6 Mart 2025 Perşembe

Doğanın Kucağında Geçen Ömrün Hikâyesi

 


Yağmurun toprakla buluştuğu o ilk anı bilirim. O koku, rüzgârla birlikte ciğerlerime dolarken, çocukluğumun geçtiği taş duvarlı, toprak damlı o küçük evin önünde duruyorum şimdi. O ev, geçmişin seslerini fısıldayan, zamanın dokusunu içinde saklayan bir yuva gibiydi. Belki mütevazıydı ama ruhu, duygusu, yaşanmışlıkları vardı. Ve ben, işte orada, doğayla iç içe, onun bir parçası olarak büyüdüm.

Sabahın ilk ışıkları dağların üzerinden süzülerek yamaçlara vurduğunda, ahşap kapımızı açar, çıplak ayaklarımla ıslak çimenlerin üzerinde yürürdüm. Gözlerimi ovuştururken uzaklardan gelen koyunların melemesi, horozların ötüşü ve rüzgârın hafifçe dallara çarpan fısıltısı bana günün başladığını haber verirdi. Bu sesler benim için bir alarmdan çok daha anlamlıydı; çünkü her biri hayatın içindendi, doğanın ritmine ayak uyduruyordu.

Annem, tandırın başında ekmek pişirirken, odanın içine yayılan sıcak hamurun kokusu midemi şenlendirirdi. O küçük mutfakta, bir tabak peynir, birkaç zeytin ve mis gibi tereyağıyla kahvaltımızı yapar, sonra babamın peşinden tarlaya koşardım. Toprağı hissetmeyi, onu sevmeyi, ona emek vermeyi o öğretti bana. Her bir buğday tanesinin nasıl bir mucize olduğunu, bir tohumu ekerken ona umutlarımızı da kattığımızı o anlattı.

Mevsimler değiştikçe hayat da değişirdi. İlkbahar geldiğinde, yemyeşil çayırlar serilir, papatyalar açardı. O vakitler, kırlarda dolaşıp kelebeklerin peşinden koşmak en büyük eğlencemdi. Yazın gelişiyle tarlalar sararır, hasat zamanı başlardı. O günlerde babamla sırt sırta vererek tarlada çalışırdık. Akşam olunca dağlardan inen serin rüzgârla birlikte evimizin önüne oturur, yıldızların altında uzun uzun konuşurduk.

Kışın gelişi, köyde bambaşka bir telaş demekti. Soğuk gecelerde sobanın etrafına toplanır, büyüklerimizden masallar dinlerdik. Babam eski zamanlardan, dedemizden, onların da dedelerinden kalan hikâyeleri anlatırken ben, sobanın çıtırtısıyla uykuya dalardım. Kar yağdığında ise en büyük eğlencemiz dışarı çıkıp eldivensiz kartopu oynamaktı. Ellerimiz donsa da, gülüşlerimiz içimizi ısıtırdı.

Bu hayat, belki de pek çok kişiye sıradan görünebilir. Ancak benim için buradaki her an, doğayla kurduğum bağın bir parçasıydı. Gökyüzüne bakarken hangi bulutun yağmur taşıdığını tahmin edebilir, bir ağacın kabuğuna dokunduğumda onun yaşını hissedebilirdim. Toprağın kokusunu içine çekmek, suyun akışını dinlemek, hayvanların gözlerine bakıp dertlerini anlamaya çalışmak... İşte bunlar, benim hayatımın en değerli dersleriydi.

Ancak zaman geçti, ben büyüdüm ve o küçük evden ayrılmak zorunda kaldım. Büyük şehirlerin kalabalık sokaklarına adım attığımda, ilk fark ettiğim şey sessizliğin eksikliği oldu. Motor sesleri, aceleci adımlar, telaş içinde koşturan insanlar... Hiçbirinde doğanın ritmi yoktu. Beton duvarlar arasında kaybolmuş gibiydim. O eski evimi, bahçedeki dut ağacını, sabahları duyduğum kuş seslerini özledim.

