiçbir hakikat, perdenin arkasında kalmaz."

Bahadır Hataylı/09.04.2025/Sancakteep/İST

7 Nisan 2025 Pazartesi

Bembeyaz bir kar gibi sana döneyim

Bembeyaz bir örtü gibi serildi zaman, Gecenin en sessiz anında indi kar, Üzerinde kir, pas ve günah taşıyan toprak, Bir anda tertemiz, bir anda huzur dolu.

Ey beyazlığın en derin sureti, Ey safiyetin kanatlanmış hali, Senin varlığında saklı tüm sırlar, Senin düşüşünle anlar insan kendini.

Bir çocuk gülümsüyor soğuğa aldırmadan, Avuçlarını açmış, düşen taneleri sayıyor, Her biri bir dua, her biri bir umut, Her biri Allah’tan bir lütuf gibi.

Ama ne zor, ne çetin Rabbim, Beyaz kalmak bu kirli ellerin arasında. Ne zor adil olmak, ne zor merhametli, Her adımda çamura bulanıyor ruhlar.

Dünya bir çark, döner durmadan, Kimi ezilir, kimi unutur insanlığını. Beyazı görenler siyaha bulanır, Doğrular eğrilir, eğriler doğrulardan daha gür çıkar.

Bir bilge yaşlı adam suskun, Sırtında yılların yüküyle eğilmiş, Bembeyaz karın üstünde yürürken, Geride iz bırakmamaya çalışıyor.

"Ey oğul, ey kızım," der gibi sessizce, "Bu dünya kirlenmek için mi yaratıldı sanırsın? Hayır, bu dünya arınmak içindir, Zira her düşen kar tanesi bir uyarıdır, Bize tertemiz başlamamız gerektiğini hatırlatır."

Bir gökyüzü düşün, her yıldız bir hakikat, Bembeyaz ayetler yazılmış bulutlara, Ve yeryüzü, bu hakikate kulaklarını tıkamış, Gözlerini yummuş, kalbini mühürlemiş.

Ey insanoğlu! Ey bencilliğin esiri, Kaç parça beyazlık kalır sende, Şu haram sofralarında, şu unutulmuş yetimlerin gözyaşlarında? Kaç kar tanesi dayanır sıcak nefesine?

Rabbim, yüreğim titriyor, gözlerim yanıyor, Ne kirli bir sahne çizilmiş önüme, Bir tarafta şatafat, israf ve kibir, Bir tarafta açlığın, soğuğun koynuna sığınanlar.

Ve kar yağıyor usulca, Kötüleri örtmek için değil, İyiliğin yolunu aydınlatmak için, Hakikati hatırlatmak için yağıyor kar.

Gün gelecek, kar bile yağmaz olacak, Çünkü bu dünya, beyazı tutamayacak kadar kararmış olacak. O gün geldiğinde ey insan, Ne ile temizleyeceksin kendini?

Ey Rabbim, beni bu beyazlığın içinde tut, Beni bu kirli dünyanın parçası etme, Bırak, düşen her kar tanesinde adını anayım, Ve bembeyaz bir kar gibi, sana döneyim...

Erol Kekeç/15.03.3035/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...