14 Mart 2025 Cuma

Özgürlük Putlar Yıkıldığında Başlar

Ali Şeriati'nin ifadesiyle putperestlik, yalnızca taş ve tahtadan yapılmış heykellere tapınmak değildir; aksine, bireyin ve toplumun kutsallaştırdığı her şeyde kendini gösterebilir. Putlar bazen bir lider, bazen bir ideoloji, bazen bir yaşam tarzı ya da alışkanlık olabilir. Önemli olan, insanın bunları sorgulamadan kabul etmesi, onları eleştirme cesaretini gösterememesi ve kendi bilinciyle hareket edememesidir.

Putperestlik-İnsanın Kendi Zihninde Başlayan Bir Tutukluluk

Putperestlik, insanın kendi aklını ve iradesini devre dışı bırakarak, önüne konulanı sorgusuz sualsiz kabul etmesiyle başlar. Bu durum, sadece dinî ya da mistik bir inanç çerçevesinde değil, toplumsal, siyasi ve kültürel bağlamlarda da kendini gösterebilir. Putperest bir zihin, dogmatik düşünce kalıpları içinde sıkışır, kendisine sunulanı en yüce hakikat olarak kabul eder ve bu düzenin dışına çıkmayı aklına bile getirmez.

İnsanın bir putu vardır çünkü güvenmek, dayanmak, inanmak ve teslim olmak ister. Bu yüzden, tarih boyunca toplumlar kendi putlarını yaratmış ve onlara tapmıştır. Eski çağlarda bu putlar fiziksel heykellerdi; ancak modern çağda putlar daha soyut hâle gelmiştir. Artık putlar bir ideoloji, bir lider, bir tüketim alışkanlığı, bir statü göstergesi ya da körü körüne bağlı olunan bir yaşam tarzı şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

İdeolojilere ve Sistemlere Tapınma

Modern putperestlik biçimlerinden biri, ideolojilere ve sistemlere tapınmaktır. İnsanlar bazen bir ideolojiyi sorgulanamaz bir hakikat olarak görür ve onu eleştiren herkesi düşman ilan eder. Oysa her ideoloji, belirli tarihsel, ekonomik ve sosyolojik koşullar altında doğmuş ve zaman içinde değişime uğramıştır. Ancak dogmatik bir zihin, kendi ideolojisini mutlak doğru olarak kabul eder ve onu sorgulamaktan korkar.

Kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, milliyetçilik ve diğer pek çok düşünce akımı zamanla insanların bilinçlerinde birer put hâline gelmiştir. Kapitalizme tapan bir zihin, parayı ve tüketimi kutsallaştırır; milliyetçiliği putlaştıran biri, kendi milletini tüm gerçeklerin üstünde tutar ve eleştiriye kapalı hâle gelir; ideolojik bağlılıkları putlaştıranlar ise farklı düşünenleri dışlayarak kendi düşünce dünyalarını daraltır.

Putperestlik, bireyin özgürlüğünü kısıtlayan en büyük engellerden biridir. Zira birey, tapındığı ideolojinin dışında bir hakikat olabileceğini kabul etmez ve kendisini dar bir çerçeveye hapseder. Bu nedenle, insanın özgürleşebilmesi için önce ideolojilerini, inançlarını ve kabullerini sorgulaması gerekir.

Lider Kültü-Bireyin Teslimiyeti

Bir diğer modern putperestlik biçimi, insanın bir lideri ya da yöneticiyi ilahlaştırmasıdır. Tarih boyunca krallar, firavunlar, padişahlar ve diktatörler, kendilerini tanrısal bir güçle donatılmış gibi göstererek halkın itaatini sağlamıştır. Günümüzde ise bu durum farklı formlarda devam etmektedir.