Yıllar sonra, bir gün geri döndüm. Evin kapısını açtığımda içerideki eski kokuyu hâlâ alabiliyordum. Bahçede büyüyen otlar, rüzgârda hafifçe sallanıyordu. Her şey biraz eskimiş, biraz yıpranmıştı ama ruhu hâlâ aynıydı. Toprağa diz çöktüm, parmaklarımı serin toprakta gezdirdim. O an anladım ki, ben buraya aitim. Doğa benim evim, benim nefesim.

Bugün hâlâ o topraklarda yaşamak istiyorum. Çocukluğumun geçtiği yerde, doğanın bir parçası olarak, onun ritmiyle hareket etmek istiyorum. Sabahları yine çimenlere basarak uyanmak, ekmeğimi kendi ellerimle yapmak, yıldızların altında babamı hatırlayarak uyumak istiyorum. Çünkü biliyorum ki, insan doğadan koparsa ruhu eksilir. Ve ben, eksik kalmış yanlarımı onarmak istiyorum...

Erol Kekeç/09.01.2025/Sancaktepe/İST

Kur'an'da Tevhid-Resulün Görevi ve Tarihsel Tahrifatın Analizi-2


Kur'an'ın Bildirdiği Saf Tevhid İnancı ve Dinde Çoğulcu Kaynak Anlayışının Ortaya Çıkardığı Parçalanmışlık

İslam'ın en temel öğretisi olan tevhid inancı, Allah'ın mutlak birliğini ve otoritesini kabul etmeyi gerektirir. Ancak tarihsel süreçte İslam, vahyin saf mesajından uzaklaşarak çeşitli yorumlarla parçalanmış, farklı mezhepler ve gelenekler oluşmuştur. Dinin kaynağı olarak yalnızca Kur'an'ı kabul etmek yerine, farklı kaynakları dine dahil eden çoğulcu anlayış, zamanla bir tür şirk anlayışını doğurmuş ve İslam'ı özünden uzaklaştırmıştır. Kehf Suresi 104. ayette belirtilen, "Amelleri boşa gittiği halde, kendilerini güzel işler yaptıklarını sananlar" ifadesi, bu sapmanın sonuçlarını açıkça ortaya koymaktadır.

Burada, dinde çoğulcu kaynak anlayışının nasıl ortaya çıktığı, bu anlayışın şirk unsuruna nasıl kapı açtığı ve günümüz Müslümanlarının bu parçalanmışlıktan nasıl etkilenerek geleneksel bir sapkınlık içinde yaşadığı ele alınacaktır.

1. Kur'an'ın Bildirdiği Saf Tevhid İnancı

Kur'an, insanlara rehberlik eden tek ve değişmez ilahi kitaptır. Tevhid inancı, tüm ibadetlerin ve inancın yalnızca Allah’a yönelmesi gerektiğini ifade eder:

"De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir (her şey O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir). O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'na denk değildir." (İhlas Suresi/1-4)

Ancak, İslam tarihi boyunca Allah’ın bildirdiği bu saf inanç zamanla insanlar tarafından farklı yorumlara tabi tutulmuş, peygamberin görev ve misyonu yanlış anlaşılmış ve din, siyasal ve kültürel dokularla şekillendirilerek asli hüviyetinden uzaklaştırılmıştır.

2. Resulün Görevi ve Ona Yapılan İftiralar

Kur'an, Resulün görevini açık bir şekilde belirtir: O, yalnızca Allah’tan aldığı vahyi insanlara tebliğ eden ve açıklayan bir elçidir:

"Eğer (Elçi) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kudretimizle yakalar, sonra onun şah damarını keserdik." (Hakka Suresi/44-46)

Bu ayetler, Resulün dini kendi görüşleri doğrultusunda şekillendirmediğini ve ona vahyedileni eksiksiz aktardığını açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, sonraki dönemlerde Resulullah (as)'a ait olduğu iddia edilen birçok söz ve uygulama dine eklenmiş ve Resul’e iftira atılmıştır.