Bireyler, kendi liderlerini sorgulama cesareti gösteremezlerse, farkında olmadan bir putperestliğin içine düşerler. Lider ne derse doğrudur, onun yaptığı her şey hikmet doludur, o asla hata yapmaz… İşte bu düşünce tarzı, bir toplumun aklını ve vicdanını felç eden en büyük tehlikelerden biridir. Oysa bir lider de insandır, hata yapabilir, yanlış kararlar alabilir ve eleştirilmesi gerekir. Ancak bir liderin sözleri ve kararları kutsallaştırıldığında, toplum artık eleştirel düşünme yetisini kaybeder ve bir çeşit zihinsel esarete girer.

Tüketim Kültürü ve Modern Putlar

Günümüzde putperestliğin en yaygın biçimlerinden biri de tüketim kültürüdür. Kapitalist sistem, insanlara belirli markaları, statü sembollerini ve yaşam tarzlarını kutsal bir değer gibi sunar. Bir insanın değeri, sahip olduğu eşyalarla ölçülmeye başlanır; ne kadar pahalı bir araba sürüyorsa, ne kadar lüks bir yaşam sürüyorsa, toplumda o kadar saygın olduğu düşünülür.

Reklamlar ve medya, insanlara sürekli olarak "daha fazlasına sahip olma" fikrini aşılar. İnsan, ruhsal tatmini maddi nesnelerde aramaya başlar ve zamanla tüketim bir tür ibadete dönüşür. Yeni bir telefon modeli çıktığında mağaza önlerinde kuyruğa giren insanlar, aslında modern çağın putperestleri hâline gelmiştir. Onlar, bir zamanlar insanların taş ve tahtadan heykellere gösterdiği bağlılığı, günümüzün tüketim nesnelerine göstermektedir.

Oysa gerçek özgürlük, insanın maddi bağımlılıklarından kurtulması ve kendi iç dünyasında bir denge kurmasıyla mümkündür. Kişi, tüketimi bir amaç değil, bir araç olarak görmeli ve maddi dünyaya gereğinden fazla anlam yüklememelidir.

Putperestlikten Kurtulmak-Bilinç ve Özgürleşme

Putperestlikten kurtulmanın yolu, insanın aklını ve vicdanını kullanarak sorgulayan bir birey hâline gelmesidir. Bunun için:

1. Sorgulayıcı Olmak: İnsan, kendisine sunulan bilgileri ve değerleri sorgulamalı, hiçbir düşünceyi körü körüne kabul etmemelidir.

2. Bireysel Özgürlüğü Savunmak: İdeolojiler, liderler ve sistemler insanları köleleştirmek için değil, özgürleştirmek için vardır. Eğer bir sistem bireyin özgürlüğünü elinden alıyorsa, orada bir putperestlik söz konusudur.

3. Maddi Bağımlılıklardan Kurtulmak: İnsan, tüketimi bir amaç olarak görmemeli, ruhsal tatmini maddi nesnelerde aramamalıdır.

4. Gerçek Anlamda Dindar Olmak: Din, insanı pasifleştiren değil, özgürleştiren bir olgudur. Eğer din adına birileri zulmü, baskıyı ve adaletsizliği meşrulaştırıyorsa, orada gerçek dinden değil, bir putperestlik biçiminden söz edilebilir.

Hakikatin Peşinde Bir İnsan Olmak

Putperestlik, tarih boyunca insan zihnini esir almış en büyük tehlikelerden biri olmuştur. Ancak modern çağda bu tehlike daha sinsi ve fark edilmesi zor bir hâl almıştır. Artık putlar tapınaklarda değil, ekranlarda, ideolojilerde, lider kültlerinde ve tüketim alışkanlıklarında kendini göstermektedir.

Özgür bir insan, hiçbir şeye körü körüne bağlanmayan, sürekli düşünen, sorgulayan ve hakikatin peşinde olan insandır. Hakikat, ancak putları kıranların ulaşabileceği bir gerçektir. Ve ancak putlardan arınmış bir zihin, özgürlüğü gerçekten tadabilir.

Erol Kekeç/28 Şubat 2025/Sancaktepe/İST


Dinin Omurgası Adalettir Yüreği Tevhiddir Beyni Ahlaktır

Din, bireyin ve toplumun varoluşuna anlam kazandıran, insanı yücelten, ona bir istikamet veren bir sistemdir. Ancak dinin sadece şekil ve ritüellerle sınırlandırıldığı, özündeki ilkelerden koparıldığı, zaman, tükenerek bir yük haline geldiğini görürünüz. Gerçek din, bir bina gibi sağlam temeller üzerine oturmalıdır. İşte bu temeller adalet (omurga), tevhid (yürek) ve ahlak (beyin) ile sağlanacak. Bunlardan biri eksikse, çöker ya da işlevi kaybolarak dünyada sürünmeye mahkûm olur.

Yerde sürünen bir dinden ise ne bireye ne de topluma bir hayır gelir. Bu durumda, din neden adalete, tevhide ve ahlaka dayanmalıdır? Bu üç emin bir arada bulunduğunda ne olur? Günümüzde dinin süründüğü halleri nasıl teşhis edilebilir? Ve nasıl yerleştirebiliriz? Bu soruların üzerine mantıksal çerçevenin ayrıntılarını düşünelim.

1. Omurga-Adalet Olmazsa Din Sürünür

Adalet, dinin temel taşıdır. Kur'an'da adalet o kadar merkezdedir ki, Allah adil olmayan hiçbir düzeni kabul etmez:

“Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl/90)

Adalet, sadece mahkemelerde karar vermek değil, hayatın her alanında haklıya hakkı teslim etmek, zulmü engellemek, bireyler arasında genel olarak bir sistem oluşturmaktır...Adalet olmadan bir dinin ayakta kalması mümkün değildir çünkü:

  • Adaletin olmadığı yerde zulüm hüküm sürüyor.
  • Zulmün olduğu yerde insanlar dine güvenmez, dinden soğur .
  • Halkın vicdanı kanarken dindarların adaletsizliğe susması, dinden soğumaya sebep olur.

Eğer dinin omurgası olan adalet çökerse, toplumsal çifte standartlar, kayırmacılık, hukuksuzluk, güçlülerin zayıfları ezmesi gibi sorunlar başlar. Böyle bir dinin sadece adı kalır ama hayatta kalmaz. Bir vücudun omurgası kırıldığında nasıl ayakta duramazsa, bir din de adaletten mahrum kaldığında sürünmeye mahkûmdur.

Adaletin Yok Olduğu Bir Din Neye mi Benzetilir?

Eğer bir ülkede din adına konuşanlar adaletli değilse, şu tür tablolar ortaya çıkıyor:

  1. Güçlüler dokunulmaz olur, zayıflar ezilir : Bir suç eğer fakir biri tarafından işlenirse ağır cezalandırılır ama güçlü biri tarafından işlenirse üstü örtülür.
  2. Dinin araçsallaştırılması : Din, yönetimlerin çıkarlarını koruyan bir sistem haline gelir. Dini liderler zulme sessiz kalır, hatta devam eder.
  3. İnsanlar dine güvenenleri kabul etmezler : Din, haksızlıkları meşrulaştıran bir mekanizma gibi algılanır ve toplumun vicdanında suç başlar.

Tarih boyunca büyük medeniyetlerin değerleri adaletin yıkılmasıyla başladı. Eğer dinin adaleti omurgası kırılırsa , toplum bozulur, düzen bozulur ve dini değerler bile yozlaşır.

2. Yürek-Tevhid Olmazsa Din Şirke ve Bölünmeye Mahkûm Olur

Tevhid, yani Allah'ın birliği, dinin yüreğidir . Tevhid, yalnızca Allah'ın varlığına bağlı değildir, O'nu her şeyin merkezi kabul etmek, otorite olarak sadece O'nu tanımak, hayatı O'nun değerleriyle şekillendirmektir.