3. İslam'ın Siyasallaştırılması-Emevilerden Günümüze

İslam tarihi, dinin siyasi otorite tarafından nasıl manipüle edildiğinin çarpıcı örnekleriyle doludur. Emeviler döneminde, iktidarı korumak için dinin yorumu değiştirilmiş, sultanların otoritesini meşrulaştıran bir din anlayışı oluşturulmuştur. Bu dönemde, peygamberin hadisleri ve sünneti adı altında birçok sahte rivayet ortaya atılmış ve bunlar sistematik olarak devlet eliyle dinin bir parçası haline getirilmiştir.

4. Sultanların Fetvalarıyla Dinin Şekillendirilmesi

Sultanlar, kendi siyasi çıkarlarını korumak adına ulemayı kontrol altına alarak, fetvalarla dini yeniden şekillendirmişlerdir. Bu süreçte, Kur'an’ın evrensel mesajı yerine, yönetici elitin çıkarlarına uygun bir İslam anlayışı oluşturulmuştur. Din, yalnızca bireysel ibadetlere indirgenmiş ve adalet, eşitlik gibi temel ilkeler göz ardı edilmiştir.

5. Hadis, Mezhep ve Kültürel Dokuların Dine Eklenmesi

İslam tarihi boyunca hadis literatürü, mezhepler ve kültürel dokular dine eklenerek Kur'an’ın saf mesajı gölgelenmiştir. Mezheplerin farklı fıkhi yorumlar geliştirmesi, Müslüman toplumlarda bölünmelere neden olmuş ve dini pratiklerde büyük farklılıklar doğurmuştur. Kur’an’ın tevhid mesajı, insanlar tarafından oluşturulan yorumlarla bulanıklaştırılmıştır.

6. Hakikat-Kur'an'ın Saf Mesajı ve Gerçek İslam

Kur’an, dini yalnızca Allah’a has kılarak hiçbir aracıya ihtiyaç duyulmadığını belirtir:

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir." (Maide Suresi, 44)

Günümüzde, farklı mezhepler, tarikatlar ve dini gruplar, İslam’ı kendi yorumlarına göre şekillendirmekte ve Allah’ın bildirdiği saf din anlayışından sapmaktadırlar. İnsanlar, atalarından gelen geleneksel din anlayışına körü körüne bağlanarak, aslında Kur’an’ın mesajına yabancılaşmaktadırlar.

Kur’an’ın saf tevhid inancı, Allah’ın gönderdiği dinin temel taşıdır. Ancak tarih boyunca çoğulcu kaynak anlayışı, mezheplerin, sultanların ve alimlerin etkisiyle dinin aslını bozmuş ve bölünmelere neden olmuştur. Günümüzde Müslüman toplumların içinde bulunduğu parçalanmışlık, bu sapmaların doğrudan bir sonucudur. Kehf Suresi 104. ayette belirtildiği gibi, "Tüm amelleri boşa gittiği halde hala kendilerini salih bir yolda sananlar" tam da bu anlayışın bir yansımasıdır.

İslam’ın özüne dönmesi, yalnızca Kur’an’ın rehberliğine bağlı kalmakla mümkündür. Şirkten arınmış, saf bir inanç sistemine ulaşmak için insanların geleneksel din anlayışlarını sorgulaması ve yalnızca Allah’ın vahyine yönelmesi gerekmektedir. Aksi halde, insanlar tarih boyunca olduğu gibi kendi ürettikleri yanlış din anlayışlarıyla yollarını şaşırmaya devam edeceklerdir.

Erol Kekeç/06.03.3025/Sancaktepe/İST

Vahyin Önünde Çöküş- Hakikati Yazıp Satanlara Karşı Tüm Zamanlara Ültimatom

İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri, hakikati bilerek tahrif etmek, onu çıkar uğruna eğip bükmek ve sonra da bu çarpıtılmış sözleri ...