Peki, tevhidin bir şeye dönüşümü ne oluşturur?

  • Dini bölünmeler, mezhepçilik ve taassup ortaya çıkar. İnsanlar Allah'ın yerine liderlerini kutsallaştırır, dini gruplar oluşturup çatışırlar.
  • Allah'ın yerine  ideolojiler ve kişilerin oluşturduğu din yer alır. Dini söylemler kullanılsa bile, aslında din değil, kayıtlı bilgiler veya çıkar grupları merkeze yerleşir.
  • Ruhsuz ve mekanik bir ibadet anlayışı gelişir. İnsanlar Allah'a yakın olmak yerine geleneksel taklit eder, namaz, oruç gibi ibadetler ruhsuz birer yeterlilik haline gelir.

Tevhid, dini parçalanmaktan ve yozlaşmadan koruyan temel ilkedir. Eğer bir insan “Allah birdir” der ama hayata kapitalizmi, menfaatçiliği, kibri, ırkçılığı koyarsa, o zaman Allah'ı değil, kendi heveslerini ilah edinmiş olur.

3. Beyin-Ahlak Olmazsa Din Anlamsızlaşır

Ahlak, dinin beynidir çünkü ahlakı olmayan bir din kuru bir şekilciliğe dönüşür . Kur'an'da ahlâk değerleri, ibadetlerden bile daha fazla vurgulanmıştır:

“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar, zayıfı doyurmaya teşvik etmez.” (Maun/1-3)

Bu ayet, ahlaktan yoksun bir din anlayışının boş olduğunu göstermektedir. Bir insan günde beş vakit namaz kılsa, hacca gitse amaca uygun olmasa, emanete ihanet etse, kul hakkı yese, onun dini sadece bir maskeden ibaret olur.

Ahlaksız Din Neye Dönüşür?

  • Güçlünün haklı olduğu bir sistem : Eğer ahlak yoksa, zengin dindar kabul edilir, fakir aşağılanır.
  • Gösteri ve riyakârlık kesintisi : İnsanlar dine samimi bir bağlılık yerine, toplum içinde saygınlık kazanmak için dindar görünmeye başlar.
  • Yalnızca ritüellere indirgenir : Ahlak kaybolduğunda din, sadece camide yaşanan bir gelenek haline gelir ve toplumsal süreçlere çözüm sunamaz.

Bu nedenle din sadece namaz, oruç ve hacdan ibaret değildir . Bunlar birer araçtır, amaç ise insanı ahlaklı, adaletli ve tevhide bağlı bir varlık haline getirmektir . Ahlak olmazsa din ruhsuz bir kabuk gibi kalır.

Din Nasıl Ayağa Kalkar?

Yerde büyüyen bir dini çıkış için, önce onun adalet omurgasını,tevhid, yüreğini ve ahlak beynini yerine koymalıyız. Peki bunu nasıl yapıyorsunuz?

  1. Adaleti merkeze almamız gerekir : Hangi sosyal sınıfta olursa olsun, adaleti savunmayan bir din, yozlaşmaya mahkûmdur.
  2. Tevhidi güçlendirmeliyiz : İnsanları mezhepsel, etnik veya siyasi kimlikler yerine, Allah'ın birliği etrafında birleştirmeliyiz.
  3. Ahlakı yeniden inşa etme kuralı : Din sadece ibadetlerden ibaret olmamalıdır, ahlak bir güç haline gelmelidir.

Eğer bir din, bu üç temel direk üzerine oturtulmazsa, o din  dünyada sürünerek duruyorsa, insanlara da yük olur . Ama eğer adaleti, tevhidi ve ahlakı tam anlamıyla yerine koyarsak, din yeniden yükselir ve dinle insanlar izzet ve şeref bulur. Böylece din, insanlığa ışık tutar .

Erol Kekeç/10.03.2025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...